Muğla’da 2021 yılında Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nde öğrenci olan Pınar Gültekin, Cemal Metin Avcı tarafından işkenceyle öldürüldü. Yargılama süreci boyunca Pınar Gültekin’in öldürülme şekline, işkenceye, katil tarafından delillerin nasıl yok edilmeye çalışıldığına ve katilin cinayeti meşrulaştırmaya yönelik iddialarına dair pek çok ayrıntı sansürsüz şekilde hem ulusal hem yerel medyada gündeme geldi.
Pınar Gültekin cinayetinin ardından Muğla’da 2021 ve 2023 tarihleri arasında en az üç kadın benzer yöntemle öldürüldü. Bunun üzerine Bodrum Kadın Dayanışma Derneği konuya dair bir açıklama yaparak “Kadınların şiddete maruz kalması sonrası etkin işlemeyen tüm mekanizmalar bu cinayeti de engellemeyerek ve durdurmayarak dolaylı yoldan fail erkek cesaretlendirdi” demişti.
Bu rakamın medyaya gösterdiği şeylerden biri, kadın örgütleri ve akademisyenlerin uzun süredir dile getirdiği “haber dilinin faillere yol gösterebildiği” yönündeki tespitin somut örneklerle görünür hale gelmesi oldu. Ayrıca bu tablo, şiddetin yalnızca fiziksel bir eylem olmadığını; kültürel olarak da üretildiğini ve medyanın toplumsal cinsiyet konusundaki yaklaşımı ile kullandığı dilin kadınların yaşamını doğrudan etkileyebilecek sonuçlar doğurabildiğini ortaya koydu.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!
Bu bakımdan, kadınların en temel haklarından biri olan yaşam hakkının korunması için hayati önem taşıyan yerel medyada şiddeti yeniden üretmeyen habercilik pratiği, Gündem Fethiye’nin hak odaklı habercilik yaklaşımının temelini oluşturuyor.
Bu nedenle de kadın cinayetlerinin ardından hak odaklı ve toplumsal cinsiyete duyarlı haberciliği geliştirmek amacıyla başladığımız haber incelemesi serisinin üçüncü bölümünde, Özlem Arslan cinayeti haberlerinin Muğla’daki yerel medyadaki yansımasını ele aldık. Özlem Arslan 2 Şubat 2026 tarihinde, çalıştığı markete gitmek için evinden çıktığı sırada boşanma aşamasında oldu erkek tarafından bıçaklı saldırıya uğradı ve olay yerinde hayatını kaybetti.
İncelenen haberler ve bunlara dair verilen istatistiklere Gündem Fethiye dahil edilmiyor. Örneğin Bodrum Kadın Dayanışma Derneği’nin açıklaması bir gazetede yayınlandı derken Gündem Fethiye dışındaki bir gazeteden bahsediyoruz. Bu bağlamda 42 yerel haber ve dokuz ajans haberi incelendi. Metindeki istatistiki verilere ise ajans haberleri dahil edilmedi. Örneğin “haberlerin 15’i asayiş kategorisinde” dendiğinde ajanslar hariç 42 yerel haber içindeki rakamdan bahsedildi.
İnceleme, yanlış ifadeleri göstermeye çalışırken bir yandan da bunların tekrar dolaşıma sokarak yaygınlaştırma riskini de barındırıyor. Bu nedenle incelenen haberlerdeki tüm sakıncalı ifadeler değil olabildiğince durumu göstermeye yönelik sınırlı sayıda ifadeye yer verildi.
HABERLER ARASINDAKİ BENZERLİK
Öncelikle, incelenen 42 haberden 17’sinin doğrudan, metin hiç değiştirilmeden veya çok küçük farklarla ajanslar metinlerinin değiştirilmeden kullanıldığı görülüyor.
Doğrudan ajans metnini kullanan haberlerin dışındaki haberlerde ise çoğunlukla yine ajans metnin kullanıldığı, fakat küçük sayılabilecek üslup farkları ile büyük ölçüde ajans metni ile örtüştüğü gözleniyor. Bu da 42 haberin en az 35’inde metinlerin neredeyse birebir aynı olması sonucunu doğuruyor.
Haber merkezlerinin ajans kullanımı tek başına bir probleme işaret etmiyor tabii ki fakat haber merkezlerinin, ajanslardan gelen metinleri editoryal bir süreç işletmeden doğrudan kullanıyor olması, ham haldeki bilgide var olan ve hak odaklı habercilik açısından sakıncalı olabilecek ifadelerin hızla yayılmasına neden oluyor.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!
Diğer yandan, doğrudan kopyalanmamış ve editoryal süreç işletilmiş üç haberde ise tercihin, özellikle ara başlıklarda sansasyonel, abartılı ifadelere yer verilmesi yönünde yapıldığı gözleniyor.
Journo’dan Emre Kızılkaya 2021 yılında “Türkiye’nin haber çölleri: 973 ilçeden 1.1 milyon haberi taradık, 3 haritayla anlatıyoruz” başlıklı çalışmasında bu konuya yer vermişti. Çalışmada 7-10 Şubat 2021 dönemini kapsayan iki haftalık süreçte, 6 bin 500’den fazla haber sitesinde 973 ilçenin adlarının geçtiği toplam 1 milyon 116 bin 916 içerik incelenmişti. İncelemenin sonuçlarına dair Kızılkaya şunları söylemişti:
“İlk iki haritada, yayına giren tüm haberleri dikkate almış ve tek tek saymıştık. Örneğin ‘Başakşehir’de kar yolları kapadı’ başlıklı bir ajans haberi, 100 farklı haber sitesinde yayına girdiyse bunu o gün için o ilçenin geçtiği 100 adet haber olarak kaydetmiştik.
Bu nedenle üstteki haritalarda haber sayısının çokluğu, aslında haber bolluğunu göstermiyor. Binlerce haber sitesinin özellikle AA, DHA ve İHA’nın yerel haberlerini aynen kopyalayıp yapıştırmayı bir rutin hâline getirdiği gerçeği var. (…)
İki hafta boyunca ilçe başına ortalama bin 147 haber geldi. Özgün haber sayısı ise 176 oldu. Yani kullandığımız algoritmaya göre Türkiye dijital medyasında yayına giren haberlerin yüzde 85’i özgün değil, kopya.”
OLAY ANI VİDEOSUNUN YAYINLANMASI VE HABERLERDE KULLANILAN GÖRSELLER
Haberlerdeki problemli ifadelere geçmeden önce, Özlem Arslan cinayetinde en başa yazılması gereken yanlış uygulamanın cinayet anı videosunun, sesler duyulabilecek şekilde ve sansürlenmeden doğrudan verilmesi olduğu söylenebilir. Videolarda bıçaklama anı görsel olarak bulanıklaştırılsa da Özlem Arslan’ın sesi olduğu gibi duyuluyordu.
İncelenen 42 haber içinde, videonun ajanslar aracılığıyla servis edilmesinin ardından çıkan haberlerden yalnızca ikisinde videonun ya da videodan ekran görüntüsünün kullanılmadığı görülüyor. Dört haber sitesinin olay anı videosunu yayınladığı, bir haber sitesinin videoyu yayınladığı fakat güncel haberde videoya erişilemediği görülüyor. İki haber sitesinin ise “görüntüler yayınlandı” şeklindeki haberine tamamen ulaşılamıyor. (Bu iki haber 42 habere dahil edilmedi).
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!
Videonun yayınlanmadığı haberlerde ise videodan olay anına dair ekran görüntülerinin yayınlandığı görülüyor.
Söz konusu video yalnızca yerel medyada değil ulusal medyada da yayınlandı.
ŞİDDETİ NORMALLEŞTİRME, PORNOGRAFİKLEŞTİME
Cinayet anı görüntülerinin veya öldürülen kadının cansız bedeninin görüntülerinin, bulanıklaştırılarak dahi yayınlanması hem ulusal hem de uluslararası mecralar ve akademisyenler tarafından şiddetin pornografisine ya da şiddetin normalleştirilmesine alan açmak olarak eleştiriliyor. Nitekim, haberin kamu yararı taşıması, bir görüntünün sadece var olması nedeniyle yayınlanmasını meşrulaştırmadığı gibi kadın cinayetini “izlenebilir bir içerik” haline dönüştürerek normalleştirme riski yaratıyor.
Üstelik bu görüntülerin, Özlem Arslan cinayeti haberlerinde olduğu gibi, “Dehşet görüntüler” ve buna benzer başlıklarla haberleştirilmesi eleştirilen noktalardan biri. Bianet’in hazırladığı “Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik Elkitabı”nda bu tür durumlara dair şunlar söyleniyor:“Bu yaklaşım, sistematik olan şiddeti sanki istisnaymış gibi gösterir, bazı vakaları toplum nezdinde öne çıkarırken, diğerlerini görünmez kılar. Bu şekilde şiddeti de normalleştirir çünkü ‘şok cinayet’ olmayan cinayetler, toplumsal tepki görmez.”


Diğer yandan bu görüntülerin öldürülen kadının aile bireyleri veya yakınları, arkadaşları tarafından görüleceği ve bu kişileri travmatize edebileceği unutulmamalı. Bu konuya dair P24 Akademi’nin Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik eğitimi materyalinde şunlar söyleniyor: “Şiddetle ilgili haberlerde şiddet görüntülerine yer verilmesi, bazı kişiler için travmatize edici ya da incitici, bazı kişiler için ise özendirici, yol gösterici olabilir. Şiddete maruz bırakılan bir kişinin yaralı görüntüsünün ya da şiddet anının görüntüsünün gerçekten gerekli olmadığı (yani görüntünün kendisinin haber olmadığı) durumlarda yayınlanmaması gerekir. Kanlar içinde yatan ya da yüzü morarmış kadınların fotoğraflarının, kocası/sevgilisi tarafından darp edilen bir kadının ya da tanımadığı bir grup erkek tarafından darbedilen LGBTİ+’ların videolarının, okuyucular arasında bulunan binlerce hayatta kalan açısından travmatize edici olduğunu unutmayın.”
Bu tür materyallerin kullanılması konusunda gündemde yer tutan tartışmalardan biri 2011 yılında gerçekleşmişti. Evli olduğu erkek tarafından 6 Ekim 2011 tarihinden bıçaklanarak öldürülen bir kadının, sırtından bıçaklanmış haldeki fotoğrafı bulanıklaştırılmamış halde “Kadına şiddette son nokta” başlığı ile Fatih Altaylı’nın genel yayın yönetmeni olduğu Habertürk gazetesinde manşetten verilmişti. Fatih Altaylı ise kadın cinayetlerine dikkat çekmek amacıyla bu görüntüyü yayınladığını savunmuştu. Hem haber, hem de haberin eleştirilmesine karşı Fatih Altaylı’nın yanıtı, kadın örgütleri tarafından protesto edilmişti.
Journo’da 2019 yılında olay üzerine yayınlanan bir haberde, iletişim akademisyeni Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu şu değerlendirmeyi yapmıştı: “Erkek şiddeti ile öldürülen bir kadının yarı çıplak halde ve sırtında bıçakla iç organları parçalanmış olarak gösterilmesi yalnız onun kimliğini ifşa etmekle kalmamış, aynı zamanda maktulü bir kez daha öldürmüştür. Guy Debord’un ‘Gösteri Toplumu’ kehanetine uygun bir biçimde bu vahşeti okurlara gerçek şiddetin ne olduğunu göstermek için yayımladığı gerekçesiyle sunmak büyük bir talihsizliktir. Ölüme, ölüye, ölü yakınlarına saygının rafa kaldırıldığı ve adeta ‘kamera hakkı’nın, ‘ölme hakkı’nın önüne geçtiği günümüzde medya tarafından şiddetin röntgencileri haline getiriliyoruz. Böylelikle şiddet normalleşiyor, sıradanlaşıyor; kadın cinayetleri toplumsal bir olay değil de adli bir vakaymış gibi haber yapılıyor.
İyi gazetecilik kan ve vahşet görüntüleri altında kadın bedenini vermek değildir. Aksine, kadına yönelik erkek şiddetinin arka planında yatan namus kavramı, erkeğin kadın üstünde kurmak istediği denetim, erkeğin kadın davranışı üzerine kurduğu kontrolü kaybetmesinden kaynaklanan utanç veya bu yöndeki algısı ile bu utancı tetikleyecek, kışkırtacak aile veya mahalle baskısı vs. etmenler üzerinde durulan insan hakları ve özelde de kadın hakları odaklı doğru dürüst habercilik yapmaktır.”
“HABERİ YAPARKEN KENDİMİZE SORULAR”
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Toplumsal Cinsiyet Eşitlikçi Haber Kılavuzu belgesinde, bu tür haberleri yaparken gazetecilerin kendilerine sorabilecekleri soruları şöyle sıralıyor:
- “Klişe ve basmakalıp olmaktan sakınabildik mi?
- İlgili ve gerekli bütün soruları sorduk mu?
- İzleyici kitlesine karşı duyarlı olabildik mi?
- Kullandığımız dilde ölçülü müydük?
- Fotoğraflar hikâyeyi şiddet ve röntgenciliğe vardırmadan anlatıyor mu?
- Farklı kaynakların ve ilgili kişiler ya da azınlıkların söylediklerine yer verdik mi?
- Editoryal olarak kullandığımız içerik, başlık ve etik kodlar örtüşüyor mu?”
Özlem Arslan cinayeti haberlerinde açık şekilde kullanılan videonun kamu yararına hizmet etmediği, haberin bu görüntü olmadan da anlatılabileceği, görüntünün bilgilendirme amacı değil sansasyon ve tık avcılığı amacı taşıdığı, dolayısıyla görüntü kullanmanın zorunlu araç olmadığı ortaya çıkıyor.
SORUNLU HABER GÖRSELLERİ
Bu alanda hazırlanan rehberlerin, görsel kullanımında söylediği şeyler de hemen hemen benzer. Rehberler, seçilen görsellerin belli klişeleri, şiddeti yeniden üretmemesi konusunda dikkatli olunması gerektiğini söylüyor.
Kadın cinayetleri görselleri söz konusu olduğunda yapılan önemli hatalardan birinin erkek fail ve öldürülen kadın eğer evliyse, sevgiliyse ya da herhangi bir yakınlık durumu varsa “Eski mutlu günler” temalı fotoğraflarının ana görsel yapılması olarak belirtiliyor. Bianet’in Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik Elkitabı’nda “Bunlar güncel ya da habere dair olmadığı gibi, romantik çağrışımları olan görseller” deniyor. TGC Toplumsal Cinsiyet Eşitlikçi Haber Kılavuzu belgesinde de “Öldürülen kadının fotoğrafı ya hiç kullanılmamalı veya olay sonrası değil öncesinde çekilmiş fotoğrafı eğer gerek varsa kullanılmalı” deniyor.
Özlem Arslan cinayeti haberlerinde üç haber görselinde fail ve öldürülen kadının fotoğrafının yan yana kolaj yapıldığı görülüyor. Bu kullanım tarif edilen “mutlu günler” temasına doğrudan uymasa da bu tür kullanılmaların kadın cinayetlerini “aile dramı” gibi normalleştirilmesi riski taşıdığı belirtiliyor ve bunun yerine kadına yönelik şiddete dair “sahadan, güçlü, politik fotoğraflar” kullanılmasının hak odaklı haberciliğe daha uygun olacağı belirtiliyor.
Diğer ana görsellerde Özlem Arslan’ın fotoğrafının olay yeri fotoğrafı üzerine ya da videodan kesilen olay anı görseli ile kolaj yapılarak verildiği görülüyor.
Diğer yandan, bir haberde olay yerinden bir ceset torbası fotoğrafı haberin içinde kullanıldığı görülüyor. Bir haberde ise cinayetten hemen sonra çekilmiş, Özlem Arslan’ın cansız bedeninin üstünde bir örtünün olduğu fakat bir uzvunun örtünün altından açıkça görülebilir olduğu bir fotoğraf haberin içine yer alıyor. Bir başka haberde aynı fotoğraf bulanıklaştırılarak kullanılmış olarak görülüyor.
Bu tür görsellerin kullanımının öldürülen kadın ve yakınlarının kişilik haklarının ihlal ettiği belirtiliyor. TGC Toplumsal Cinsiyet Eşitlikçi Haber Kılavuzu belgesinde, “Cinayet haberlerinde öldürülen insanların bedenlerinin pornografik bir şekilde teşhiri yapılmamalı” ve “Şiddeti sıradanlaştıran olay mahalli fotoğrafları kullanılmamalı” deniyor. Bu tür haberlerde mutlaka kullanılacaksa kadının olay öncesinde çekilmiş bir fotoğrafının kullanılması gerektiği ve aynı özenin bu fotoğrafın seçiminde de gösterilmesi gerektiği belirtiliyor. Fotoğraf seçiminde kadının mahremiyetine saygı duyulmasının, örneğin bikinili bir fotoğrafının kullanılmamasının altı çiziliyor.
HANGİ GÖRSEL KULLANILMALI?
Kadın cinayeti; kadına, çocuğa, LGBTİ+’lara yönelik şiddet haberleri yaparken Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği tarafından hazırlanan Görsel Arşiv sitesi kullanılabilir.


Görsel Arşiv hakkında sitede şu bilgiler veriliyor: “Bu web sayfası, basın ve medya çalışanlarının cinsel şiddet haberlerinde hak temelli habercilik anlayışı ile üretilmiş, doğru mesaj veren, güçlendirici görseller kullanmalarını teşvik etmek amacıyla Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği tarafından hazırlanmıştır.” Siteye kaydolunduğunda fotoğraf indirmek ücretsiz. Yalnızca fotoğraflar kullanıldığında, sitede belirtildiği şekliyle kaynak gösterilmesi isteniyor.
Diğer yandan uluslararası belgelerde de de konuya değiniliyor. Birleşmiş Milletler Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kadının Güçlendirilmesi Birimi (UN Women), Cinsiyet ve Yaşa Duyarlı Medya İçeriğinde Kız Çocuklarına Yönelik Şiddet Haberlerinin Haberleştirilmesinde 10 Temel Unsur” başlıklı belgede şunları söylüyor: “Kadın cinayetlerinde, cesetlerin fotoğraflarını asla yayınlamayın, vücut örtülü veya görüntü bulanık olsa bile.”
Peki bu haberlerde yayınlanan video ve görseller dışında, hak odaklı habercilik açısından sorunlu olabilecek ifadeler nelerdi?
HABER HANGİ KATEGORİLERDE VERİLMİŞ?
Olayın ilk defa duyurulduğu “Çalıştığı markete giderken bıçaklanarak öldürülen kadın” benzeri başlıklı haberlerde genel anlamda sorunlu ifadeye rastlanmıyor. Haberin bu aşamasında henüz detaylar netleşmiş değildi.
Fakat bu aşamadan başlayarak tüm haberlerde, haberin kategorisinde hatalı uygulamalar görülüyor. İncelenen haberlerin tümünde haber kategorisinin üçüncü sayfa haberi gibi verildiği görülüyor. İncelenen haberlerde kaç haberin hangi kategoride verildiği ise şu şekilde:
- Gündem 17
- Asayiş 15
- Muğla Haberleri 3
- Bodrum Güncel 2
- Bölge 1
- Bodrum haberleri 1
- Milas Haberleri 1
- Genel 1
- Yerel haber 1
Kadın örgütleri, bu alanda çalışan akademisyenler, bu konuda hazırlanan rehberler kadın cinayetlerinin üçüncü sayfa haberi gibi verilmemesi gerektiğini, bu şekilde yapılan haberlerin kadın cinayetlerinin politik yanını gizlediğini belirtiyor.
Filmmor Kadın Cinayetleri Haberleştirme Kılavuzu, kadın cinayetlerinin toplumsal ve politik bir mesele olmasından dolayı, bu haberlerin üçüncü sayfa haberi şeklinde değil gazetelerde birinci sayfa veya politika, yaşam gibi sayfalarda; televizyon haberlerinde ise adli olaylar arasında değil siyasal olaylar arasında yer alması gerektiğini söylüyor.
KADIN CİNAYETİ KAVRAMI KULLANILMIŞ MI?
İngilizce “Femicide”, Fransızca “Féminicide” olan “Kadın cinayeti” kavramını, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu şöyle tanımlıyor: “Femicide kavramına göre; ‘embriyodan cenine, bebekten çocuğa, erişkinden yaşlıya kadar tüm kadın cinsiyetteki bireylerin sadece cinsiyetlerinden dolayı ya da toplumsal cinsiyet kimliği algısına aykırı eylemleri bahane edilerek, bir erkek tarafından öldürülmesi ya da intihara zorlanmasıdır. Femisidler salt kadın cinsiyetteki insanların öldürüldüğü cinayetler olarak algılanmamalıdır. Nefretle işlenen bu cinayetlerde, saldırıya uğrayan şey kadın kimliğidir.”
Bu nedenle kadın cinayetlerini haberleştirirken bu kavramın kullanılması öneriliyor. Ayrıca, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu veya Bianet Erkek Şiddeti Çetelesi gibi kadın cinayeti verilerinin toplanması sırasında medyaya yansıyan haberlerde kadın cinayeti kullanımının veri toplanması açısından da önemli olduğu söyleniyor.
Özlem Arslan cinayetinde incelenen 44 haberden 13’ünün başlığında olayın “kadın cinayeti” olarak adlandırıldığı görülüyor. Bir haberde “kadın c*nayeti” şeklide bir kullanım görülürken, iki haberde “eş cinayeti” kavramının kullanıldığı görülüyor.
SANSASYONEL İFADELER, DUYGU SÖMÜRÜSÜ, TIK AVCILIĞI…
Bu kullanımların dışında, başlıklarda ve haber metinlerinde hak odaklı habercilik açısından kullanılmaması gereken ifadelerin karşımıza çıktığı görülüyor. Örneğin “Korkunç olay”, “dehşet”, “vahşet”, “kan donduran” gibi ifadelerin başlıkta yer aldığı görülüyor.
Bianet’in Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik Elkitabı’nda, başlıktaki bu ifadeler “tık avcılığı” olarak nitelendiriliyor, neden sorunlu olduğuna dair şunlar söyleniyor: “Cinayete ‘şok’, cinsel şiddete ‘iğrenç eylem’, çocuk istismarı davasına ‘utanç davası’ ifadelerini kullanma. Bu yaklaşım, sistematik olan şiddeti sanki istisnaymış gibi gösterir, bazı vakaları toplum nezdinde öne çıkarırken, diğerlerini görünmez kılar. Bu şekilde şiddeti de normalleştirir çünkü ‘şok cinayet’ olmayan cinayetler, toplumsal tepki görmez.”
Haber metinlerinde öne çıkan bu ifadeler de çoğu haberde tekrarlanıyor. Özellikle olayın detaylarının belirginleşip servis edilmesinin ardından, sansasyon ve dramatizasyon dozunun arttığı gözleniyor. Başlıkta “kadın cinayeti”nin yer verildiği haber metinlerinde de aynı problemli ifadelere rastlandığı görülüyor.
Haber metinlerinde duygu sömürüsü, şiddet anının detaylı betimlenmesi ve faillere yol gösterici detayların adım adım anlatılması noktalarının birlikte ilerlediği görülüyor. Metinlerin önemli bölümünün benzer ya da aynı olduğu göz önüne alındığında bu ifadeler birden fazla haber sitesindeki metinlerde tekrarlandığı görülüyor.
Örneğin, incelenen haberlerin çoğunda “talihsiz kadın”, “İmdat ve yardım çığlıkları her yeri inletti”, “ortaya çıkan görüntüler yürekleri dağladı”, “yaşanan vahşet güvenlik kamerasına saniye saniye yansıdı”, “yürek yakan feryatlar”, “korkan, çaresiz kurtulmaya çalışan Özlem” gibi ifadeler yer alıyor.
Bu tür ifadeler haberin bilgi değerine herhangi bir şey katmazken acı pornografisine varan bir duygusallık yaratıyor. Filmmor Kadın Cinayetleri Haberleştirme Kılavuzu bu tür ifadelere dair, “Kadın cinayetlerini haberleştirmek için çok sansasyonel (!) bir cinayet işlenmesi gerekmez, bu cinayetlerin işlenmesini önlemek için yapılan çalışmalara ve çözüm öneren röportajlara bir cinayet olmadan da yer verilebilir” diyor.
ŞİDDET ANININ DETAYLANDIRILMASI
Haberlerin çoğunda cinayet anının detaylı şekilde betimlendiği görülüyor. “Vahşet güvenlik kamerasına saniye saniye yansıdı” gibi ifadelerle de betimlenen anların etkisinin artırılmaya çalışıldığı görülüyor.
Filmmor Kadın Cinayetleri Haberleştirme Kılavuzu, konuya dair “Cinayetin ayrıntılarını pornografik olarak resmederek şiddet pornografisi üretilmemelidir” deniyor.
Toplumsal Cinsiyet Eşitlikçi Haber Kılavuzu da “Melodramdan, sansasyon ve pornografiden kaçınılmalı. Cinayetin ayrıntılarını pornografik olarak resmederek şiddetin pornografisi üretilmemeli” diyor.
YOL GÖSTERME RİSKİ
Haberlerin çoğunda failin cinayeti planladığına ve ardından cinayet delillerini yok etmek için neler yaptığına dair bilgilerin adım adım anlatıldığı görülüyor. Bu serinin çıkış noktası olan Pınar Gültekin cinayetinden sonra Muğla’da yakılarak öldürülen kadınların sayısındaki artış, bu “bilgilendirmenin” neden yapılmaması gerektiğinin en belirgin örneklerinden biri olarak gösterilebilir.
Yol gösterme başlığında bu tür haberlerde farklı farklı durumlar gözlenebiliyor. Özlem Arslan cinayetindeki durum ise faillerin yakalanmaya yönelik ipuçları öğrenmesine yönelik olarak ortaya çıkıyor. Öyle ki incelenen bir haberde, adımlar anlatılmakla kalmamış bu adımların yakalanmama yolunda neye hizmet ettiği de açıklanmış.
TGC Toplumsal Cinsiyet Eşitlikçi Haber Kılavuzu, “Bu pornografik anlatım biçim, suç işleme potansiyeline sahip kesimlerde özendirici/tetikleyici etkiye neden oluyor hatta yol gösterici bir rehbere dönüşebiliyor” diyor.
“CANİ KOCA”
İncelenen haberlerin çoğunda cinayeti işleyen erkek “cani” kelimesiyle tanımlanıyor. Bianet’in Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik Elkitabı’nda bu sıfatların kadın cinayeti haberlerinde sıklıkla rastlandığına dikkat çekiliyor ve “Bu yaklaşım söz konusu şiddet olayının, ‘caninin teki tarafından gerçekleştirilmiş, tekil bir vaka’ olduğu izlenimini yaratır” deniyor.
Fiziksel ya da cinsel şiddet uygulamanın bir hastalık ya da patolojik bir durum olmadığına vurgu yapılan Elkitabı’nda bu haberleri yapan gazetecilere şunlar öneriliyor: “Şiddetin faillerini ruhsal bozukluğa sahip kişiler gibi gösterme. Depresyon, şizofreni gibi rahatsızlıkları haberinde gelişigüzel kullanıp şiddeti gerekçelendirme, bu tanıyla yaşa yanları zan altında bırakma. Çünkü uzmanlar, sistematik şiddet uygulayan erkeklerin tedavi edilecek bir hastalığı olmadığını, şiddetin çoğunlukla patolojik değil, toplumsal nedenleri olduğunu her fırsatta hatırlatıyor” deniyor.


Ayrıca, Toplumsal Dayanışma için Psikologlar Derneği Kadın Komisyonu tarafından Şubat 2015 yılında, bu başlıkta yapılan bir açıklama hatırlatılıyor. Açıklamada şu ifadeler yer alıyor: “Kadın cinayetleri gündelik hayatta sıkça karşılaşılan tacizlerden, kadınların maruz kaldığı diğer psikolojik, ekonomik, cinsel ve fiziksel şiddetten; ayrımcı pratiklerden uzak ya da bağımsız değildir. Bu nedenle de şiddeti uygulayan erkeklerin gözü dönmüş caniler, hasta ve sapıklar, cinnet geçirenler, yani ‘öteki’ erkekler olduğunu söylemek, ülkemizde kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin vardığı boyutu sadece azımsamaya ve yaşananları münferitleştirmeye hizmet etmekle kalmaz, faili yine erkekler olan diğer şiddet biçimlerini de görünmez kılar ve normalleştirir.”
SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ GÖRÜŞLERİNE YER VERME, FİKRİTAKİP ORANI
Özlem Arslan cinayeti sonrasında Eski Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Muğla Barosu, Bodrum Kadın Dayanışma Derneği, Bodrum Kadın Platformu açıklama yaptı.
İncelenen haberlerin yedisinde Yılmaz Tunç’ın açıklamasına yer verildiği görüldü.
Yalnızca bir haberde Bodrum Kadın Dayanışma Derneği açıklamasına yer verdiği görülüyor.
Bir haberde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Eski Milas İlçe Başkanı Ahmet Kılbey tarafından yapılan bir açıklama haberi görülüyor.
TGC Toplumsal Cinsiyet Eşitlikçi Haber Kılavuzu belgesinde şunlar söyleniyor: “Fikri takip yapılmalı. Cinayet haberinin ardından failin yakalanma, yargılanma süreçleri takip edilerek haberleştirilmeli. Cinayet davalarını izlerken haberde, kadın örgütleri veya herhangi bir kurum/kuruluşun cinayet davalarına müdahil olma talebi, yargı sürecinde maktule destek veren eylem ve görüşler yer almalı.”
İncelenen haberlere ulaşmak için buraya tıklayın.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!

