Küresel Araştırmacı Gazetecilik Konferansı 20-24 Kasım 2025 tarihleri arasında Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’da düzenlendi. GIJN (Global Investigative Journalism Network – Küresel Araştımacı Gazetecilik Ağı) tarafından sağlanan Fellowship programı sayesinde bu sene ben de konferansa katılma şansı yakaladım. Süreç boyunca yaşadıklarımı sizlerle bu yazıda paylaşacağım.
Tüm süreç aslında GIJN Konferansı’na Fellowship programı ile gidilebildiğini öğrenmem ile başladı. Sonrasında başvuruların açılmasını bekleyip, açılır açılmaz da başvuru formunu incelememle ilerleyen bir süreç oldu. Formu özenle ve en az 2 saatimi ayırarak doldurdum. Tam bir sene öncesinde başvuruları açan konferansın değerlendirme süreci de vakit aldı. Sonuçların açıklanacağı söylenen tarihte mail gelmeyince kazanamadığımı da düşündüm. Sonrasında çok fazla başvuru olduğu için sonuçların açıklanmasının gecikeceğini belirten maili alınca biraz olsun rahatlamıştım. Haftalar sonra elemeyi geçtiğimi öğrendiğim andaki şaşkınlığımı ve sevincimi anlatmaya ise kelimeler yetmez.
Bu sürecin ardından da süreç tempolu bir şekilde istenen formları doldurmakla ve yolculuk için yapılması gerekenleri tamamlayarak geçti. Her şeyi doğru yapmaya yönelik duyduğum kaygının ardından tarih yaklaştıkça içimi bir heyecan kaplamaya başlamıştı ve sonunda yolculuk tarihi geldi çattı.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!


Yaklaşık 13 saatlik Abu Dabi aktarmalı Kuala Lumpur uçuşuyla kalacağım otele ulaştım. Yol yorgunluğunu üzerimden attıktan sonra açılış etkinliği için Kuala Lumpur Convention Centre’ye gittim.
Konferansın açılış etkinliğinin ardından teyitçilik araçlarından yapay zeka kullanımına kadar araştırmacı gazetecilikte kullanılabilecek birçok yöntem konuşuldu. Spor dünyasındaki suistimallerden kripto suçlarına, deepfaketen savaş suçlarına kadar çeşitli başlıklardaki atölye ve panellere katılmak fazlasıyla verimliydi. Cebimde birçok yeni bilgi ve deneyimle geri döndüm.
Bir de kazanılan yeni arkadaşlıklar çok keyifliydi. Çok fazla isim sıralayabilirim şu an ama isimlerden öte ortak bir anlamda buluşma duygusuydu asıl değerli olan. Bu nedenle Global Investigative Journalism Network ekibine çok teşekkür ediyorum, böylesi kıymetli bir paylaşım ağına dahil olmama imkan sağladıkları için.
Katıldığım atölye ve panellerden bahsetmek istiyorum.
Kara Kutuyu Çözmek: Araştırma Algoritmaları (Cracking the Black Box: Investigative Algorithms)
Önde gelen gazetecilik uzmanları, toplumsal hayata entegre olan algoritmaların görünmez süreçlerini, tedarik zincirlerini ve neden oldukları sistemsel hak ihlallerini ortaya çıkarmak için kullanılan araştırma yöntemlerini paylaştı.
Algoritmaların yarattığı maddi zararlar ve hak ihlallerini ele alan bu panelin moderatörlüğünü Karol Ilagan üstlenirken konuşmacılar arasında Jasper Jackson, Gabriel Geiger ve Lam Thuy Vo yer aldı.
Ilagan, özellikle teknoloji haberciliğinin gelişmekte olduğu bölgelerde algoritmaların karmaşıklığını ve “kara kutu” doğasını basitleştirmeyi amaçladıklarını belirterek, “Ancak algoritmaların, özellikle teknoloji bağlamında konuştuğumuzda, bir sorunu var: İnsanlar bu algoritmaların gerçekte nasıl çalıştığını pek bilmiyor. Bu yüzden onlara sıklıkla ‘kara kutu’ deniyor. Yani çoğu zaman girdiyi ve çıktıyı biliyoruz ama tarifin kendisini, girdinin çıktıya nasıl dönüştüğünü bilmiyoruz. Kara kutu kavramı da buradan geliyor” şeklinde konuştu.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!
Ayrıca Ilagan, Pulitzer Center tarafından geliştirilen ve veri aşamasından uygulama aşamasına kadar her adımda hesap verebilirliği odağa alan bir yapay zeka araştırma çerçevesini vaka çalışmaları üzerinden sunacaklarını ifade etti.


Transformer‘ın Genel Yayın Yönetmeni Jasper Jackson, yapay zekâ ve algoritmaların akıl almaz boyutlardaki devasa veri kümeleri ve yoğun işlem gücüyle inşa edildiğini ancak bu sürecin sadece veri toplamakla sınırlı kalmayıp makinelerin öğrenmesini sağlamak için insanların yürüttüğü yoğun veri etiketleme emeğine dayandığını ve bu durumun araştırmacı gazetecilik için kritik bir odak noktası sunduğunu vurguladı.
Jackson, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Son 5–10 yılda, özellikle içerik moderasyonu gibi alanlarda, büyük teknoloji şirketlerinin arkasında yürütülen “gizli emek” hakkında pek çok haber yapıldı. Bu işleri yapan insanlar, gördükleri içerikler nedeniyle ciddi travmalar yaşadı, ruh sağlığı sorunlarıyla karşı karşıya kaldı. Üstelik bu çalışmalar temelde veri etiketleme faaliyetleridir. Hatta günümüzde içerik moderatörlerinin yaptığı işler, algoritmaları eğitmek için de kullanılıyor. Bu devasa bir sektör; çok sayıda insan bu işin içinde. Pek çok suistimal, pek çok sorun var ve şu anda gerçek insanların gerçek zararlar gördüğü bir alan.”
Yapay zekâ şirketlerinin telif davalarında asıl sorunun fikri mülkiyeti kullanmalarından ziyade bu verileri elde etme yöntemleri olduğunu vurgulayan Jackson gözetim, önyargı ve düşük veri kalitesi gibi unsurların sistemik zararlara ve kötü niyetli müdahalelere açık zemin hazırladığını ifade etti.
Jackson, yapay zekâ sistemlerinin üretim sürecindeki etik sorunları ve insan hikâyelerini ortaya çıkarmak için veri etiketleme sektörünün kritik bir giriş noktası sunduğunu belirterek şunları kaydetti:
“Çok sayıda insan çalıştırıyorlar, çok para kazanıyorlar ve insanları ‘ilginç’ yerlerde istihdam ediyorlar. Muhtemelen bu tür ilanları internette görmüşsünüzdür, Reddit’te gezinirken benim karşıma sürekli çıkıyorlar. Büyük teknoloji şirketleri, insanların genellikle güvencesiz koşullarda kolayca çalışabildiği, küresel ölçekte dağılmış bir iş gücü yarattı.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!
Örneğin veri etiketleme işleri, mülteci kamplarında oldukça yaygın. Çünkü devlet mekanizmaları üzerinden gelir elde edemediğiniz durumlarda, bir bilgisayara erişiminiz varsa, ki bunu genellikle iyi niyetli kuruluşlar sağlıyor, para kazanmak için görece ‘iyi’ bir yol. Bu işler her yerde ve dünyanın dört bir yanındaki insanlar bu yolla az da olsa gelir elde ediyor. Bu yüzden de bu kadar yaygın.”
Jackson ayrıca bu alanda yapılmış şu üç haberi örnek olarak gösterdi:
“Bir Roomba tuvaletteki bir kadını kaydetti. Peki ekran görüntüleri Facebook’a nasıl sızdı?”
“Amazon’un gözleri: Devasa bir gözetim sistemini ayakta tutan gizli iş gücü”
Rusya’nın “Pravda” örneğindeki gibi veri zehirleme yöntemleriyle dil modellerini manipüle etme çabalarına değinen Jackson, araştırmacı gazetecilerin bu süreçleri forumlar, kamu sözleşmeleri ve dijital izler üzerinden deşifre edebileceğini aktardı.
Gabriel Geiger ise yapay zekânın fiziksel altyapısını oluşturan veri merkezlerinin çevresel etkileri ile çip tedarikindeki jeopolitik rekabetten söz ederken algoritmaları incelemek için şeffaf kod analizine dayanan “cam kutu” ve dış gözleme dayanan “kara kutu” yöntemlerini kullanarak sistemlerdeki önyargı ve dezenformasyonun denetlenebileceğini vurguladı.


Türkçe Ağ Oluşturma (Networking: Turkish)
Sonrasında Türk gazeteciler olarak ağ oluşturma etkinliğine katıldık, oturumu Pınar Dağ yönetti. Sadece Türkiye değil Azerbaycan’dan gelen Türkler de bu etkinliğe katılım sağladı. Türk gazetecilerle ağ oluşturmak için gelen Yunan, Ukrayna ve Endonezyalı gazeteciler vardı.
Diğer ülkelerden gelen gazeteciler özellikle kendi ülkelerindeki suç ve yolsuzlukları araştırırken ipin bir ucunun Türkiye’de olduğunu gözlemlemiş. Bu nedenle de sınırötesi iş birlikleri için ağ oluşturma etkinliğine gelmişlerdi. Kurulan bu ağın çıktılarından birini Agos Gazetesi’nin Burcu Karakaş gerçekleştirdi. “Türkiye’ye getirilen Ukraynalı yetimlere yönelik ihmal ve istismar zinciri” başlıklı haberiyle ülke çapında yankı uyandıran bir habere sınırötesi çalışma ile imza attı.
Kripto Varlık Suçlarını Araştırmak İçin Kullanılan Araçlar ve Teknikler (Tools And Techniques To Investigate Cryptoasset Crimes)
Bu atölyedeki konuşmacılar ise Guilherme Amado ve Jan Strozyk oldu. Araştırmacı gazetecilere, yasadışı mali işlemleri gizlemek için kullanılan kripto para trafiğini izleme, blok zinciri verilerini analiz etme ve anonim cüzdan sahiplerini tespit etme yöntemleri öğretildi.
Kripto varlıkları araştırmanın teknik ve pratik yönlerine değinen Jan Strozyk, blockchain teknolojisinin gazeteciler için önemini vurgulayarak “Bir vakayı araştırırken sorulması gereken ilk sorulardan biri şudur: Buradaki kripto varlık tam olarak nedir? Bitcoin mi, bir stablecoin mi, yoksa daha dün oluşturulmuş bir token mı? Bu soru bile risk profili hakkında size çok şey söyler” şeklinde konuştu.
Blockchain’in anonim değil “takma isimli” (pseudonymous) olduğu ve kamuya açık yapısı sayesinde bir mahkeme kararı olmaksızın tüm işlem geçmişinin görülebileceğine değinen Strozyk, sözlerini şöyle sürdürdü:
“‘João da Silva, Maria Souza’ya bir bitcoin gönderdi’ gibi bir bilgi görmezsiniz. Bunun yerine “Cüzdan A, Cüzdan B’ye bir bitcoin gönderdi” ifadesini görürsünüz. Fakat işlem kalıpları, diğer blokzincir verileriyle birleştirildiğinde çoğu zaman cüzdanın arkasında kimin olduğu ortaya çıkar. Bu yüzden kriptonun izlenemez olduğunu söylemek yanlıştır. Aksine, birçok suçlu tam da blokzincirde bıraktıkları en az bir kalıcı ve kamusal iz sayesinde, araştırmacılar, şirketler ya da biz gazeteciler tarafından yakalanmıştır.”


Atölyede ayrıca yeni başlayanlar için kripto araştırmacılığında kullanılabilecek bazı araçlar gösterildi. Bu araçlar linkleriyle birlikte şuraya bırakıyorum: Chainalysis, Elliptic, Crystal Intelligence.
Guilherme Amado ise Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu (ICIJ) tarafından yürütülen ve kripto para endüstrisinin aracılarını inceleyen “The Coin Laundry” (Coin Yıkama) isimli projeyi tanıttı.
Kripto dünyasındaki yasa dışı kullanımlara olanak sağlayan ve banka gibi işlev gören şirketlerin nasıl denetlendiği anlatan Amado, “Fikir, ICIJ’in her zaman yaptığını yapmaktı; yani kripto paraların bu yasa dışı kullanımına imkan sağlamaktan sorumlu olan şirketlere bakmak” dedi.
Özellikle kripto paraların hayatımıza bu kadar entegre olduğu bir dönemde bu alandaki suçları incelikli bir şekilde araştırmak için faydalı bir atölye olduğunu düşünüyorum. Kripto para yatırımıyla ilgilenen yakın arkadaşım sayesinde bu alandaki dolandırıcılık örneklerine kulak aşinalığım olduğu için bu eğitim farklı bir bakış açısı edinmeme olanak sağladı.
Geniş bir yelpazede hazırlanan panel ve atölyelerin genç gazeteciler için de önemli bir vizyon yarattığını düşünüyorum. Gazetecilik sürekli kendini yenileyen bir meslek ve dijital dünyada habercilik yaparken farklı alanlarla ilgili yapılan habercilik örneklerini işin uzmanlarından dinlemeyi çok yararlı buluyorum.
Sporu Araştırmak (Investigating Sports)
Tracy Weber’in moderatörlüğünü üstlendiği bu oturumda, konuşmacılardan olan Robert Schöffel ve Linda Ngari amatör liglerdeki usulsüzlüklerden elit spor dünyasına kadar uzanan geniş bir yelpazeyi ele aldı. Konuşmacılar, spor dünyasındaki kapalı organizasyonların, karmaşık finansal yapıların ve yolsuzluk ağlarının ardındaki gerçekleri gün yüzüne çıkarmak için kullandıkları belge inceleme ve kaynak geliştirme tekniklerini katılımcılarla paylaştı.
Profesyonel liglerin ötesinde, dördüncü ve beşinci ligler gibi amatör futbol maçlarının küresel bahis sitelerinde (örn. Bet365) yoğun şekilde yer aldığını ortaya koyan panelde bu süreçlerin araştırılmasında izlenen yöntemlere değinildi. Almanya gibi ülkelerde amatör maçlara bahis oynamanın maç sabitleme riskinin yüksekliği nedeniyle yasak olduğu ancak bu sitelerin IP bazlı kısıtlamalarla bu durumu gizlediğinden söz edildi.
Linda Ngari, Dünya Kupası bağlantılı olduğu iddia edilen yapının bir hedge fonu olmadığını, bunu şifreli iletişim nedeniyle ekran görüntülerine ve mağdurlar arası çapraz doğrulamaya dayanarak yürüttükleri araştırmayla ortaya koyduklarını aktardı. Yüz tanıma, şirket kayıtları ve açık kaynak araçlarıyla yapılan incelemelerin, farklı kimlikler kullanan yöneticiler ile Kenya’daki sözde çalışanların aslında Dubai merkezli bir modellik ajansından kiralanmış kişiler olduğunu gösterdiğini ifade etti.


Robert Schöffel ise geçen yıl Türkiye’de neler olup bittiğine dair yaptığı bir araştırmadan şu şekilde söz etti:
“Muhtemelen ABD’de, çok üst düzey oyuncuların ve antrenörlerin dâhil olduğu şike skandallarını duymuşsunuzdur. Türkiye’de de hakemlerin de yer aldığı, çok sayıda hakemi kapsayan büyük bir şike skandalı olduğunu duydum. Ancak bana göre bu sadece buzdağının görünen kısmı. Çünkü bizim ortaya çıkardığımız şey, profesyonel liglerin altında, bahis sitelerinde sunulan çok büyük bir amatör spor müsabakaları ağı olduğu. Biz araştırmamızda yalnızca futbol maçlarına odaklandık ama uluslararası bahis sitelerinde neredeyse her sporu bulmak mümkün.”
Araştırmaya Avustralya’dan gelen bir ihbarla başladığını belirten Schöffel, farklı IP adresleriyle girildiğinde bahis sitelerinde Almanya’daki amatör liglerin de görünür hâle geldiğini ve bunun sistematik bir uygulama olduğunu fark ettiklerini anlattı. Amatör müsabakaların denetimsiz olması nedeniyle şike riskinin çok yüksek olduğunu, ayrıca bu tür bahislerin 7/24 erişilebilirlik yaratarak kumar bağımlılığını artırdığını vurguladı.
Pixel Logic: Yapay Zeka Destekli Deepfake’leri Araştırmak (Pixel Logic: Investigating AI Deepfakes)
Sophia Xu ve Najmi Mamat’ın konuşmacı olduğu bu atölyede, günümüzün en önemli dezenformasyon tehditlerinden biri haline gelen deepfake teknolojisi masaya yatırıldı. Konuşmacılar, özellikle seçim ve kamu sağlığı gibi kritik konularda risk oluşturan yapay zeka üretimi içeriklerin kaynağını bulmak için kullanılan en güncel araçları uygulamalı olarak gösterdi.
Yapay zekânın hem gerçeği kurgudan ayırt edememesi hem de kullanıcıyı memnun etmeye yatkın olması nedeniyle ne yapay zekâ araçlarının ne de tespit sistemlerinin bugün için güvenilir bir doğrulama sağlayamadığını, bu yüzden insan doğrulamasının hâlâ vazgeçilmez olduğunu vurgulayan Sophia Xu, “Yapay zeka yapay zekayı doğrulamak için kullanılabilir mi? Cevap maalesef şu ana kadar hayır, çünkü gerçeği kurgudan ayıramıyorlar” şeklinde konuştu.
Najmi Mamat ise AFP’de yapay zekâ üretimi içerikleri doğrulamak için CSOSD adı verilen en iyi uygulamalar çerçevesinde ipuçlarını inceleme, kaynağı sorgulama, tersine görsel arama, coğrafi konumlama, diğer kaynaklarla çapraz kontrol ve tespit araçlarını birlikte kullanmanın önemini vurguladı. Yapay zekâ etiketlerinin her zaman bulunmadığını ve içeriklerin kamuoyunu yanıltabildiğini belirterek, küçük görsel–işitsel hatalara dikkat edilmesi, tanıkların ve güvenilir kaynakların mutlaka kontrol edilmesi gerektiğini ifade etti.
“Sonuç olarak, internette gördüklerimizi sorgulamak ve doğrulamak hâlâ insan doğrulayıcıların görevi” diyen Mamat, şunları söyledi:
“Yapay zekâ üretimi görsel ve videolara baktığımızda, küçük hatalar bize çok şey anlatabilir. Yapay zekâ gelişmiş olsa da hâlâ hata yapıyor. Bazen yüzler tuhaf görünebilir, insanların fazla ya da eksik parmakları olabilir, videolarda okunamayan ya da anlamsız metinler yer alabilir, görüntüler bozulmuş olabilir ya da nesneler birbirinin içine erimiş gibi görünebilir.
Özellikle uzun videoları incelerken süreklilik hatalarına dikkat etmek gerekir. Örneğin bir kişinin tişört renginin değişmesi ya da bir nesnenin doğal olmayan şekilde hareket etmesi gibi. Bu küçük detaylar, bir görselin ya da videonun gerçek mi yoksa yapay zekâ ürünü mü olduğunu anlamanıza yardımcı olabilir.”


Biyometrik Teknoloji ve Kimlik İşletmesi Üzerine Bir Araştırma (Investigating Biometric Technology and the Identity Business)
Hala Nouhad Nasreddine’in moderatörlüğünde gerçekleşen bu panelde, konuşmacılar Hajira Maryam ve Beatriz Ramalho da Silva, biyometrik verilerin nasıl ticari bir metaya dönüştüğünü inceledi. Khadija Sharife’nin katılamadığı oturumda, denetimsizce yayılan biyometrik teknolojilerin tedarik zincirleri ve bu milyar dolarlık endüstrinin ardındaki gizli anlaşmaları araştırma yöntemleri tartışıldı.
Beatriz Ramalho da Silva, biyometrik teknolojilerin seçim süreçlerinde kullanımına ilişkin yaptıkları bir araştırmadan söz etti. Bu araştırma ile Mozambik’te kullanılan biyometrik seçmen kayıt sisteminin iktidar lehine nasıl manipüle edildiğini ortaya koydu. Gazeteciler, şirket çalışanları, eski kamu görevlileri ve sivil toplum kaynaklarından elde edilen bilgilerle, teknolojinin bilerek hatalı kullanıldığı, muhalif seçmenlerin kaydının engellendiği ve sürecin şirket yönetimi tarafından bilindiği aktarıldı. Söz konusu araştırma sürecinin son ayağının ise sivil toplum ile yapılan görüşmeler olduğunu vurgulayan Beatriz Ramalho da Silva, şunları söyledi:
“Son olarak, sivil toplumla konuşmak da çok kritik oldu. Kırsal bölgelerde çalışan bazı kişilerle konuşurken biri bana, teknolojinin nasıl manipüle edildiğini gösteren WhatsApp yazışmalarının yer aldığı bir yerel mahkeme dosyası olduğunu söyledi. Mahkeme kayıtlarına ulaştığımda, iktidardaki partiye mensup yetkililerin, teknolojiyi seçimleri manipüle etmek için nasıl kullandıklarını konuştukları WhatsApp mesajlarının dökümleri vardı.”
Beatriz Ramalho da Silva, haberlerin ardından yapılan 2024 seçimlerinin ülke tarihinin en tartışmalı ve şiddetli seçimlerinden biri olduğunu ve biyometrik sistemin bu krizde merkezi bir rol oynadığını belirtti. Ayrıca Beatriz Ramalho da Silva, bu sektörü tanımak için Biometric Update isimli bir internet sitesini de kaynak olarak önerdi.


Hajira Maryam, söz konusu sistem ve hikâyelerin sadece teknolojiyle ilgili olmadığına değinerek “Burada asıl mesele, bu teknolojilerin toplumlar üzerindeki etkisi; özellikle de zaten marjinalleştirilmiş gruplar üzerindeki etkileri” dedi.
Maryam, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İster Pakistan ister Hindistan ister Danimarka ya da işgal altındaki Filistin toprakları olsun, bu teknolojiler mevcut insan hakları ihlallerini daha da derinleştiriyor. Amnesty International Uluslararası Af Örgütü) olarak üzerinde durduğumuz ve savunuculuğunu yaptığımız temel konulardan biri de uluslararası finans kuruluşlarının, özellikle Dünya Bankası’nın, ‘küresel güney’ ya da ‘küresel çoğunluk’ ülkelerinde bu devasa dijital kimlik sistemlerini teşvik etmesi. Bu projeler; kitlesel veri toplama, kitlesel gözetim ve barınma, eğitim, sağlık gibi temel sosyal haklara erişimin engellenmesi gibi çok ciddi insan hakları ihlallerine yol açıyor.”
Maryam’a göre bu sistemler, Avrupa merkezli özel şirketlerin ihraç ettiği teknolojilerle eğitim, sağlık ve hareket özgürlüğü gibi hakların denetlenmesine ve siyasi muhaliflerin hedef alınmasına olanak sağlıyor. Yapılan araştırmalarda, yüz tanıma ve veri entegrasyonu uygulamalarının Filistinliler için ayrımcı bir rejim yarattığı, Pakistan’da ise dijital kimliğin zorunlu hale gelmesinin geniş kesimleri dışladığı ifade edildi.
Joseph E. Stiglitz ile Söyleşi: Finansal Yolla Gücü Hesap Verebilir Hale Getirmek (In Conversation with Joseph E. Stiglitz: Holding Power to Account through Financial)
Nobel ödüllü ekonomi profesörü Joseph E. Stiglitz, gazeteci Sheila Coronel’in moderatörlüğünde gerçekleştirilen bir söyleşiye konuk oldu. Bu oturumda Stiglitz, ekonomik sistemlerin gizli mekanizmalarını deşifre etmede araştırmacı gazeteciliğin hayati bir “kamu yararı” olduğunu vurgulayarak, finansal şeffaflık ile demokratik hesap verebilirlik arasındaki kritik kesişimi ele aldı.
Malezya’da ülke tarihine en büyük yolsuzluk olarak geçen 1MDB Skandalı’na değinen Sheila Coronel, Profesör Stiglitz’e şu soruyu yöneltti: “Büyük ölçekli bir kleptokrasi örneği olan bu vakadan ne gibi dersler çıkarabiliriz ya da çıkaramadık? Ayrıca uluslararası ekonomik ve finansal sistemin, bir ülkenin kaynaklarının bu şekilde yağmalanmasını mümkün kılmadaki rolü nedir?”
“Bu olay o kadar büyüktü ki makroekonomik sonuçlar doğurdu. Yani mesele ‘birilerinin biraz para kaybetmesi’ değildi; ekonomiyi etkileyen, ortaya çıktığında ise siyaseti kökten sarsan bir olaydı. Politikada temel bir etkisi oldu” şeklinde yanıt veren Stiglitz, yolsuzluğun sadece parayı çalan yerel aktörlerle sınırlı kalmadığını, küresel finans sisteminin ve Goldman Sachs gibi saygın kurumların bu paranın aklanmasını kolaylaştırarak sürece ortak olduğunu vurguladı.


Coronel, söz konusu tabloda gazeteciliğin rolünün ne olduğunu ve gazetecilerin kilit bir rol mü oynadığını yoksa sadece olup biteni mi aktardığını sordu.
Stiglitz, şöyle yanıtladı:
“Açıkçası, gazeteciler için en heyecan verici kısım, parayı kimin çaldığını ve nasıl çaldığını ortaya çıkarmak. Bu açıdan her hırsızlık eyleminin kendine özgü bir ‘yaratıcılığı’ var. Evet, belli kalıplar ve yöntemler mevcut ama 1MDB’de yapılanlar inanılmaz bir yaratıcılık da içeriyordu. Bu da gazeteciler için işi ilginç kılıyor.
Aslında bakabileceğiniz belli tipolojiler var: Paranın izini sürmek. Para nereye gitti? Bunu durdurmanın en iyi yolu, paranın ülkeden çıkarılıp başka yerlere yatırılmasını sağlayan mekanizmaları kapatmaktır.”
Ayrıca Stiglitz, teknoloji platformları ve yapay zekânın haber üreticilerinin fikri mülkiyetini ücretsiz kullanmasının gazeteciliğin ekonomik temelini çökerttiğini, bunun da araştırmacı gazeteciliği ve sağlıklı bilgi üretimini zayıflattığını vurguladı. Çözüm olarak fikri mülkiyet hırsızlığının engellenmesini, gazeteciliğin kamusal bir değer olarak desteklenmesini ve yolsuzlukla birlikte küresel eşitsizlikleri besleyen uluslararası finansal sistemin de daha güçlü biçimde ifşa edilmesi gerektiğini ifade etti.
İklim Krizini Besleyen Özel Sermayenin Açığa Çıkarılması (Exposing Private Money Fueling the Climate Crisis)
Konuşmacıların Ed Davey, Philip Jacobson, Scilla Alecci olduğu ve moderatörlüğünü Nimra Shahid’in üstlendiği bu panelde; iklim krizini besleyen sermayenin yol açığı usulsüzlükleri araştıran gazeteciler mesleki deneyimlerini aktardı.
Sahadaki zararları haberleştirirken finansman ağlarını izleyip yatırımcıları görünür kılmanın hem şirketleri sorumluluk almaya zorlayan hem de uluslararası büyük medya kuruluşlarının ilgisini çeken etkili bir gazetecilik yaklaşımı olduğu vurgulayan Ed Davey, “Uzun lafın kısası şunu söylemek istiyorum: Korkmayın, işe koyulun; bir noktada her şey anlam kazanmaya başlayacak” dedi.


Nimra Shahid, bunun iyi bir tavsiye olduğunu vurgulayarak şunu ekledi:
“Çok sayıda kurumsal belge olduğunda ve nereden başlayacağınızı bilemediğinizde, bu süreç zaman zaman oldukça bunaltıcı olabilir. Ancak bu şirketlerin çoğunun yıllık raporları vardır ve genellikle sizinle paylaşmak zorunda oldukları ama paylaşmak istemedikleri bazı bilgiler bulunur.
Bu bilgiler çoğu zaman raporların en alt kısımlarına gizlenmiştir ve üst düzey finans bilgisine sahip olmanız da gerekmez. Raporun en altına indiğinizde davalar ve benzeri pek çok kritik detayı bulabilirsiniz.”
Jacobson ise haberin karmaşık yöntemlere değil, sahaya gitmeye, temel alan bilgisine, görsel anlatıma ve çevresel tahribatı doğrudan göstermeye odaklanan ısrarlı bir gazetecilik yaklaşımına dayandığını vurguladı.
Telegram’ı Araştırmak İçin Araçlar (Tools to Investigate Telegram)
Eduardo Goulart ve Sayyara Mammadova tarafından verilen bu uygulamalı eğitimde, Telegram’ın hem bir haber kaynağı hem de yasadışı aktörler için bir sığınak olma özelliği incelendi. Katılımcılara, programlama uzmanlığı gerektirmeyen kullanıcı dostu araçlar aracılığıyla Telegram verilerini kazıma, kamu kanallarındaki mesajları arşivleme ve içerik analizi yapma konusunda pratik teknikler öğretildi.


Açıkçası Telegram’ı mecbur kalmadıkça kullanmayan biri olarak bu atölyeden sonra bu mecraya yeni bir gözle bakmaya başladım. Böylesi atölyelerin temel katkısı da bize farklı bir bakış açısı sunması oluyor.
Fotoğraf Gazeteciliğiyle Savaş Suçlarını Belgelemek (Documenting War Crimes through Photojournalism)
Bu atölyede dünyaca ünlü foto muhabiri Ron Haviv, çatışma bölgelerinde elde edilen görsel kanıtların adalet arayışındaki gücünü anlattı. Haviv, 25’ten fazla çatışmada elde edilen deneyim ve vaka çalışmaları üzerinden, savaş suçlarını belgelemek için görsel kanıt toplamanın etik sorumluluklarını ve bu görüntülerin tarihin akışını nasıl şekillendirdiğini örneklerle paylaştı.
Özellikle Bosna ve Ukrayna’ya seyahat etmiş biri olarak Haviv’in bu ülkelerdeki savaş bölgelerinde karşılaştığı etik ikilemleri dinlemek ilgimi fazlasıyla çekti. Gazetecinin görevinin dünyayı temsil etmek ve belgelemek olduğu ancak aynı zamanda hayatta kalmak zorunda olduğunu vurgulayan Haviv, “Bir fotoğraf için ölmek istemediğime inanıyorum. Bir sonraki fotoğrafı çekmek için hayatta olmak istiyorum” dedi.


“Gazeteciler olarak sorumluluğumuz da değişti çünkü genellikle olay yerine ulaşan ilk yabancılar biz oluyoruz, bağlam giderek daha önemli hale geliyor” diyen Haviv, görsel gazeteciliğin ve teknolojik imkanların suçları ve tarihi olayları belgelemedeki kritik rolüne değindi.
Ayrıca Haviv, Gazze ve Ukrayna gibi çatışma bölgelerinde gazetecilerin dürüst ve doğrulanabilir çalışmalarıyla tarihi bir kayıt oluşturduğunu da vurguladı.


GIJC 2025, Malezya kültürü ve sanatı eşliğinde düzenlenen görkemli bir veda gecesiyle sona erdi. Jo Kukathas’ın stand-up şovuyla renklenen gecede, zorlu ve baskıcı koşullar altında imza atılan araştırmacı gazetecilik çalışmalarını onurlandıran Global Shining Light Award için ödül töreni yapıldı.


Katılma fırsatı bulamadığım ama değerli bulduğum atölye ve paneller
Katılma fırsatı bulduğum panel ve atölyeler kadar katılma fırsatı bulamadığım ama değerli bulduğum ve ilgimi çeken bazı oturumlardan da söz etmek istiyorum. Özellikle hak odaklı çalışan bir gazeteci olarak “LGBTQ+ haklarını araştırmak için ipuçları, araçlar ve yöntemler” isimli bir atölyeyi fazlasıyla önemli buldum ve katılamadığıma üzüldüm. Özellikle 2025 yılının “Aile Yılı” ilan edilmesi Türkiye’de LGBTQ+ topluluğu için de bir hak kaybı yılıydı. Atmosferin böylesi kötüleştiği bir dönemde bu alanda hak odaklı haberler yapmak da giderek önem kazandı.
Birçok kategoride yapılan oturumlarda önemli bulduğum ancak katılamadığım diğer bir panel ise “Sürgünde Gazetecilik: Ruh Sağlığı” üzerindeydi. Özellikle Türkiye gibi otoriter rejimlerin etkisiyle mesleklerini icra ettiği için sürgün etmek zorunda kalan gazetecilerin ruh sağlıklarını korumasını odağa almayı çok değerli buluyorum. Ne yazık ki birçok meslektaşım gibi saldırıya uğrama, öldürülme, hapsedilme ve göç etmek zorunda kalma baskısı her zaman zihnimin bir tarafında duruyor.


Konferans’ın ilk günü yapılan açılış resepsiyonunda Alman bir gazeteci ile sohbet ettiğimizde, Türkiye’den gelen birçok meslektaşımız olduğundan söz etmişti. Almanya son yıllarda birçok Türk gazeteci için göç edilecek uğrak bir ülke haline geldi. Alman gazeteciye “Türkiye’ye hiç geldin mi” sorusunu yönelttiğimde, gelmediğini ama Türkiye’yi görmeyi çok istediğini dile getirmişti.
Ancak acı verici cümlesi bunun ardından geldi: “Türkiye’ye gelirsem tutuklanırım diye korkuyorum.” Bu söz, Türkiye’de basın özgürlüğünün geldiği noktanın net bir göstergesi. Türkiye’de 2025 yılında iki yabancı gazetecinin tutuklandığını hatırlayınca Alman gazetecinin endişesini çok yerinde buldum. Joakim Medin ve Mark Lowen 2025 yılında tutuklandı. Sonrasında serbest bırakılsalar da bu süreç basın özgürlüğü açısından ne yazık ki tarihimize kara bir leke olarak geçti.
Bir de gazetecilerin öldürüldüğü bir bölgeyle ilgili ayrı bir farkındalık vardı. Gazze’nin İçinde (Inside Gaza) belgesel gösterimi ile İsrail’in saldırısı nedeniyle Gazze’de öldürülen gazeteciler de konferans gündemimizde yer aldı. Katılamadığım için üzüldüğüm oturumlardan biri de bu oldu. Gazeteciliğin karanlık yüzlerinden biri ise her zaman ölüm tehdidiyle kol kola yürüyor olmamız.


Malezya’dan dönüş yolunda iki Norveçli gazeteci de havaalanına giderken bize eşlik etmişti. Yol sohbetlerimizden biri, yine Türkiye’deki medya ekosistemi olmuştu. Tutuklanan gazetecilerden bahsettikten sonra 10 Ekim’de saldırıya uğrayan ve 13 Ekim’de yaşamını yitiren gazeteci Hakan Tosun’dan söz ettim. 2025 yılında dahi bir gazetecinin mesleğini yaptığı için öldürülmesine şaşırdılar. Olayı ilk kez benden duydular.
Türkiye’de gazetecilik yapmanın zorluğundan uzun uzun konuştuktan sonra Norveç’te durumun nasıl olduğunu sordum. Orda bu tür zorluklar olmadığını ve şanslı olduklarını düşündüklerini söyledi. RSF’nin basın özgürlüğü endeksi de onları doğruluyordu. Norveç basın özgürlüğü konusunda birinci sırada, aynı endekste ne yazık ki Türkiye 159’uncu sırada. Metaforik açıdan bakınca da ilginç bir durum aslında. İki Norveçli ve iki Türk gazeteci olarak havaalanına birlikte gidiyorduk. Yaptığımız iş de gittiğimiz yol da aynıydı.
Gittiğimiz yol aynıyken bizim yolumuz neden böylesine engebeliydi?


Sakarya Üniversitesi Gazetecilik Bölümü mezunu. Fakülte gazetesinde foto muhabirliği yaptıktan sonra National Geographic dergisinde staj yaptı. Veri Gazeteciliği, Kadın Hakları ve Gazeteci Hakları alanında eğitimler aldı. Gazeteciler Cemiyeti ve Çağdaş Gazeteci Derneği üyesi. Kayıt Dışı Sohbetler isimli podcasti hazırlıyor. Aynı zamanda Bodrumlu Gazeteci isimli sayfasıyla sosyal medya haberciliği yapıyor.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!













