Gündem FethiyeGündem FethiyeGündem Fethiye
  • Gündem
  • Politika
  • Toplumsal Cinsiyet
  • Ekoloji
  • Yaşam
  • Kültür&Sanat
  • Spor
  • Özel Haberler
  • Resmi İlan
Okunuyor Kent hakkı, demokraside katılımın yeri ve İZDEMİR Termik Santrali vakası üzerine inceleme
Paylaş
Font ResizerAa
Gündem FethiyeGündem Fethiye
Font ResizerAa
  • Gündem
  • Politika
  • Toplumsal Cinsiyet
  • Ekoloji
  • Yaşam
  • Kültür&Sanat
  • Spor
  • Özel Haberler
  • Resmi İlan
Arama
  • Gündem
  • Politika
  • Toplumsal Cinsiyet
  • Ekoloji
  • Yaşam
  • Kültür&Sanat
  • Spor
  • Özel Haberler
  • Resmi İlan
Takip edin
© 2022 Foxiz News Network. Ruby Design Company. All Rights Reserved.

Kent hakkı, demokraside katılımın yeri ve İZDEMİR Termik Santrali vakası üzerine inceleme

İpek Sarıca
Yazarın tüm yazıları
11 Şubat 2026 18:31 | Son Güncelleme: 11 Şubat 2026 18:32
Paylaş

Geçtiğimiz pazar günü Tarihi Havagazı Fabrikası’nda düzenlenen İzmir Kent Konseyi Yerel Demokrasi ve Sivil Toplum Paneli’nde, Ege Çevre ve Kültür Derneği (EGEÇEP) adına kent hakkı ve çevre hakkı üzerine on dakikalık bir konuşma yaptım. Konuşmamın konusunu belirlerken uzun süre düşündüm ve sonunda iki başlık arasında kaldım: Burhaniye’de yazlıkçılarla yerel halk arasındaki gerilimin nedenleri ya da İzmir’de yaşanan Termik Santral Vakası.

Sonunda, İzmirlilere, çevre ve kent hakkı mücadelesi üzerinden demokrasinin pratikte nasıl işlediğini ve karar süreçlerinin gerçekte nasıl yürüdüğünü anlatmanın daha anlamlı olacağına karar verdim. Ancak aynı zamanda konunun İzmir’deki siyasi tartışmalara malzeme edilmemesi konusunda da tereddüt yaşadım. Bu nedenle konuşmamı herhangi bir siyasi çekişmenin parçası haline getirmek yerine, demokrasinin nasıl işlediğini ve demokrasinin bir çalışma olduğunu göstermek amacıyla konuşmamı paylaşıyorum.

 “ÖNCELİKLE ANLATACAĞIM KONULAR SAĞLIKLI DENGELİ BİR ÇEVREDE YAŞAM HAKKI İHLALİ SONUCUNU DOĞURDUĞU İÇİN SİYASETÇİ VE BÜROKRATLARIN ÇEKİŞMELERİNE MEZE OLAMAYACAK KADAR CİDDİDİR.”

Bu haber, Gündem Fethiye abonelerinin desteği sayesinde hazırlandı.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!
Abone ol icon

Kent hakkı ile çevre hakkı, bireylerin sağlıklı, güvenli ve yaşanabilir bir çevrede yaşamalarını güvence altına alma amacında birleşen ve birbirini tamamlayan iki temel haktır. Kent hakkı, kentte yaşayan herkesin kentsel mekânın planlanması, kullanımı ve dönüşümüne katılma ve kentin imkânlarından eşit biçimde yararlanma hakkını ifade ederken; çevre hakkı ise insanın sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını korumayı ve geliştirmeyi amaçlar. Bu nedenle temiz hava, su, yeşil alanlar ve doğayla uyumlu kentleşme hem çevre hakkının hem de kent hakkının vazgeçilmez unsurlarını oluşturur.

Bu hakların hayata geçmesi, katılım hakkı, bilgiye erişim hakkı ve yargıya başvuru hakkının etkin biçimde kullanılmasına bağlıdır. Bu üç hak, demokrasinin yerel düzeydeki en somut göstergeleridir. Özellikle yerel yönetimler, yurttaşın yönetime en yakın olduğu idari birimler olarak, katılımın anlam kazandığı ve demokratik meşruiyetin üretildiği temel alanlardır. Katılım, yerel yönetimler açısından yalnızca bir danışma süreci değil; alınan kararların kamu yararına uygunluğunu ve toplumsal kabulünü sağlayan asli bir meşruluk aracıdır. Ancak katılımın demokratik değer taşıyabilmesi için yurttaş iradesinin karar ve uygulamalarda karşılık bulması zorunludur. Aksi hâlde katılım, içi boşaltılmış bir formaliteye dönüşür.

Bu noktada yerel yönetimlerin rolü özellikle önem kazanmaktadır. Çünkü kent yaşamını doğrudan etkileyen çevresel kararların önemli bir bölümü yerel yönetimler tarafından alınmakta veya denetlenmektedir. Özellikle birinci sınıf gayrisıhhi müesseselere ilişkin ruhsat verme yetkisi büyükşehir belediyelerine ait olup, bu tesislerin çevreye, insan sağlığına ve kent yaşamına etkilerinin denetlenmesi de yine yerel yönetimlerin sorumluluğundadır. Dolayısıyla yerel yönetimlerin demokratik katılım mekanizmalarını işletmesi ve verilen ruhsatların kamu yararı ile çevre ve kent hakkı açısından sürekli denetlenmesi, yerel demokrasinin en somut sınavlarından birini oluşturmaktadır.

İZDEMİR Termik Santrali süreci, yerel yönetimlerin bu sorumluluğu yerine getirmemesi hâlinde demokrasinin nasıl zedelendiğini gösteren çarpıcı bir örnektir. İzmir gibi çevre mücadelesi güçlü bir kentte, 17 Haziran 2010 tarihinde verilen ÇED Olumlu Kararı sonrasında, yerel halkın ve çevre örgütlerinin başvurularla yaptığı uyarılar ve taleplere rağmen santralin ruhsatsız şekilde faaliyet göstermesine göz yumulması; katılımın var olduğu ancak karşılık bulmadığı bir yönetim pratiğini ortaya koymuştur.

Sonuç olarak İZDEMİR TES’in kapatılma süreci, yalnızca bir çevre davası değil; yerel yönetimlerin ruhsatlandırma ve denetim yetkilerini demokratik, şeffaf ve kamu yararı odaklı kullanmadığı durumlarda kent hakkı ve çevre hakkının nasıl ihlal edildiğini ortaya koyan bir demokrasi davasıdır. Bu süreç, yerel yönetimlerin çevreyi koruma sorumluluğunu yerine getirmesinin, katılımın gerçek anlamda karşılık bulmasının ve demokrasinin yerelde güçlenmesinin vazgeçilmez olduğunu açıkça göstermektedir.

17 Haziran 2010 tarihinde İZDEMİR Termik Santrali için verilen ÇED Olumlu Kararı’na karşı EGEÇEP tarafından iptal davası açılmış, ilk derece mahkemesi kararının temyiz edilmesi üzerine Danıştay tarafından bozma kararı verilmiştir. Bunun üzerine EGEÇEP, 19 Eylül 2014 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne başvurarak Danıştay kararı nedeni ile santrale verilen işyeri açma ve çalışma ruhsatının geri alınmasını talep etmiştir.

Bu başvurunun ardından, ruhsatsız ve deneme izni olmaksızın çalıştığı tespit edilen santral hakkında 30 Ekim 2014 tarihinde Encümen tarafından faaliyetten men kararı alınmıştır. Ancak tesis tarafından deneme izni başvurusu yapıldığı gerekçesiyle Belediye içindeki birimler arasında yapılan yazışmalar sonucunda, Encümen kararının uygulanmaması yönünde görüş bildirilmiş ve 03 Aralık 2015 tarihinde zabıta birimince kararın uygulanmadığı yönünde geri bildirim yapılmıştır.

Bu haber, Gündem Fethiye abonelerinin desteği sayesinde hazırlandı.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!
Abone ol icon

06 Mayıs 2015 tarihinde hem Aliağa Belediyesi’nden hem de şirketten tesisin imar durum belgesi ve yapı kullanma izin belgesi gibi eksik belgelerin tamamlanması istenmiş; ancak bu eksikliklerin giderilmesine ilişkin yazışmalar 22 Aralık 2021 tarihine kadar sürmüş ve bu tarihten sonra süreç uzun süre hareketsiz kalmıştır.

Aradan geçen yılların ardından, 03 Mart 2025 tarihinde Encümen tarafından tesisin ruhsatsız faaliyet gösterdiği gerekçesiyle yeniden faaliyetten men kararı alınmış, 10 Mart 2025 tarihinde ise santral mühürlenerek faaliyet durdurulmuştur. Bunun üzerine şirket tarafından hem Encümen kararının hem de mühürleme işleminin iptali için davalar açıldı.

Termik santralin kapatılmasının ardından kendi aramızda yaptığımız değerlendirmede, yerel yönetimlerin ruhsat ve denetim yetkisinin bir biçimde ellerinden alınacağı yönünde düşüncemizi dile getirmiştik. Nitekim süreç tam da bu yönde ilerledi. Mecliste görüşmeleri sırasında halkın komisyon çalışmalarına katılımının engellendiği ve avukatların darp edildiği 7554 sayılı Kanun’un 19. maddesi ile, daha önce yerel yönetimlerin yetki ve sorumluluk alanında bulunan ruhsatlandırma ve denetim süreci fiilen merkezi idare üzerinden dolanılmış oldu.

MADDE 19- 6446 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 34- (1) Yapı ruhsatı ve/veya yapı kullanma izin belgesi olmadan tesis edilerek 31/12/2024 tarihinden önce kısmen veya tamamen işletmeye girmiş olan lisanslı elektrik üretim tesisleri ve bunların zorunlu altyapı unsurları için, imar planlarına işlenmiş bulunmak ve üretim lisansı sahibi tüzel kişilerce bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde müracaat edilmek şartıyla; statik bakımdan uygun olduğuna dair inşaat mühendislerince hazırlanacak rapor ve fennî mesuliyetin ilgili mühendislerce üstlenildiğine dair belge sunulması durumunda Bakanlıkça bedeli mukabilinde Üretim Tesisi Uygunluk Belgesi düzenlenir.

(2) Üretim Tesisi Uygunluk Belgesi, elektrik üretim tesisi ve elektrik üretiminin zorunlu altyapı unsurları kapsamındaki tüm yapılar için tek bir belge olarak düzenlenir ve iş yeri açma ve çalışma ruhsatı yerine de geçer.

…

Bu haber, Gündem Fethiye abonelerinin desteği sayesinde hazırlandı.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!
Abone ol icon

Bu düzenleme ile, yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesi olmadan kurulmuş ve işletmeye geçmiş elektrik üretim tesislerine, belirli koşulların sağlanması halinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından “Üretim Tesisi Uygunluk Belgesi” verilmesinin önü açıldı ve bu belge doğrudan işyeri açma ve çalışma ruhsatı yerine geçer hale getirildi. Böylece yerel yönetimlerin ruhsat verme ve denetleme yetkisi büyük ölçüde işlevsiz hale getirilirken, yerel demokrasi mekanizmalarının en önemli araçlarından biri de devre dışı bırakılmış oldu.

Nitekim açılan davalarda, tesislerin 7554 sayılı Kanun kapsamında başvuru yaptıkları ve Bakanlık tarafından uygunluk belgesi aldıkları ortaya çıktı. Üstelik bu belgenin geçtiğimiz Aralık ayında düzenlendiği, ancak kamuoyunun bunu çok daha sonra öğrenebildiği görülüyor. Akbelen’de zeytinliklerin taşınmasına yönelik düzenlemeler ile termik santral faaliyetlerine alan açılması ve “Üretim Tesisi Uygunluk Belgesi” birlikte değerlendirildiğinde, düzenlemenin belirli tesislerin faaliyetlerini güvence altına almak amacıyla çıkarıldığı ve adrese teslim olduğu anlaşılıyor.

Oysa ortaya çıkan tablo, buzdağının yalnızca görünen kısmı olabilir. Bakanlığa yapılan başvurulara ilişkin bilgi talebine verilen yanıta göre, 7554 sayılı Kanun kapsamında beş tesis başvuru yapılmıştır. Ancak bu tesislerin nerede bulunduğu, hangi faaliyetleri yürüttüğü ve ruhsatsız çalışıp çalışmadıkları kamuoyu tarafından bilinmemektedir. Bu tesislerin, daha önce yerel yönetimlerin ruhsat ve denetim yetkisi kapsamında bulunan işletmeler olması ihtimali ise sorunun yalnızca tekil bir örnekle sınırlı olmadığını göstermektedir. Örneğin Muğla’daki santrallerin ruhsatlarının mevcut olup olmadığını bilmediğimize göre diğer dört başvuru açısından ciddi bir problemle karşı karşıya olduğumuz açıktır.

Bugün gelinen noktada nispeten de olsa yetkinin belediyelerin elinden çıktığı görülmektedir. Ancak asıl sorun yalnızca yetkinin kimde olduğu değildir. Asıl mesele, yurttaşların yıllar boyunca dilekçe hakkını kullanarak, itiraz ederek ve katılım mekanizmalarını işletmeye çalışarak verdikleri mücadelenin karar süreçlerinde karşılık bulmamış olmasıdır. Yıllar boyunca yapılan başvuruların ve dilekçelerin karşılık bulmaması nedeniyle en az on bir yıl —belki de daha fazla— süren bir zamanın yurttaşların hayatından çalınmış olmasıdır. Oysa belediye, bu süre içerisinde tesis hakkında defalarca denetim yapma ve kapatma kararı alma imkânına sahipti.

Üstelik burada kaybedilen yalnızca zaman değildir. Termik santrallerin faaliyetleri boyunca yarattığı hava kirliliği, solunum yolu hastalıkları, kalp ve damar hastalıkları riskinin artması, tarım alanlarının ve su kaynaklarının zarar görmesi gibi etkiler, bölge halkının yaşam kalitesini doğrudan düşürmekte; temiz hava ve sağlıklı çevre hakkını zedeleyerek insanların sağlığından ve yaşam süresinden de çalmaktadır. Bu nedenle geciken her denetim, alınmayan her karar ve karşılık bulmayan her başvuru, yalnızca idari bir eksiklik değil, insanların sağlığı ve yaşamı üzerinde doğrudan sonuç doğuran bir hak kaybına dönüşmektedir.

Bu açıdan bakıldığında mesele yalnızca bir yetki tartışması değil; yurttaşların yıllar boyunca yaptıkları başvuruların karşılıksız kalması nedeniyle hem demokratik katılımın etkisizleşmesi hem de sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının fiilen zedelenmesi sorunudur. Bu durum ise çevre hakkı, kent hakkı ve demokrasi arasındaki bağın ne kadar hayati olduğunu bir kez daha göstermektedir.

Bu süreçte yöneticiler ve yönetici kadroları değişmiş olsa da yurttaşların dilekçe hakkını kullanarak karar mekanizmalarına katılımı fiilen karşılık bulmamış, katılım hakkı sonuç doğurmadığı için etkisiz kalmıştır. Bu durum yalnızca idari bir aksama değil, doğrudan bir demokrasi sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Aynı zamanda bu süreç, en azından benim açımdan, kamu yönetimine duyulan güveni de zedeleyen bir deneyime dönüşmüştür. Son resmi yazışmanın 2021 yılında yapıldığı düşünüldüğünde, 2025 yılı Mart ayında Encümen kararı alınmamış olsaydı, termik santralin faaliyetini herhangi bir belgeye sahip olmadan halen sürdürmeye devam etmesi mümkündü. Dolayısıyla yurttaşlar, yasal olarak yapılması zorunlu olan bir işlemin neden yapılmadığını ve nihayet yapıldığında neden yapıldığını sorgulamak zorunda bırakılmıştır.

7554 Sayılı Kanun için Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvurunun dilekçesi ve hangi maddeler için başvuru yapıldığı sır gibi saklanmaktadır. Bazı çevrelerden tüm maddeler için AYM’ye başvurulduğunu duysak da AYM tarafından yapılan ilk inceleme 7554 Sayılı Kanun’un bazı maddeleri için yapılan inceleme denilerek duyuruldu. 7554 Sayılı Kanun’un 19. Maddesi için AYM’ye başvurulup başvurulmadığı konusunda da halen ciddi bir güvensizlik mevcut.

Yaşanan demokrasi sorunu şu soruyu sormama neden oldu: İZDEMİR Termik Santrali’nin kapatılması sürecinde katılım ilkesinin açıkça karşılık bulmadığı bir durumda, çevre hakkı ve kent hakkının gerçekten işlevsel biçimde kullanılabilmesi için nasıl bir demokrasi anlayışına ihtiyaç vardır?

Bu sorunun peşine düşerek yaptığım araştırmalar ise, çevresel kararların yalnızca idari ve ekonomik tercihlerle değil, toplumun katılımı ve ekolojik sınırlar gözetilerek alınmasını savunan ekolojik demokrasi anlayışını karşıma çıkardı. Bu yaklaşım, çevre ve kent hakkının korunabilmesi için demokratik katılımın yalnızca biçimsel değil, karar süreçlerini gerçekten etkileyen bir niteliğe sahip olması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Bugün artık açıkça görülmektedir ki mesele yalnızca bir termik santralin kapatılması değil; kentte yaşayanların sağlığı, yaşam süresi ve geleceği üzerinde kimin söz sahibi olacağı meselesidir. Kent hakkı ve çevre hakkı, insanların yalnızca kent hizmetlerinden yararlanma değil, sağlıklı, güvenli ve dengeli bir çevrede yaşama ve yaşadığı kentin geleceğine dair karar süreçlerine katılma hakkını da ifade eder. Eğer yurttaşlar dilekçe verip karşılık alamıyor, yaşam alanlarını ve sağlıklarını doğrudan etkileyen kararlar katılım süreçleri işletilmeden alınabiliyorsa, ortada yalnızca bir çevre sorunu değil, kent hakkının ve çevre hakkının fiilen ihlal edildiği bir demokrasi sorunu vardır. Ekolojik demokrasi ihtiyacı tam da bu noktada ortaya çıkmaktadır: Kentlerin ve doğanın kaderinin yalnızca ekonomik ve idari tercihlere bırakılmadığı; halkın katılımının, bilimsel bilginin ve kamu yararının gerçekten belirleyici olduğu bir yönetim anlayışı kurulmadıkça benzer hikâyeler yeniden yaşanacaktır. Çünkü mesele yalnızca bugünü değil, soluduğumuz havayı, içtiğimiz suyu ve kentlerimizde onurlu ve sağlıklı bir yaşam sürme hakkımızı koruma meselesidir.

İpek Sarıca
Ekoloji ve insan hakları alanlarında çalışan hukukçuyum. Hukuku yalnızca mahkeme salonlarında veya dilekçelerde değil, yaşamı savunmanın bir aracı olarak sokakta yürürken görürüm. Hukukun sokakta yürüdüğünü düşündüğümden birkaç yıldır dilimdeki türküler ve üç parça çanta ile dolaşmaktayım. Yılların sırtımıza miras bıraktığı sorunları, gelecek günlerin bize ne getireceğinin bilinmezliği içerisinde aktarmaya çalışacağım.

Paylaş:

  • X'te paylaş (Yeni pencerede açılır) X
  • Facebook üzerinde paylaş (Yeni pencerede açılır) Facebook
  • WhatsApp'ta paylaş (Yeni pencerede açılır) WhatsApp
  • Telegram'da paylaş (Yeni pencerede açılır) Telegram
5. Yılda 500 Abone
Bu haber, Gündem Fethiye abonelerinin desteği sayesinde hazırlandı.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!
Abone ol icon
9 Mayıs'a kadar hedef:
EGEÇEP Kervanı Akbelen’de ­| Maden sahası incelendi
Akbelen çevresindeki tarım arazilerinin acele kamulaştırılması kararı iptal edildi
Akbelen’de afiş astığı gerekçesiyle Nejla Işık’a kesilen 40 bin TL para cezasının yürütmesi durduruldu
CHP’li Öneş Derici’den ‘Akbelen’ açıklaması: “Devlet, şirketlerin değil vatandaşın hakkını korumakla yükümlüdür”
Bataklıktan zirveye
Paylaş

Bizi Takip Edin

FacebookBeğen
XTakip Et
InstagramTakip Et
YoutubeAbone Ol
TiktokTakip Et
TelegramTakip Et
WhatsAppTakip Et
Google NewsTakip Et
LinkedInTakip Et
BlueskyTakip Et

Hakkımızda

  • Biz Kimiz?
  • Gizlilik İlkeleri / Privacy Policy
  • Künye
  • İletişim
  • Politika Belgeleri

Kategoriler

  • Gündem
  • Politika
  • Toplumsal Cinsiyet
  • Ekoloji
  • Yaşam
  • Kültür&Sanat
  • Spor
  • Özel Haberler
  • Resmi İlan

Sosyal Medya

  • Twitter
  • Facebook
  • İnstagram
  • Youtube

İlçeler

  • Fethiye
  • Bodrum
  • Menteşe
  • Marmaris
  • Datça
  • Milas
  • Seydikemer
  • Köyceğiz
  • Ortaca
  • Dalaman
  • Ula
  • Yatağan
  • Kavaklıdere
Copyright © 2026 Gündem Fethiye. Tüm Haklı Saklıdır.
Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Şifrenizi mi Unuttunuz?