Gerçeğe Saygı
Bir ülke düşünelim. Adı X ülkesi olsun. Siz de X ülkesinin vatandaşısınız. Her sabah başka bir kargaşaya uyanıyorsunuz. İlk bakışta vatandaşı olduğunuz X ülkesinin yöneticileri yine koltuk kavgasına düştü, kargaşanın kaynağı da bu diye düşünüyorsunuz. Ama gerçek öyle değil. X ülkesinin her yeri dökülüyor. X ülkesi bir bütün olarak çöküyor. Ayağınızın altındaki zemin kayıyor. Gerçeklik algınızı tümüyle yitirmenize ramak kalmış; sizin yöneticiler yine koltuk kavgasına düştü diye düşünmenizi istiyorlar.
Böyle bir ülkenin vatandaşı olarak yaşamak çok zor. Yaşamak için ihtiyacınız olan şeyler var. Hayat devam ediyor ve bir gün yolunuz hastaneye düşüyor. Hastanede bulunduğunuz saatler bir kâbusa dönüşüyor. Önce aracınızı park edecek yer bulamıyorsunuz. Güç bela bulduğunuz, hastane binasından uzak bir mesafede, herhangi bir yere aracınızı park ediyor, güneşin altında kavrularak hastane binasına yürüyorsunuz. O da ne, hastane diye bildiğiniz yer, hastaneye hiç benzemiyor. Hastane görevlileri, üzerlerinde ayırt edici kıyafetler olmadığı için, diğer insanlardan ayırt edilemiyor. Randevunuz olan polikliniğe ulaşmanız için duvarlara asılan tabelalarda yer alan kat bilgisi, gerçekte randevunuz olan polikliniğin bulunduğu katla çakışmıyor. Poliklinik kapılarına asılmış ve hasta sırasını gösteren dijital levha çalışmıyor. Tuvaletlerde armatürler bozuk, her yer pislik içinde. Bu arada hastane koridorlarında karanlık bir dehlizde yol arayan insanların gözlerine bakıyorsunuz; hiçbir bakış aradığını bulmanın verdiği rahatlık içinde değil. Aksine şaşkınlık, çaresizlik içindeler. Aracınızı park edebilme çabasıyla başlayan kâbusun bitmesini istiyorsunuz. Bu hastaneye giren sağlıklı bir insanın hasta olarak çıkması işten değil. Sizin için gerçekten de öyle oluyor; bir kâbustan uyanır gibi hastaneden ayrılıyor, ardından hastanede size yapılan saygısızlıkları hazmedemediğiniz için birkaç saat kendinizi hasta hissediyorsunuz. Gün boyu aklınıza X yöneticilerinin; “Ülkemiz X’de her ile yaptığımız şehir hastaneleri sayesinde sağlık hizmetleri o kadar çok gelişti ki, yabancılar akın akın ülkemizde tedavi olmaya geliyorlar” şeklindeki beyanatları geliyor. Gerçeklik algınızı bozmak, mümkünse tümüyle yok etmek istedikleri açık.
Aynı günün akşam saatleri, hastanede yaşadığınız kâbus için ‘beterin beteri var’ dedirtecek bir gelişme oluyor. Aylar önceden “X ülkesi bir yargı devletidir” diyen X ülkesi yöneticileri bu kez ‘yargı’ eliyle muhalefeti ele geçiriyor. ‘Minareyi çalan kılıfı hazırlar’ misali bu ‘yargısal’ işleme de hukuki bir gerekçe hazırlamışlar; “Muhalefet mutlak butlan nedeniyle asıl sahiplerine verildi” diyorlar. X ülkesinin okumuş yazmış bir vatandaşı olduğunuz için biliyorsunuz; birkaç saat önce ‘sözde hastanede’ yaşadığınız kâbusta size yaşatılanın aynısı bu; “Hastanelerimiz mükemmel olduğu gibi, adalet sistemimiz de adaleti tesis etti” diyerek, doğru bildiklerinizin doğru olmadığını, gerçeklik algınızın bozuk olduğunu ileri sürüyorlar. Oysa mutlak butlan dedikleri tam da az önce sosyal medyada paylaşılan ve sizin de izlerken acı acı güldüğünüz videoda olan şey; eşinizle evinizdesiniz. Aniden kapınız çalıyor. Kapıda iki memur. Biri elindeki yargı kararını okuyor; “Eşinizi önceki sevgilisinden uzaklaştırmak ve sizinle evlenmesini sağlamak için ona pahalı hediyeler aldığınız tespit edilmiş ve bu tespit gereği evliliğiniz mutlak butlan gerekçesiyle iptal edilerek, eşinizin önceki sevgilisiyle evlenmesine karar verilmiştir” diyor. Bu video ile gerçeği olduğu gibi gözlerinizin önüne serenlere içinizden kocaman bir ‘bravo’ diyorsunuz.
Ayağınızın altındaki gerçeklik zemini çekmelerine izin vermeyeceksiniz. Mutlak butlan hikâyesinin görünmeyen yüzü ve asıl sebebi olan X ülkesinin ekonomisi aslında sizin asıl gerçekliğiniz. Hastane çıkışı –siz buna kâbus sonrası diyorsunuz- alışveriş yaptığınız markette doldurduğunuz poşete bugün dünden daha çok para ödediğinizin farkındasınız. X ülkesinde resmi paranın değeri de kendisi gibi çökmüş. Başka ülkelerin resmi paralarının değeri –alım gücü- yılda hangi oranda düşüyorsa, sizin ülkeniz X ülkesinde resmi paranızın değeri bir aya varmadan aynı oranda düşüyor. Neden böyle olduğu da çok açık; X ülkesi yöneticileri ve yandaşlarının ekonomisi büyümeli, siz kimsiniz ki.
X ülkesi yöneticileri, her alanda –insanca sağlık hizmeti talebiniz, muhalefet etme hakkınız, ekonomik talepleriniz, özel yaşamınıza dokunulmaması hakkınız- ‘siz kimsiniz ki’ diye soruyor. Bir X vatandaşı olarak bu sorunun kendi içinde barındırdığı cevabı iliklerinize kadar hissediyorsunuz, aslında size; ‘siz yoksunuz ki’ deniliyor.
Aynı günün gecesi ‘gerçekten biz yok muyuz’ diyen iç sesinize samimi bir cevap bulmalısınız. Gerçeklik algınızın hedef alındığı ve nihayet gerçekliğin -yargı, troller, yanıltıcı bilgi vb. yollarla- gün be gün değiştirildiği, sizi yok sayan X ülkesinde, var olabilmenizin tek bir yolu kalmış; kendi gerçekliğinize sımsıkı sarılmak. Gerçek, kendisine yapılan saygısızlığı hiç affetmedi, bundan sonra da affetmez.
Küçük bir not: Doğan Cüceloğlu, ‘’Anlamlı ve Coşkulu Bir yaşam İçin Savaşçı’ isimli kitabında ‘gerçeğe saygı’ kavramını hem bireysel yaşam hem de toplumsal yaşam açısından inceliyor. Okunması dileğiyle.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!
