İzleyen Benliğimiz
80 askeri darbesinin ardından gözaltına alınan, gözaltında tutulduğu günlerde işkence gören bir kadın anlatıyor. Anlatacağı hikâye gördüğü işkence değil, o zor günlerde, tam da işkence sırasında ‘izleyen benliği’ ile tanışmasının hikâyesi;
“Öğle saatleri yaklaşıyordu. Kardeşimle ortak kullandığımız odamdaydım. Yatağımın bulunduğu köşede, evimizin salonuna açılan bir pencere vardı. Evin inşaatı devam ettiği sırada bu odanın gün ışığı görmediği anlaşılmış ve böyle bir pencere açılarak çözüm bulunmuş olmalıydı. Bu pencereden sadece salon değil, evin dış kapısı ile dış kapının solunda yer alan üç kanatlı büyük pencere de görünüyordu. Bir balkona açılan dış kapımızın önünde bir araç durmuş, açılıp kapanan araç kapısı seslerinin ardından sert bir şekilde kapımız çalınmıştı. Odamın penceresinden iki sivil polisin beni almak için kapıda beklediğini görmüştüm. Kapıya çıkmış; babam, annem, kız kardeşim ve babaannemin çaresiz bakışları altında, sokağımızda bekleyen, resmi plakalı, sivil görünümlü aracın arka koltuğuna, iki yanımda iki sivil polis olmak üzere oturtulmuştum. Araç hızla hareket etmiş, yolda tenha bir köşede durarak, iki yanımda oturan iki sivil polis tarafından, gözlerim siyah bir gözbağıyla bağlanmıştı. Gözlerim karanlığa gömüldüğü andan itibaren, diğer duyu organlarımın algılama gücü keskinleşmiş, aracın tekerleklerinin çıkardığı sesten toprak bir yola döndüğümüzü, araçtan indirildiğim sırada rüzgârın daireler çizerek savrulması nedeniyle aracın park edildiği yerin geniş bir meydan olduğunu anlamıştım. İki koluma giren iki sivil polisle çıktığımız merdivenlerin başında yer alan bina giriş kapısı, öne ya da arkaya alınmama gerek kalmadan üç kişi olarak geçilebildiğine göre, girdiğimiz bina, bildiğim emniyet binası değil, daha büyük kapılı, farklı bir bina olmalıydı. Binada ‘burada bekle’ diyen ses yankı yapmış, geniş bir salona bırakıldığımı anlamıştım. Çok uzun bekletilmemiş, bir süre sonra iki koluma giren aynı iki sivil polisin yönlendirmesiyle, havasız, küçük bir odaya alınmıştım. Odaya alındığım sırada içerde beni bekleyen iki kişi fısıltıyla konuşuyordu. Odanın tam ortasında olduğunu hayal ettiğim ahşap bir sandalyeye oturtulmuş beklerken, insanı tedirgin eden, derin bir sessizlik yaşanmıştı. Sonradan bu derin sessizliğin ve ardından aniden başlayan abartılı hareketliliğin beni sersemletmek amacıyla bilinçli olarak yaşatıldığını düşünecektim. Bağıran, hakaret eden kişiler, beni iki kolumdan tutarak odaya getiren sivil polisler değil, odada beni bekledikleri sırada fısıltıyla konuşan kişilerdi. Üzerimdeki giysileri çekiştiriyor, bana yapabilecekleri şeyleri, cinsel içerikli imalarda da bulunarak hoyrat, yüksek bir sesle sıralıyorlardı. Bir el, ellerime elektrik kablosu tutuşturuyor, ‘elektrik verelim mi’ diye soruyordu. Bu sırada elektrik kablosunu sol el işaret parmağıma bağlamışlar ve bedenime elektrik vermeye başlamışlardı. İşte tam o anda fark etmiştim; bedenimden tamamen ayrılmış, aşağıda elektrik şokunun etkisiyle çığlıklar atan genç kızı ve işkencecilerini görebileceğim bir yükseklikte işkence odasını izliyordum. Bu insanı ilk anda şaşkına çeviren farkındalığın ardından bir işkence mağduru olmaktan çıkmış, sadece bir izleyici olmuştum. ‘İzleyen benliğim’ gözbağımı da çözmüş, aşağıda olan biten her şeyi görüyor, duyuyor ama bedenimin yaşadığı fiziki acıyı hissetmiyordum. Aşağıda devam eden küfürlerden ve her türden aşağılanmadan etkilenmiyordum.
Gözaltında günler sürecek acıya ve aşağılanmalara ‘izleyen benliğim’ sayesinde yenik düşmemiştim.”
Her insan – büyük acılar yaşamadan ve işkence görmeden de- , dışarıdan bir gözle, kendisine bakabilir, bakmalıdır da.
Kendisine dışarıdan bir gözle bakabilen insan; ilkeli, tutarlı, sınırlarının ve gücünün farkında bir hayat sürebilir. Kendisine dışarıdan bir gözle bakamayan insan, rüzgârda savrulan yaprak misali, savrulur gider; hayatının dümenine ya bir başkası ya da başkaları oturmuştur.
Sadece bu kadarla da kalmaz; çünkü hayat dümdüz, üç şeritli bir otobanda araç sürmeye benzemez. Engebeli bir yolda, insanın kendi hayatının dümenini bir başkasına ya da başkalarına bırakması, hem tehlikelidir hem de sorumluluklarından kaçmak anlamına gelir. Tam da bu nedenle, özellikle hayatımızın dönüm noktalarında vereceğimiz kararlarda, bu dışarıdan kendimize bakan göze çok ihtiyacımız vardır.
Büyük acılar yaşadığımız zamanlarda, bu büyük acıya, kendimiz olarak, kendimize yakışır bir şekilde, ilkelerimizden taviz vermeden katlanabilmek, yine, kendimize dışarıdan bakan gözümüzün varlığıyla mümkündür. Sadece insanlara has bu yetenek, kendimize dışarıdan bakabilme yeteneği olmasaydı; insanlar da diğer canlılar gibi yaşar; tek dertleri ve tasaları hangi yolla olursa olsun kendi egolarının ihtiyacını gidermek olurdu.
Felsefe, psikoloji, edebiyat ve insanı mercek altına alan bütün düşünce alanları, bu kendimize dışarıdan bakan gözü; ‘gözlemleyen bilinç’, ‘üst bilinç’ ,’ikincil benlik’, ‘izleyen benlik’ vb kavramlarla ifade eder. Felsefede tercih edilen ‘izleyen benlik’ kavramı, deneyimlerin, düşüncelerin ve duyguların akışını yargılamadan, onlarla özdeşleşmeden sadece gözlemleyen ‘saf bilinç’ olarak tarif edilir.
Hint felsefesinde, ‘atman’ olarak adlandırılan ‘izleyen’, gerçek benliğimizdir. Atman, beden, zihin, duygular ve egodan tamamen farklıdır. O bütün bunları yalnızca izleyen saf bilinçtir, değişmez ve her şeye tanıklık eder. Bu izleyen benliği –atman’ı-, kişinin kendisi olarak tanıması önerilir.
İnsan; ‘Ben kimim?’, ‘Bana bu şartlarda ne yakışır?’, ‘Kendime özgü ilkelerim var mıdır, varsa nelerdir?’, ‘Sınırlarım nelerdir?’, ‘Benim için hayatın anlamı nedir?’, ‘Ardımda bırakacağım izin nasıl bir iz olmasını istiyorum?’ gibi soruları kendisine sorabilme yeteneğine sahiptir. Bu ve benzeri diğer sorulara ‘izleyen benliğimizin’ sayesinde ve onun katkılarıyla vereceğimiz yanıtlar, bize kim olduğumuzu, nasıl bir hayat ve ölüm arzuladığımızı açıklar. ’İzleyen benliğimizin’ bu işlevi sayesinde ego savaşlarını elimizin tersiyle bir kenara iter, insan olmaya başlarız.
Küçük bir not: Sri Nisargadatta Maharaj, ‘Ben O’yum’ isimli kitabında, ‘Sen kimsin?’ ve ‘Gerçek benliğin nedir?’ sorularının yanıtlarını aramakta, ‘öz-farkındalık’ ve ‘izleyen benlik’ kavramlarını incelemektedir. Okunması dileğiyle.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!
