Muğla’nın Milas ilçesindeki Akbelen Ormanı çevresindeki 679 parsel Yeniköy Kemerköy Elektrik Üretim ve Ticaret Anonim Şirketi (YK Enerji) tarafından işletilen Yeniköy Termik Santrali’ne kaynak olacak linyit kömürünün çıkarılması için 10 Ocak 2026 tarihinde acele kamulaştırıldı. Kararına ardından, kamulaştırma kararı verilen parsellerde 30 Mart 2026’da değer tespiti için yapılan keşiflerde, karar karşı çıktığı için Esra Işık gece yarısı 23.50 sıralarında gözaltına alındı ve 42 gün tutuklu kaldı.
Işık’ın yargılandığı davada üçüncü duruşma 22 Haziran 2026 tarihinde Milas Milas 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmayı Gündem Fethiye’den Hülya Çetinkaya izledi.
Duruşma saat 10.07’de başladı. Duruşma, küçüklüğü ile önceki duruşmalarda eleştiri konusu aynı salonda gerçekleşti. Önceki duruşmalarda salonun küçüklüğü nedeniyle duruşmayı izlemek isteyen yurttaşların çoğu dışarı çıkarılmıştı. Bu duruşmada da salonda yalnızca yedi kişinin oturabileceği kadar koltuk vardı. Ayakta kalanların dışarı çıkarılmasının istenmesi üzerine yurttaşlar yere oturarak duruşmayı izledi. Yaklaşık 25 kişi duruşma salondan yer oturarak yedi kişi oturarak, yaklaşık altı kişi de ayakta durarak duruşmayı izledi.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!
Diğer yandan, ilk duruşmadan farklı olarak duruşma salonunun önünde yaklaşık 20 kişilik kolluk ekibi vardı.
Duruşmaya Esra Işık’ın vekillerinden, Avukat Arif Ali Cangı, Nehir Bilece, Ramazan Akkaya, Barış Aydın, Beydağ Tıraş, Atilla Erol, Ahmet Sacit Altun, Ufuk Kaya, Denizli Barosu Başkanı Ozan Orpak, İzmir Barosu Kent ve Çevre Komisyonu adına Melike Özdemir, Prof. Dr. Timur Demirtaş katıldı.
Diğer yandan, Aydın Baro Başkanı Barış Arslan, Aydın Barosu Kent ve Çevre Komisyonu adına Hicran Danışman gözlemci olarak duruşmaya katıldı.
Ayrıca, Uluslararası Af Örgütü adına Milena Büyüm ve Tuğçe İnce duruşmaya katıldı. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Muğla Milletvekili Cumhur Uzun ile Gizem Özcan ve İYİ Parti Milletvekili Metin Ergun da duruşmayı izlemek için salonda hazır bulundu.
Diğer yandan, Muğla’nın farklı ilçelerinden yurttaşların yanı sıra Türkiye’nin farklı noktalarından gelen yurttaşlar da Esra Işık’a destek olmak için Milas Adliyesi önündeydi.
SAVCI ÖNCEKİ MÜTALAASINI TEKRAR ETTİ
Duruşmaya şikayetçi taraf ve avukatları katılmadı. Duruşmada ilk olarak Cumhuriyet Savcısı’na söz verildi. Savcı, önceki mütalaasını tekrar ettiğini belirtti.
Mütalaada, Işık’ın savunmasında olay yerine gelen heyetin mahkeme heyeti olduğunu bilmediğini beyan ettiği, ancak kamera kayıtlarında bunun kendisine bildirildiğinin görüldüğü ve bu nedenle savunmaya itibar edilmediği belirtildi. Savcıya göre Işık, 30 Mart 2026’da Milas 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin Karacahisar Mahallesi’ndeki acele kamulaştırma keşifleri sırasında; hâkim, zabıt kâtibi, mübaşir ve bilirkişi heyetine yönelik “Size cehennemi yaşatacağız, siz rahat yatamayacaksınız” gibi tehdit içerikli sözler söyledi. Mütalaada, bu sözlerin korku ve panik yaratabilecek nitelikte olduğu ve Işık’ın keşif düzeninin bozulmasına neden olduğu öne sürüldü.
Savcı, Işık’ın keşif sırasında keşifte hazır bulunan kişilere yönelik “alçaksınız hepiniz”, “bu ülkede alçak olacaksın, hırsız olacaksın” gibi sözlerle hakaret ettiğini de ileri sürdü. Mütalaada, Işık’ın bu eylemlerle zincirleme biçimde “görevi yaptırmamak için direnme” ve “kamu görevlisine görevinden dolayı alenen hakaret” suçlarını işlediğinin sabit olduğu değerlendirildi.
Savcı, Işık’ın bu suçlardan cezalandırılmasını talep etti. Mütalaada dayanak gösterilen maddeler ise şunlar: Görevi yaptırmamak için direnme suçunu düzenleyen ve bu suçun yargı görevi yapan kişilere karşı işlenmesi halinde iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası öngören Türk Ceza Kanunu (TCK) 265; hakaret suçunu düzenleyen ve kamu görevlisine görevinden dolayı işlenmesi ile alenen işlenmesi hallerinde cezayı artıran TCK 125; aynı suçun değişik zamanlarda ya da birden fazla kişiye karşı işlenmesi durumunda cezanın artırılmasını öngören zincirleme suça ilişkin TCK 43.
Savcı ayrıca, kasten işlenen bir suçtan hapis cezasına mahkûmiyetin sonucu olarak kişinin kamu görevi üstlenme, seçme ve seçilme, vesayet ve kimi meslekleri icra etme gibi bazı haklardan yoksun bırakılmasını düzenleyen TCK 53’ün uygulanmasını istedi. Mütalaada, hüküm kesinleşmeden önce kişinin özgürlüğünün kısıtlandığı sürelerin verilecek hapis cezasından düşülmesini öngören TCK 63 uyarınca, Işık’ın gözaltında ve tutuklulukta geçirdiği sürenin cezasından düşürülmesi talep edildi.
ESRA IŞIK: “HUKUK, TOPLUMSAL YARALARI DEŞME, KANATMA ARACI OLARAK KULLANILMAMALI”
Ardından Esra Işık’a söz verildi. Işık, “Yıllardır feryat, figan haldeyiz. Bizim feryadımız cezalandırılmamalı. Hukuk, toplumsal yaraları deşme, kanatma aracı olarak kullanılmamalı” dedi.
Ardından Işık’ın avukatı Barış Aydın söz aldı. Aydın, durumayı izlemek için Aydın, Denizli, İzmir, Antalya gibi uzak yerlerden çok sayıda avukatın duruşmada hazır bulunduğuna dikkat çekti. Bir önceki duruşmanın Ses ve Görüntü Bilişim Sistem (SEGBİS) dökümümün dosyaya sunulmaması gerekçesiyle, karar duruşması olması beklenen duruşmada karar verilemeyecek olmasını eleştrdi. Bilirkişilerin eğer öğleden sonraya kadar duruşma dökümünü dosyaya sunması halinde duruşmanın öğleden sonra deva etmesini talep etti.
“CELSEDE OLUP BİTENLERİN İNCELENMEDEN SUNULAN ESAS HAKKINDAKİ MÜTALAA EKSİKTİR”
Esra Işık’ın avukatlarının dosyaya 20 Haziran 2026’da sundukları dilekçede de SEGBİS dökümü konusuna dikkat çekilmiş ve şu sözler kullanılmıştı: “Celsede olup bitenlerin incelenmeden sunulan esas hakkındaki mütalaa eksik olduğu gibi, mütalaaya karşı yapılacak savunma da eksik olacaktır. Savunma hakkını ihlal eden bu eksiklikle savunma yapmak zorunda kaldığımızı öncelikle belirtmek isteriz.”
AVUKAT ARİF ALİ CANGI: “YAPACAĞIMIZ SAVUNMALARI ÖZKAN YÜCEL’E ATFEDİYORUZ”
Ardından Avukat Arif Ali Cangı söz aldı. Cangı, 18 Haziran 2026’da hayatını kaybeden İzmir Barosu önceki dönem başkanı Avukat Özkan Yücel’i anarak sözlerine başladı. Yücel’in baro başkanı ve avukat olarak Akbelen direnişinin yanında olduğunu belirten Cangı, “Şayet Özkan Yücel sağ olsaydı burada olacaktı” dedi ve yapacakları savunmaları Yücel’e atfettiklerini söyledi.
Cangı, bir önceki celsede yaptıkları tevsii tahkikat, yani soruşturmanın genişletilmesi taleplerinden yalnızca dinlenmeyen tanıklara ilişkin olanın kabul edildiğini, diğerlerinin reddedildiğini hatırlattı. Işık’ın yargılanmasını “çok büyük bir saldırının kapatılmasına yönelik yargısal bir girişim” olarak niteleyen Cangı, 20 Haziran 2026’da dosyaya giren savunma dilekçelerinin toplanmayan delillere ilişkin olduğunu, bunları özetlemek istediğini belirtti.
Cangı, 10 Ocak 2026 tarihli Resmî Gazete’de, Milas’ın yedi köyünü kapsayan 679 parseldeki evler, ahırlar, tarım alanları ve zeytinliklerin acele kamulaştırıldığını anlattı. Bu taşınmazların, 2005 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararıyla kapatılma kararı verilen Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerine kömür sağlamak için kamulaştırıldığını söyledi.
Bu noktada mahkeme hakimi Cangının savunmasının bir sonraki duruşmada da yapılabileceğini söyledi fakat Cangı, savcının mütalaasının hiçbir duruşmada değişmediğini belirtti ve sürecin tam olarak anlaşılması için detaylı söz alarak süreci anlatmak istediğini belirtti ve sözlerine kaldığı yerden devam etti.
Acele kamulaştırma kararının iptali için Danıştay’da 96 dava açıldığını belirten Cangı, bu davalarda Işık tutukluyken yürütmeyi durdurma kararı verildiğini aktardı. Bunun, kamulaştırma kararının “açıkça hukuka aykırı” olduğu ve uygulanmasının “telafisi olanaksız zararlar” doğurduğu anlamına geldiğini söyledi. Cangı, “Müvekkilin feryadını Danıştay 6. Dairesi de tekrar etmiştir” dedi.
“HUKUKEN GEÇERLİ OLMAYAN BİR KEŞİF İÇİN KAMU GÖREVLİSİNİN KAMU GÖREVİNİ İCRASI OLDUĞU SÖYLENEMEZ”
Buna karşın Milas 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılan acele el koyma ve değer tespiti davalarında, Danıştay kararı ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) ve kamulaştırma kanunundaki yasal koşullar yerine getirilmeden, kamulaştırma mağduru köylere ve köy muhtarına haber verilmeden keşifler yapıldığını söyledi. Cangı, bu keşiflerin “hukuken geçerli işlemler” olmadığını belirterek, “Hukuken geçerli olmayan bir keşif için kamu görevlisinin kamu görevini icrası olduğu söylenemez” dedi.
Bu durumda iddianamenin ve savcılık mütalaasındaki iddiaların tamamının “göçtüğünü”, davanın “tutar bir yanı kalmadığını” söyledi.
“YARGILAMA ÖZENSİZ YAPILIYOR”
Cangı, hukuka aykırı işlem yapan mahkeme heyeti ve bilirkişilerin bu dosyaya müdahil olduğunu, üstelik mahkeme yargıcının ifadesine dahi başvurulmadan müdahale talebinin kabul edildiğini söyledi.
Cangı, SEGBİS çözümünün alacağı süre göz önünde bulundurularak bir önceki celsede adli tatil sonrasına duruşma günü verilmesini talep ettiklerini, ancak bunun göz ardı edildiğini ve bugüne duruşma günü verildiğini anlattı. SEGBİS çözümü dosyada olmadığı halde bugün savunma alındığını belirten Cangı, geçen hafta bu konuda bir ara karar kurulup taraflara tebliğ edilebileceğini, böylece “bu kadar insanın zamanından, işinden gücünden geri kalmalarının” önüne geçilebileceğini söyledi. Tüm bunların yargılamanın “özensiz yapıldığını” gösterdiğini ifade etti.
Sundukları sözlü beyanların ve yazılı savunma dilekçelerinin savcılık ve mahkeme tarafından yeniden gözden geçirilmesini, tevsii tahkikat taleplerinin yeniden değerlendirilmesini istedi.
“BURADAN ÇIKACAK OLAN KARAR MİLAS’TAKİ VE YATAĞAN’DAKİ ACELE KAMULAŞTIRMA SÜRECİNİ DOĞRUDAN ETKİLEYECEK”
Cangı, buradan çıkacak kararın Milas’taki acele kamulaştırmaların nasıl ilerleyeceğini, ayrıca iki gün önce Resmî Gazete’de yayımlanan kararla Yatağan’da onlarca taşınmaz için verilen acele kamulaştırma sürecini de doğrudan etkileyeceğini belirtti. Sözlerini, mahkemeden “bütün bu hukuksuzluklara karşı ders veren, gerekçe kuran bir karar” çıkmasını beklediklerini söyleyerek bitirdi.
PROF. DR. TİMUR DEMİRBAŞ: “ÇEVRE HAKKINI SAVUNMAK ZORUNLULUK HÂLİDİR”
Ardından, ceza ve ceza muhakemesi hukuku profesörü Avukat Prof. Dr. Timur Demirbaş savunmada yaptı. Demirbaş, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda da belirtilen hukuk devleti ilkesine vurgu yaptı. Ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun amaçlarından birinin de hukuk devleti ilkesini korumak olduğunun altını çizdi.
Anayasa – II. Cumhuriyetin nitelikleri
Madde 2 – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.
Ceza Kanunu – Ceza Kanununun amacı
Madde 1- (1) Ceza Kanununun amacı; kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir. Kanunda, bu amacın gerçekleştirilmesi için ceza sorumluluğunun temel esasları ile suçlar, ceza ve güvenlik tedbirlerinin türleri düzenlenmiştir.
Çevre hakkının temel insan haklarında biri olduğunu belirten Demirbaş, kanunun temel ilkelere aykırı olamayacağını belirtti. Esra Işık’ın da verdiği mücadele ile temel insan hakkı mücadelesi verdiğine dikkat çekti.
Demirbaş, Esra Işık’ın zorunluluk halinde çevre hakkını savunduğunu söyledi. Türk Ceza Kanunu’nun 25’inci maddesinin ikinci fıkrasında zorunluluk halinin düzenlendiğini belirten Demirbaş, Esra Işık’ın çevreyi korumak için hareket ettiğini, davranışının bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini ve Işık’ın cezalandırılamayacağını söyledi.
Türk Ceza Kanunu – Meşru savunma ve zorunluluk hali
Madde 25- (1) Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.
(2) Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.
AVUKAT RAMAZAN AKKAYA: “DOSYADA EKSİKLER VAR, KEŞİF ZAPTI DOSYAYA HALA SUNULMADI”
Ardından Işık’ın avukatlarından Ramazan Akkaya savunma yaptı. Akkaya, dosyadaki eksiklere dikkat çekerek sözlerine başladı. Bunlardan birinin, Esra Işık’ın engellediği öne sürülen keşfin zaptının dosyaya hala sunulması olduğunu söyledi.
Akkaya, Esra Işık’ın gözaltına alındığı 30 Mart 2026 keşfinin ardından 6 Nisan’da bir başka keşif gerçekleştiğini, bu keşifte aynı bilirkişi ve mahkeme heyetinin yer aldığını ve benzer olayların bu keşifte de yaşandığını anlattı. Bu keşifte tutulan zabıtta, bir grup köylünün pankart açtığı, slogan attığı ve bir kişinin de keşif sırasında görüntü aldığının keşif zaptına geçtiğini aktardı. Ardından, görüntü alan kişi hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu söyledi ve tüm yaşananların keşif zaptına geçtiğinin altını çizdi.
Esra Işık’ın ise kamu görevlisine işini yaptırmama ve hakaret” gibi, keşiften görüntü alma durumuna göre kıyasla çok daha hafif bir durum olmasına rağmen, bunun keşif zaptına geçerken, Esra Işık’a atfedilen suçlara dair keşif zaptına hiçbir şeyin yapılmamasına dikkat çekti.
Dosyadaki diğer eksiklerin, bazı bilirkişilere dair görevlendirme yazısının hala sunulmaması olarak gösterdi.
AKKAYA EMSAL YARGITAY KARARINI GÖSTERDİ
Akkaya ayrıca, Işık’ın durumuna emsal olabilecek Yargıtay kararlarından bahsetti. Bunlardan biri Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 29 Nisan 2025 tarihli kararıydı. Söz konusu davada, çarşı ve mahalle bekçisi olan şikayetçilerin kimlik sorması üzerine çıkan tartışmada sanık, şikayetçilere direnmişti. Sanık, alt mahkemede “görevi yaptırmamak için direnme” suçundan mahkûm edilmişti.
Daire ise bu suçun oluşabilmesi için aranan koşulu vurgulayarak kararı bozdu. Kararda, “görevi yaptırmamak için direnme” suçunda mağdurun kamu görevlisi olması gerektiği belirtilerek, “direnme eyleminin yerine getirilen kamu görevi nedeniyle yapılması, kamu görevi ile eylem arasında nedensellik bağının bulunması gerekir” denildi.
Daire, çarşı ve mahalle bekçilerine kimlik sorma yetkisinin ancak 18 Haziran 2020’de yürürlüğe giren 7245 sayılı Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu ile tanındığını; olay tarihinde bekçilerin böyle bir yetkisi bulunmadığını saptadı. Bu nedenle sanığın eyleminin “görevi yaptırmamak için direnme” değil, daha hafif bir suç kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine hükmetti.
Akkaya, bu kararı Işık’ın yargılandığı suçla bağlantılı olarak emsal gösterdi. Işık’a atfedilen “görevi yaptırmamak için direnme” suçunun da ancak söz konusu kamu görevinin hukuka uygun biçimde yürütülmesi ve eylem ile görev arasında nedensellik bağının bulunması halinde oluşabileceğine dikkat çekti.
Akaya son olarak, bir önceki duruşmanın SEGBİS dökümünün aynı gün dosyaya sunulacağını düşünmediğini, bu neden dava ertelenecekse dosyadaki eksiklerin tamamlanabilmesi adına adli tatil sonrası bir güne bırakılmasını talep etti.
AVUKAT MELİKE ÖZDEMİR: “ESRA IŞIK HAVASINI, TOPRAĞINI, SUYUNU KÖYÜNÜ, YAŞAM HAKKINI SAVUNMAKTAN BAŞKA BİR EYLEMDE BULUNMADI”
Ardından Avukat Melike Özdemir savunmasını yaptı. Özdemir, Işık’ı üzerine atılan suçun unsurlarının oluşmadığını vurgulayarak sözlerine başladı. Oluştuğunun iddia edilmesi durumunda bile Prof. Dr. Timur Demirbaş’ın da ifadesinde belirttiği “zorunluluk halinin” söz konusu olduğunu söyledi. Çünkü Işık’ın Anayasa’nın 56’ncı maddesinde belirtilen “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir” maddesi ile günce altına alınan hakkını kullandığını belirtti.
Özdemir, Esra Işık’ın “havasını, toprağını, suyunu köyünü, yaşam hakkını savunmaktan başka bir eylemde bulunmadığını” söyledi ve beraatini talep etti.
AVUKAT ATİLLA EROL: “MÜTALAA, SORUŞTURMANIN GENİŞLETİLMESİ TALEBİNE RAĞMEN DEĞİŞMEDİ”
Esra Işık’ın vekillerinden Avukat Atilla Erol, savunmasına savcılık mütalaasını eleştirerek başladı. Erol, Işık’ın avukatlarının tevsii tahkikat, yani soruşturmanın genişletilmesi talebinde bulunmasına rağmen mütalaanın değişmediğine dikkat çekti.
Erol, Cumhuriyet savcılarının görevlerinin Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 160’ıncı maddesinde tanımlandığını hatırlattı. Bu durumun aynı zamanda Türkiye’nin imzacısı olduğu ve savcıların görevlerini yaparken uyması gereken etik ilkeleri belirleyen Budapeşte İlkeleri‘ne de aykırı olduğunu ifade etti. Erol, soruşturmanın genişletilmesi talebi dikkate alınarak mütalaanın yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Madde 160 – (1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.
(2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.
Erol son olarak, dosyanın kapsamlı olduğunu ve ikinci duruşmanın SEGBİS çözümünün dosyaya sunulmadığını belirterek, etkin bir savunma yapabilmek için bir sonraki duruşmanın adli tatil sonrasına bırakılmasını istedi. Bu talebini, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6’ncı maddesine ve Anayasa’nın hak arama hürriyetini düzenleyen 36’ncı maddesine dayandırdı.
Ceza Muhakemesi Kanunu- Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi – Madde 6 Adil yargılanma hakkı
1. Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası – A. Hak arama hürriyeti
Madde 36 – Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir
Mahkeme hakimi duruşmaya 10.57’de iki dakikalık ara verildiğini söyledi. 11.04’te duruşma yeniden başladı. Mahkeme, bir sonraki duruşmanın 6 Temmuz 2026 saat 14.00’e ertelendiğini duyurdu.
Arif Ali Cangı’nın soruşturmanın genişletilmesi talebi yeninden reddedildi.
Ayrıca, duruşma günü güvenlik önlemelerinin alınması için kolluk birimlerine resmi yazı gönderilmesine karar verildi.
NE OLMUŞTU?
Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) milletvekillerinin imzasını taşıyan enerji ve maden alanlarına yönelik düzenlemeler içeren “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”, 13 Haziran 2025’te Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na sunulmuş ve 20 Haziran 2025’te Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu’nda kabul edilmişti.
Kanun teklifinde; zeytinlik alanlar, ormanlar ve meralarda madencilik faaliyetlerine izin verilmesi, enerji yatırımları için prosedürlerin basitleştirilmesi ve Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) süreçlerinin hızlandırılması yer almıştı. Bu durum yasanın kamuoyunda “Süper izin yasası” olarak adlandırılmasına neden olmuş, yasaya karşı çıkma için “Toprağımız Vermiyoruz” kampanyası örgütlenmişti. Fakat tüm itirazlara rağmen Meclis’ten geçen kanun, 24 Temmuz 2025 32965 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlandı ve yürürlüğe girdi.
Yasanın yürürlüğe girmesinin hemen ardından Ağustos 2025’te Milas ve Yatağan’da yasanın ekinde yer alan haritada, madene açılacak bölgelerde zeytinliği olan 77 zeytin üreticisi, ortak dilekçeyle Danıştay’da dava açtı. Ayrıca, Toprağımızı Vermiyoruz Kampanyası, 260 muhalefet partisi milletvekili ile 17 Eylül 2025 tarihinde söz konusu yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Diğer yandan, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İzmir Milletvekili İbrahim Akın da 18 Mart 2026 tarihinde yasanın yürürlüğünün acil olarak durdurulması ve duruşma ile uzman dinlemesi yapılması talebi ile Anaysa Mahkemesi’ne başvuru yaptı.
Kanun’da en çok eleştirilen başlıklardan biri de özellikle Muğla’nın Milas ve Yatağan ilçelerindeki İkizköy, Karacahisar, Kafaca gibi en az 48 köyün ve mahallelinin tam olarak koordinatları verilerek, hedef alınmasıydı. Yasa bu bölgelerde maden alanlarının genişletilebilmesi için zeytinlerin sökülerek taşınmasını öngörüyordu.
YASAL SÜREÇLER DEVAM EDERKEN ZEYTİN SÖKÜMÜ BAŞLADI
Yani yasa yürürlüğe girmiş olsa bile iptali için hem ekoloji örgütleri ve yurttaşların muhalefeti hem de Anayasa Mahkemesi düzeyinde iptal davaları devam ederken, Milas’ın İkizköy Mahallesi ve İkizköy çevresinde zeytin ağacı sökümleri başladı. Milas’ta Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerini işleten Yeniköy Kemerköy Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş’nin (YK Enerji), kömür madeni sahalarını genişletebilmesi için Zeytincilik Kanunu’na aykırı olarak zeytin sökümüne izin verdi.
İkizköy’deki ilk zeytin sökümü, Akbelen Ormanı çevresindeki zeytinliklerin 15 Eylül 2025 sabah saatlerinde jandarma ve iş makineleriyle sökümüne başlandı. Zeytinlikleri savunmaya giden İkizköy Mahallesi Muhtarı Nejla Işık, Halil Şallı, Seçil Şallı ve Serpil Şallı gözaltına alınarak; Milas Jandarma Komutanlığı’na götürüldü. Gözaltına alınan dört köylü, “iş yeri konut dokunulmazlığını ihlal” ve “şirketi maddi zarara uğratma” suçlamalarıyla ifadelerini verdikten sonra serbest bırakıldı.
Diğer yandan, bölgedeki 151 zeytin ağacının sökülmesine onay veren ve süreci sahada denetleyen kişinin, eski AK Parti Muğla 25, 26 ve 27’nci dönem milletvekili adayı ve 2019 yerel seçimlerinde AK Parti Fethiye Belediye Başkan adayı olan Ziraat Mühendisi Muhittin Kayabaş olduğu ortaya çıktı.
Ardından, İkizköy Muhtarı Nejla Işık, 24 Aralık 2025’te şirketin zeytin ağaçlarının sökümüne yeniden başladığını ve zeytinlerin sökümünün yapıldığı bölgenin görüntülenmemesi için jiletli teller çekildiğini duyurdu. 29 Aralık’ta da zeytin sökümü devam etti. 30 Aralık 2025’te sabah saatlerinde, 70 yaşındaki İsmail Demir’in tapulu arazisindeki zeytinler YK Enerji tarafından söküldü.
Son olarak İkizköy’e komşu Çamköy Mahallesi’nin üstündeki Kuyucak mevkisinde 4 Mart 2026 tarihinde YK Enerji personeli tarafından ağaç kesim ve sökümü yapıldığı duyuruldu. 25 Mart 2026 tarihinde ise bölgede toplamda 5 bin 93 zeytin ağacının söküleceği ortaya çıktı.
ACELE KAMULAŞTIRMAYA KARŞI DAVALAR DA DEVAM EDERKEN KEŞİF BAŞLADI
Diğer yandan, 7554 Sayılı Yasanın ardından, maden alanının genişletileceği Akbelen Ormanı’nın çevresinde yer alan Bağdamları, Çakıralan, Çamköy, İkizköy, Karacaağaç ve Karacahisar mahallelerindeki 679 parsellik tarım arazisi, 10 Ocak 2026 tarihli Resmi Gazete’de yer alan Cumhurbaşkanı Kararı ile linyit madeni üretimine devam edilebilmesi için acele kamulaştırıldı.
Acele kamulaştırma kararına karşı, 2025 yılının Şubat ayında 200 parsel için toplam 96 dava açıldığı duyuruldu. Açılan davaya karşı 3 Mart 2026’da bir açıklama yayımlayan ikizköylülerin avukları Arif Ali Cangı, İpek Sarıca ve İsmail Hakkı Atal, “Acele hukuksuzluğa karşı, hukukun acele uygulanması gerekmektedir” dedi.
TARAFLARA HERHANGİ BİR TEBLİGAT VEYA HABER VERİLMEDEN KEŞİF YAPILMAK İSTENDİ
Hem acele kamulaştırma kararına karşı Danıştay’da açılan bu dava, hem de 7554 sayılı Kanun’a karşı açılan Anayasa Mahkemesi düzeyindeki davalar henüz bir karar bağlanmamışken 30 Mart 2026’da Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) tarafından kamulaştırılacak alanların değerlerinin tespit edilmesi ve el koyulması için Milas 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde devam eden dava kapsamında acele kamulaştırma kararı verilen parsellerde keşif yapıldığı İkizöylüler tarafından öğrenildi.
Diğer yandan, keşiften iki gön önce, 28 Mart 2026’da ise AK Parti Bursa Milletvekili Mustafa Varank İkizköy’e gelmiş, Yeniköy Termik Santrali’nin maden sahasındaki zeytin ağaçlarını incelmiş, YK Enerji yetkilileri ile ziyaretler yapmıştı. İkizköylüler tarafından ziyarete ilişkin yapılan yazılı açıklamada, “Bu ziyaret köy halkına ve muhtarlığa haber verilmeden, gizlice yapıldı” denilmişti.
Yapılacak keşifle ilgili ve İkizköylülerin avukatlarına ne de köylülere herhangi bir tebligat yapılmadığı öğrenildi.
Diğer yandan, İkizköy Mahalle Muhtarı Nejla Işık ve beraberindeki köylüler keşif heyetini bulmak ve keşfin yapılmasına engel olmak için nöbete başladı.
“BİR TEK BU SANTRAL MI ÇOK ÖNEMLİ, BİR TEK BU KÖMÜR MÜ ÇOK ÖNEMLİ?
Bu sırada jandarma ekiplerinin köylülere engel olduğu aktarıldı. İkizköylülerin alandan paylaştığı videolarda bir İkizköylünün şu sözledi söylediği duyuldu: “Bu kadar da taraf olunmaz, bu kadar da zengin için çalışılmaz, biraz da garibanlar için çalışın. Biz yetiştirmesek, Milas’a çarşıya indirmesek ne yiyecek bu Türk insanı. Bir tek bu santral mı çok önemli, bir tek bu kömür mü çok önemli? Enerji başka şeyden de üretilebilir. Rüzgârdan da güneşten de üretilebilir, bunların alternatifi var. Bu tarla, arazi gittiği zaman bunun alternatifi yok”
Diğer yanda, İkizköylüler YK Enerji’ye ait bir şirket aracı tespit ettiklerini, YK Enerji görevlilerinin dört jandarma aracı eşliğinde işlem yaptığının tespit edildiği aktarıldı.
İkizköy Muhtarı Nejla Işık ve köylüler bu duruma dair tutanak tutulmasını istedi fakat jandarma ekiplerinin kedileriyle muhatap olmadıklarını aktardılar.
ACELE KAMULAŞTIRMAYA KARŞI DAVA AÇAN YURTTAŞIN ARAZİNDE KEŞİF YAPILDI, YURTTAŞ KENDİ ARAZİSİNE SOKULMADI
Işık, mesai bitiminde keşif heyetinin de Milas’a dönmesi üzerine kendilerinin de evlerine döneceklerini fakat Karacahisar Köyü’nde keşfin devam ettiğini fark ettiklerini belirtti. Acele kamulaştırma kararına kaşı açılan davada davacılardan olan Karacahisarlı Halil Şallı’nın arazisinde keşif yapılmasında köylüler karşı çıktı fakat jandarma ekipleri Şallı’nın kendi arazisine girmesine izin vermedi.
30 Mart akşamı saat 23:50’de sıralarında ise Esra Işık, keşifteki itirazları gerekçe gösterilerek gözaltına alındı ve Milas Milas Jandarma İlçe Karakolu’na götürüldü. 31 Mart’ta ise tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Esra Işık’ın annesi, İkizköy Muhtarı Nejla Işık, Adliye önünde yaptığı konuşmada, “Toprağımız için adalet istiyorduk, şimdi evladımız için de adalet istiyoruz. Biz utanılacak bir şey yapmadık. Eğer İkizköy’ü alacaklarda bütün köylüyü hapse tıkmaları gerek. Yedi yıldır bu mücadeleyi veren 20 kişiyi atacaklar hapse, İkizköy’ü öyle talan edecekler. Bir tek Esra’yı almakla olmaz bu iş. Anasını da alacak, babasını alacak, kardeşini de alacak, Aytaç yengesini. İkizköy’de Esra’m yalnız değil” dedi.
Esra Işık’ın tutuklanmasına tepki gösteren İkizköylü Aytaç yakar ise, “Yazıklar olsun. Bu yazıyı şirket için yazsınlar. Adliye sarayı değil, buraya ‘Limak’ diye yazsınlar” diye tepkisini gösterdi
“KEŞİF HEYETİ KOVALAYACAĞINIZA MALİKİ OLDUĞUNUZ PARSELDE BEKLEYİN”
Keşif boyunca yurttaşların keşif heyetini bulması, keşfe katılması engellenmeye çalışıldı. 1 Nisan’da devam eden keşifte, köylülerin keşfin gizli şekilde yurttaşlara ve avukatlara tebligat gönderilmeden yapılmasına tepki gösterdiği sırada bir jandarma personelinin yurttaşlara şunları söylediği duyuldu:
“Tarlalarınızın, arsalarınızın, parsellerinizin başında bekleyin mutlaka yetkililer gelecek. Maliki olmadığınız parsellerde keşif heyeti kovalayacağınıza maliki olduğunuz parsellerde beklediğinizde keşif heyeti mutlaka size de uğrayacak.”
ESRA IŞIK’IN TUTUKLANDIĞI GÜN AİLESİNİN PARSELİNDE KEŞİF YAPILMIŞ
İkizköylülerin avukatları Arif Ali Cangı ve İpek Sarıca, 2 Nisan 2026’da yaptıkları açıklama ile Esra Işık’ın tutuklandığı gün ailesinin arazilerinde el koyma keşfinin gerçekleştirildiğini duyurdu. Avukatların paylaştığı 31 Mart 2016 tarihli keşif tutanağında, 31 Mart günü Karacahisar’da 147 İkizköy’de ise bir keşif yapıldığı belirtildi. İkizköylülerinin avukatlarının konuya dair yaptıkları açıklamada keşif yapıldığı saatlerde Işık ailesinin evlerinde olmadığı, bu durumun da usul ve adil yargılanma açısından hak ihlali yarattığı belirtildi.
Yaşananlar için, “Bu olayın vicdani ve siyasal boyutu artık inkâr edilemez bir noktaya gelmiştir” dendi ve şu değerlendirmeler yapılıdı: “Toprağını, suyunu ve yaşam alanını savunduğu için tutuklanan Esra Işık’ın cezaevine gönderildiği gün, ailesinin bu ağır durumla baş etmeye çalıştığı saatlerde, evde kimsenin olmadığı saatlerde ailenin evine gidilerek keşif yapılması basit bir ‘usul eksikliği’ olarak açıklanamaz.”
Ali İhsan Işık ve Nejla Işık’ın kızının tutuklandığı gün seçilerek yapılan işlem için “Tesadüf olarak açıklanamayacak kadar bilinçli ve zamanlaması itibariyle manidardır. Bu nedenle, yaşananlar yargısal bir işlem olmanın ötesine geçmiş; intikam duygusuyla hareket edildiğine dair güçlü bir izlenim yaratmıştır” ifadeleri kullanıldı.
“KEŞİFLER, MAHKEME ARACI OLDUĞUNA DAİR İBARE OLMAYAN BİR ARAÇLA GERÇEKLEŞTİRİLDİ”
İkizkölülerin avykatı İpek Sarıca’nın keşfe dair gözlemlerini aktardığı paylaşımında ise keşiflerin mahkeme aracı olduğuna dair ibare olmayan bir araçla gerçekleştirildiği vurgulandı.
Esra Işık kaldığı uğla E Tipi Kapalı Cezaevi’nden 6 Nisan 2026’da “güvenlik” gerekçesiyle İzmir Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’ne sevk edildi.
Esra Işık’ın yargılandığı davanın ilk duruşması, 27 Nisan’da Milas 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülmüştü. Yaklaşık yedi saat süren duruşmada mahkeme heyeti, Işık’ın tutukluluğunun devamına karar vermişti.
Milas 3. Ceza Mahkemesi, 11 Mayıs’ta Esra Işık hakkında yurt dışına çıkma yasağı ve adli kontrol şartıyla tahliye kararı vermişti.
Esra Işık’ın yargılandığı davanın ikinci duruşması 1 Haziran’da Milas 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülmüştü.
Mahkeme heyeti Esra Işık’ın adli kontrol şartının ve yurt dışı çıkış yasağının kaldırılmasına karar vermişti ve duruşma 22 Haziran saat 10.00’a ertelenmişti.
