Cumhurbaşkanı Kararı ile 10 Ocak 2026’da Milas İkizköy’deki 679 parselin Yeniköy Kemerköy Elektrik Üretim ve Ticaret Anonim Şirketi’nin (YK Enerji) Yeniköy Termik Santrali için kömür çıkarılması amacıyla acele kamulaştırılmasının ardından, 30 Mart’ta bölgede başlayan keşif sırasında köylülerle keşif heyeti arasında gerginlik yaşandı. Aynı gece saat 23.50 sıralarında gözaltına alınan ve ertesi gün “görevi yaptırmamak için direnme” iddiasıyla tutuklanan İkizköylü Esra Işık, 6 Nisan’da İzmir Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’ne sevk edildi.
Işık’ın yargılandığı davanın ilk duruşması, 27 Nisan 2026’da Milas 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Işık duruşmaya elleri kelepçeli olarak getirildi.
Başlama saati 10.00 olan duruşma saat 10.37’de Milas 3. Asliye Mahkemesi duruşma salonunun kapısının açılıp avukatların ve izleyicilerin içeri alınmasıyla başladı. Duruşma salonunda izleyicilerin oturması için yalnızca yedi kişilik koltuk bulunması üzerine hem Esra Işık’ın avukatları hem de davayı izlemek için gözlemci olarak gelen baroların avukatları ve gazeteciler ayakta kaldı. Hakim ise yalnızca oturanların duruşmayı izleyebileceğini, ayakta kalanların dışarı çıkması gerektiğini, ayakta kimse kalmayana kadar duruşmayı başlatmayacağını söyledi.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!
Mahkeme hakimi, bu uygulamanın gerekçesini, duruşmada ses ve görüntü kaydının alınacak olması ve ayakta olan kişilerin ses kalitesini engelleyeceği, yani fiziksel koşulların uygun olmaması olarak gösterildi. Bunun üzerine bir avukat mahkemenin önceden uygun koşulları sağlaması gerektiğini söyledi. Avukatların ve duruşmayı izleyen iki gazetecinin dışarıya çıkmaması üzerine koridordan fazladan koltuklar avukatlar ve yurttaşlar tarafından içeriye taşınarak oturma düzeni sağlanmaya çalışıldı. Saat 10.43’te oturma düzeni sağlandıktan sonra duruşma başladı.
Duruşmada Esra Işık’ın avukatları Arif Ali Cangı, Barış Aydın, Ramazan Akkaya, Anıl Egemen Samyürek, Nehir Bilece de dahil olmak üzere gözlemci avukatlar da dahil yaklaşık 15 avukat yer aldı. Bunlar; Muğla Baro Başkanı Av. Levent Akgün ve Muğla Barosu’ndan avukatlar, İstanbul Barosu ve Antalya Barosu’ndan avukatlar, Aydın Barosu Başkanı Utku Devrim Barış Arslan ve Başkan Yardımcısı Ayşe Öğünçlü, İzmir Baro Başkanı Sefa Yılmaz ve Yönetim Kurulu Üyesi Canan Arıcı, Türkiye Barolar Birliği Başkan Yardımcısı Ercan Demir’di. Avukatların dışında Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Coşkun Üsterci, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Muğla Milletvekilleri Cumhur Uzun ve Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Tanal, CHP Muğla İl Başkanı Nail Kızıl, Bodrum İlçe Başkanı Tuna Işın, Emek Partisi (EMEP) Genel Başkan Yardımcısı Selma Gürkan duruşmayı salonda izledi.
Gündem Fethiye Muhabiri Hülya Çetinkaya da duruşmayı salonda izleyenler arasında yer aldı.
Esra Işık’tan şikayetçi olan keşif heyetinden ise müşteki olarak mahkeme hakimine vekaleten Avukat Çağla Demir ile müştekiler O.T, R.A, Ö.E, M.G.C, H.A. duruşmaya katıldı.
Esra Işık’ın avukatı Arif Ali Cangı savunmadan önce, Işık hakkında hazırlanan iddianameyi değerlendirmek için söz istedi çünkü iddianamenin bu haliyle eksik kalacağını söyledi. Hakim ise savunmaları sırasında söz vereceğini söyleyerek iddianamenin değerlendirilmesine izin vermedi. Cangı, 24 Nisan 2026 tarihli dilekçe ile iddianamenin değerlendirmesini mahkemeye sunduğunu hatırlattı.
ESRA IŞIK: “BÜYÜK NİNEMİZİN MEZARINI AÇIP KEMİKLERİNİ TAŞIDIK”
Saat 10.56’da hakim SEGBİS kaydının başlatıldığını belirterek ise Esra Işık’tan savunmasını istedi. Işık, öncelikle kendisini “köyü, evi, çocukluğu, geleceği elinden alınmak üzere olan bir köylü kızı, İkizköylü” olarak tanıttı. Acele kamulaştırma kararı sonrası ailesinin evinin, yerleşim yerlerinin, tarım arazilerinin yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu ve kendisinin evinden atılacak yüzlerce köylüden biri olduğunu dile getirdi.
Geçmişte, dedelerinin de kömür madeni için yok edilen Sekköy, Karaağaç ve Işıkdere’den İkizköy’e göçmek zorunda olduğunu anlatan Işık, “Biz çok acı çektik, başkaları da yaşamasın istedik” dedi. YK Enerji’nin yok edilen köylerden sonra şimdi de Karacahisar ve Çamköy’e gözünü diktiğini söyleyen Işık, “Ninemizin mezarını açıp kemiklerini taşıdık. Geldiğimiz yerde yine her şeyimiz elimizden alınmak isteniyor” ifadelerini kullandı.
Akbelen Ormanı’nın kesilmesi ve İkizköy’ün maden sahasına çevrilmesine, köylülerin yerlerinden edilmelerine karşı 2019 yılından bu yana verdikleri mücadelede hep hukuk yoluna başvurduklarını belirten Işık, bu nedenle açtıkları farklı davalarda pek çok defa bölgede keşif yapıldığını hatırlattı ve “Onları hep saygıyla karşıladık” dedi. Hatta ilk keşifler yapıldığı sırada köylülerin mahkeme heyetine yemek bile hazırladığını anlattı. Hiçbir zaman keşifler sırasında mahkeme heyeti ile bir tatsızlık yaşamadığını belirten Işık, keşif heyeti gelmeden önce alanda düzeni sağlamak için kendi aralarında tertip komiteleri kurduklarını, kendisinin de pek çok defa bu komitelerde görev aldığını hatırlattı.
Olay günü de önceki keşiflerde olduğu gibi, keşif sırasında mahkeme heyetine dertlerini anlatmak, yaşadıkları duruma dair bilgi vermek istediklerini dile getirdi. Bütün gün keşif heyetini bekledikten sonra, saat 17.00 sıralarında resmi plakalı ve mahkeme heyeti olduğunu düşündükleri bir aracın bölgeden ayrıldığını gördüklerini, mesai saatinin bitimine denk geldiği için de keşfin bittiğini düşündüklerini söyledi. Bu aracın alandan ayrıldığını görünce kendilerinin de evlerine dağıldığını, fakat Karacahisar Köyü’nden Halil Şallı’nın, İkizköy Mahalle Muhtarı ve annesi olan Nejla Işık’ı arayarak bir keşif yapıldığını haber verdiğini aktardı.
Bunun üzerine alana gittiklerini ve bölgede hazır bulunan jandarma ekiplerine defalarca burada mahkeme heyetinin keşfinin devam edip etmediğini sorduklarını, jandarmanın önce “yok” dediğini fakat bu yanıta inanmayarak üstelemelerinden sonra “var” diye yanıt verdiğini anlattı.
Jandarmanın kendilerini görmezden geldiğini, yok saydığını belirten Işık, “Bizi neden yok saydıklarını, neden yalan söylediklerini anlamadık” dedi.
Işık ayrıca, bu esnada alanda bulunan ve içinde keşif heyeti ve mahkeme heyeti olduğunu bilmediği aracın üzerinde, herhangi bir logo ya da aracın mahkeme aracı olduğuna dair bir ibarenin de bulunmadığına dikkat çekti.
“ŞİRKET ÇINAR MÜHENDİSLİK ARACILIĞIYLA KEŞİF YAPIYOR BÖLGEDE”
YK Enerji’nin ise özellikle 10 Ocak 2026’daki acele kamulaştırma kararının ardından bölgede çalışma yaptığını bildiklerini anlattı. Ailesinin evine de geldiklerini belirten Esra Işık, gelen kişilerin kendilerini Çınar Mühendislik çalışanı olarak tanıttığını söyledi ve “Biz devlet gönderdi zannediyorduk, sonradan şirketin gönderdiğini anladık” dedi.
Şirketin acele kamulaştırma kararından sonra, Çınar Mühendislik’ten bir heyet ile bölgede keşif yaptığının ortaya çıktığını anlattı.
“ŞİRKET YİNE GİZLİCE KEŞİF YAPIYOR SANDIK”
Esra Işık, acele kamulaştırma keşfi sırasında ise şirketin yine gizlice çalıştığını ve keşif yaptığını düşündüklerini söyledi. Etraftaki jandarma ekiplerine “Şirket kimden izin aldı keşif için” diye tepki gösterdiğini, fakat jandarma ekiplerinin cevap vermek yerine alandan gittiğini söyledi. “Neden gittiklerini anlamadık” diyen Işık, keşfe devam edip etmeyeceklerini görmek için arkalarından gittiklerini ve kimin olduğunu bilmediği bir eve girdiklerini gördüğünü anlattı.
Bunun üzerine köylülerin olduğu bir haberleşme grubuna bir video göndererek evin kime ait olduğunu tespit etmeye çalıştığını, çünkü şirketin keşif ekibi olduğunu düşündüğü ekibin özel mülke habersiz girdiğini düşündüğünü söyledi.
“DAHA KAÇ KEMİK TAŞIYACAĞIZ, DAHA KAÇ MEZAR TALAN EDİLECEK?”
Şimdiye kadarki deneyiminde jandarma koruması altında Akbelen Ormanı’nın, zeytinlerin kesildiğini, söküldüğünü gördüğünü söyleyen Işık, “Daha ne kadar kemik taşıyacağız? Daha kaç mezar talan edilecek?” diye sordu.
Işık, keşif sırasında, daha acele kamulaştırma sonrası el koyma işlemi gerçekleşmeden şirketin nasıl keşif yapabildiğini düşünüp sinirlendiğini aktardı. Bir saat boyunca jandarmanın kendisine sorulan soruları yanıtsız bıraktığının altını çizen Işık, tepkileri büyümeye başlayınca jandarmanın kendisine “başın belaya girecek, içeride heyet var” dediğini aktardı. Ama şimdiye kadar jandarma ekiplerinin köylülere sürekli yalan söylediğini hatırlatan Işık, “Ben nasıl inanayım, jandarma o gün bile yalan söyledi, ama öncesi de var” dedi ve geçmişteki deneyimlerinden bazılarını aktardı.
“BİZE EN BAŞTA JANDARMAYA İNANMIŞ OLSAK HER ŞEYİMİZ GİTMİŞTİ”
2021 yılında, Akbelen Ormanı çadırlı nöbetin başlangıç zamanlarında, Muğla’daki büyük orman yangınları sürerken şirketin yangınları fırsat bilip ağaç kesmeye çalıştığını, fakat durumu fark etmeleri üzerine jandarma ekiplerini çağırdıklarını anlattı. Fakat jandarmanın kesime müdahale etmek yerine önce çadırlı nöbet alanına gelip kendilerini, ormana giriş yasağını bahane ederek nöbet alanından çıkarmaya çalıştıklarını hatırlattı. Nöbet alanının özel mülk olmasından dolayı tahliye emri olmadan alandan çıkmayacaklarını söylemeleri üzerine, jandarma ekiplerinin “tamam, tahliye emri getiriyoruz” diyerek alandan ayrıldığını, fakat akşama kadar geri gelmediğini, geri geldiklerinde ise kendilerine müdahale edip gözaltına aldıklarını anlattı.
Aynı şekilde 2022 yılında da maden alanın yanındaki zeytinlik alanda şirketin zeytinleri söktürmeye çalıştığını, köylülerin karşı çıktığını, jandarmanın ise yine sökümün yasal olduğunu kendileri söylediğini anlattı. Sonradan ise yasal olmadığının ortaya çıktığını söyledi. “Bize en başta jandarmaya inanmış olsak her şeyimiz gitmişti” dedi.
Bir başka olayda ise jandarma tarafından “gözaltına almıyoruz” diyerek bir kişinin araca bindirildiğini, araçta kişinin elinden telefonunun alınıp gözaltına alındığını aktardı.
“İKİ KADIN JANDARMA BENİM HALİMİ GÖRÜNCE AĞLADI”
Işık, “Ben nasıl inanayım jandarmaya? Ben orada o gün mahkeme heyeti olduğunu bilsem, bilirkişi olduğunu bilsem ‘ne olur bizi anlayın’ derdim önceki keşiflerde olduğu gibi. Ben o gün saldırgan değil yalvar yakar bir haldeydim” diye sözlerine devam etti.
Heyete mukavemet ve hakaret kastının olmadığını söyleyen Işık, iki kadın jandarmanın kendisinin halini gördüğünde ağladığını aktardı.
“BEN BELKİ TOPRAĞIMDA GEÇİRDİĞİM SON GÜNLERİ CEZAEVİNDE GEÇİRİYORUM”
Verdikleri mücadelede kazanmak da kaybetmek de olduğunu dile getiren Işık, “Belki evimizi yıkacaklar, zeytinlerimizi sökecekler. Toprağımızda geçirdiğimiz son günleri geçiriyoruz belki ama ben cezaevindeyim. Evimde geçireceğim son günleri cezaevinde geçiriyorum. Ben toprağını, vatanını seven bir insanım. Ben canımı veririm toprağım için. Bir mesleğim var ama hayatım yok. Geleceğim elimden alınıyor” dedi.
Işık, son olarak söylediği her şeyi şirkete söylediğini, mahkeme heyetinin orada olduğunu bilmediğinin altını çizerek tahliyesini ve beraatini talep etti.
Mahkeme hakimi, Esra Işık’a ifadesinin ardından soru sordu. Soruda, Işık’ın mahkeme heyeti olduğunu bilmediğini söylediği, ama bazı görüntülerde jandarmanın Işık’a “içeride heyet var” dediğinin görüldüğü hatırlatılarak bunun hakkında ne diyeceği soruldu.
Işık ise “Ben yedi yıldır yaşadığımız şeyi yeniden yaşıyoruz diye düşündüm” dedi. Ayrıca, jandarma ekiplerine, araç içinde şirket heyetinin olup olmadığını ya da mahkeme heyetinin keşfinin devam edip etmediğini defalarca sorduğunu, fakat bu soruların uzun süre boyunca yanıtlanmadığını aktardı.
ARİF ALİ CANGI: “DEVLET KORUMUYORSA YURTTAŞIN KORUMA HAKKI VARDIR”
Esra Işık’ın ifadesi yaklaşık 11.26 sıralarında sona erdi. Ardından saat 11.34’te Işık’ın vekili Avukat Arif Ali Cangı söz aldı. Cangı öncelikle 20 Mart 2026 tarihli bir keşif tutanağının var olduğunu, bu tutanakta “keşif düzeni bozulmuştur” gibi bir ifadenin yer aldığını ama tutanakta dosya numarasının yer almadığına dikkat çekti. Bu ifadeyle sanki “679 parselin keşfi bozulmuştur” gibi bir anlam çıkabileceğine dikkat çekti ve tutanağın keşif dosyasının içinde yer alması gerektiğine vurgu yaparak, hangi dosyanın keşfinin yapıldığının tutanağa yazılması gerektiğini söyledi.
Cangı, Işık’ın tutuklanmasına giden süreci anlamak için İkizköy’de ne olduğunun tam olarak anlaşılması gerektiğini mahkeme başında ifade etmişti. Sözlerinin bu kısmında da bu süreci anlattı. Esra Işık ile ilk defa 2020 yılında tanıştığını, İkizköylülerin kendisini arayarak Işıkdere’den YK Enerji’nin kömür madeni için göç etmek zorunda kaldıklarını, şimdi de YK Enerji’nin kendilerini İkizköy’den de çıkarmak istediklerini anlattıklarını söyledi. Cangı, “Sarı öküzü vermişlerdi ama gerisi vermek istemiyorlardı” dedi. Kendisinin bu davaları kabul ettiğini, fakat verilecek mücadelede her şeyin hukuka uygun şekilde ilerletilmesi konusunda en baştan herkesle anlaştıklarını anlattı.
Cangı ardından, “termik santrallerin Muğla’ya çıkardığı faturadan haberdar mısınız?” diye sordu. 48 köyün ruhsat alanı içinde olduğunu, sekiz köyün termik santral ve kömür madeni için yok edildiğini, ikinci defa yerinden edilme riski olan yurttaşların bulunduğuna dikkat çekti. İkizköy’ün de bunlardan biri olduğunu, 1979 yılından beri Sekköy’den (Esra Işık’ın anne annesinin göç ettiği köy), Hüsamlar’dan, Karaağaç’tan (annesinin babasının göç ettiği köy) ve Işıkdere’den (Esra Işık’ın babasının ailesinin köyü) köylülerin İkizköy’e geldiğini söyledi.
Artık canlarına tak eden köylülerin mücadele etmeye başladığını belirten Cangı bu mücadelenin dünyada örnek gösterildiğinin, mücadelenin ödüller aldığının altını çizdi ve “İklim krizine karşı İkizköylüler gereğini yaptı” dedi.
İkizköylülerin orman nöbeti başlatarak iki yıl boyunca kesilmekten koruduğu Akbelen Ormanı’nın yalnızca bir orman değil, Bodrum ve Milas’ın su kaynağı ve bir karbondioksit yutak alanı olduğuna dikkat çekti. Korunması gerekirken devletin korumadığı Akbelen Ormanı’nı İkizköylülerin iki yıl boyunca sivil orman nöbeti tutarak koruduklarını anlattı. Köylülerin yangınlardan koruduğu ormanın 23 Temmuz 2023’te yüzlerce jandarma tarafından korunarak bir haftada yok edildiğini söyledi. Kendisinin de bu olaylardan sonra hızar sesi duymaktan rahatsız hale geldiğini aktardı.
“Esra bunların içinde büyüdü” ifadelerini kullanan Cangı, “Onun kastını anlamak için bunları bilmek gerekir” dedi.
Köylülerin bu süreçte, madencilik için önemli engellerden olan ve zeytinlikleri koruyan zeytincilik yönetmeliğini değiştirmek için adımlar atıldığını, fakat köylülerin Ankara’ya giderek, eylemler yaparak bunlara engel olduğunu da hatırlattı.
7554 Sayılı Kanun’un çıkarılması sırasında da aynı şekilde mücadele edildiğini, yağmur altında eylemler yaptıklarını anlattı. Bu yasanın da çok fazla olumsuz yönü olduğunu, fakat bir maddesinde doğrudan Milas İkizköy’ün koordinatları verilerek haritada madene açılacak yerlerin ve sökülecek zeytinlik alanların gösterildiğini söyledi ve “Bir şirkete özel yasa olur mu?” diye sordu.
Yasa’nın iptali için ilk kez Meclis’teki tüm muhalefet partilerinin imzasıyla, yani 260 milletvekilinin imzasıyla Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvuru yapıldığını hatırlattı. Ayrıca hem bu davanın devam ettiğini hem de acele kamulaştırma kararı ile kamulaştırılan 200 parsel için iptal davası açtıklarını, bu davada da henüz sonuç alınmadığını söyledi. Ama aynı süreçte acele kamulaştırma için çok hızlı şekilde Milas 2. Asliye Mahkemesi’nde dava açıldığını ve keşfin başladığını söyledi.
Dava açıldıktan sonra mahkemeye, keşif olacağı zaman köylülerin avukatları olarak haber verilmesini istediklerini, fakat kendilerine haber verilmediğini söyledi. 30 Mart’ta keşfin başladığını kalemden öğrendiklerini söyledi.
Bu nedenle de keşif sırasında avukatlar olarak hazır bulunamadıklarını, ama kendisinin İkizköy Mahalle Muhtarı Nejla Işık’ı arayarak, avukatlar olarak orada olamayacaklarını fakat keşif heyetini bulup 200 parsel için açılan davanın Danıştay’da devam ettiğini söylemesini ve ağaçların tamamının sayılmasını istediğini anlattı.
Keşif heyetinin ise 140 parseli tek günde saydığını, Esra Işık tutukluyken ve ailesi onunla ilgilenirken ailesinin evinde keşif yaptıklarını söyledi.
Gelinen durumda ise bu keşiflerin sonunda yurttaşların evlerinin polis ve jandarma zoruyla boşaltılabileceğine dair her an karar verilebileceğini fakat hem AYM’nin hem Danıştay’ın karar vermediğini söyledi. Bu noktada, bu mahkemenin vereceği kararın önemli olduğunun altını çizdi.
Anayasa Madde 17’ye ve Madde 56’ya değinen Cangı, yargılanan Esra Işık’ın yalnızca Anayasal hakkını yerine getirdiğini söyledi. “Devlet korumuyorsa yurttaşın koruma hakkı vardır” diyen Cangı, savunmaların ve iddianamenin tüm bu anlattıkları çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi. İddianamede ise tüm bu noktaların eksik olduğuna işaret etti.
AVUKAT RAMAZAN AKKAYA: “MAHKEME ADLİ KONTROL YETERSİZ DİYOR AMA NEDEN YETERSİZ OLDUĞUNU AÇIKLAMIYOR”
Avukat Arif Ali Cangı’nın ardından, saat 11.52 sıralarında Esra Işık’ın vekili Avukat Ramazan Akkaya savunmasına başladı.
Akkaya öncelikle Esra Işık’ın, mahkeme huzurunda bulunan müştekilerle bir problemi, önyargısı ya da bir tartışması olmadığına dikkat çekti. Işık’ın yalnızca doğasını savunmak için çok acılar çeken bir insan olduğunu söyledi.
Akkaya diğer yandan Esra Işık’ın tutuklanmasıyla ilgili tek bir gerekçe gösterildiğini, bu gerekçenin de “serbest kalırsa yine keşfi engellemesi” konusunda olmasına dikkat çekti.
Bir şüphelinin veya sanığın tutuklanması yerine, kaçmasını veya delilleri karartmasını önlemek amacıyla belirli yükümlülüklerle serbest bırakılmasını sağlayan bir ceza muhakemesi tedbiri olan adli kontrolün yetersiz olduğunun söylendiği fakat neden yetersiz olacağına dair gerekçesinin sunulmadığına dikkat çekti.
Eğer gerçekten keşfin engellenmesi gerekçe olarak sunuluyorsa ev hapsinin de yeterli olabilecekken Esra Işık’ın tutuklandığına dikkat çekti. Avukatlar olarak Esra Işık’ın tutuklanma gerekçesi olan Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 265’inci maddesinin gerekçe gösterildiğini, fakat 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 109. Maddesinde, tutuklama nedenleri bulunsa bile hakimin tutuklama yerine adli kontrol kararı verebileceğinin düzenlendiğini hatırlattı ve “Benim müvekkilim neden tutuklu?” diye sordu.
Görevi yaptırmamak için direnme
Madde 265- (1) Kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Suçun yargı görevi yapan kişilere karşı işlenmesi halinde, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Suçun, kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle veya birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.
(4) Suçun, silahla ya da var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5) Bu suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
Adlî kontrol
Madde 109 – (1) (Değişik: 2/7/2012-6352/98 md.) Bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir.
Ramazan Akkaya, Esra Işık’ın ifadesinde de bahsettiği Çınar Mühendislik’in keşiflerine dikkat çekti. YK Enerji’nin termik santrallerin çevresel ve sosyal etkilerini ölçmek için bölgede çeşitli uzmanlardan oluşan heyetlerle keşifler yaptığını belirtti. Akkaya, internet ortamında Çınar Mühendislik’in yaptığı bir çalışmaya ulaştıklarını söyledi ve bunu mahkemeye sundu. Çalışmanın tamamının ise şirketten isteneceğini söyledi.
Akkaya bunun ardından mahkemeye bir bellek sunarak duruşmada bu belleğin içindeki iki videonun izlenmesini talep etti ve videolar saat 12.08 sıralarında izlendi.
Videolardan ilki, olay günü saat 17.00’de resmi plakalı keşif heyetinin alandan ayrılmasının ardından, mahkeme aracı olduğu belli olmayan beyaz bir minibüsle keşfe devam edilmesi ve sonraki anlara aitti. Bu videoda Nejla Işık ve köylüler jandarma ekiplerine aracın içinde kimin olduğunu soruyor ve tutanak tutulmasını istiyor, jandarma ekipleri ise tutanak tutmayarak ve sorulara yanıt vermeyerek alandan uzaklaşıyor.
Diğer video ise Esra Işık’ın ifadesinde de bahsettiği, jandarmaların ve keşif heyetinin bir evin bahçesine girdiğini görmesi üzerine köylülerin haberleşme grubuna gönderdiği videoydu. Bu videoda Esra Işık’ın, kimin olduğunu bilmediği bir eve şirket çalışanlarının keşif için girdiğini ve ev sahibinin kim olduğunu tespit edip ona haber vermeye çalıştığını söylediği duyuluyor.
Avukat Akkaya, bu videonun gruba gönderilme saatinin 19.03 olduğuna dikkat çekti, çünkü Esra Işık’ın söz konusu suçu işlediği saatin 19.00 ile 19.30 arasında olduğu söylenmişti. Akkaya, “Saat 19.03’te Esra’nın gördüğünün kim olduğunu bilmediği ortaya çıkıyor” dedi.
Akkaya, kanuna göre suçun işlenmesi için, Esra Işık’ın mahkeme heyetinin keşif yaptığını bilmesi, keşif olduğunu bilmesine rağmen engellemeye çalışması, tehdit etmesi, tehdidin objektif olarak elverişli olması, yani görevi engelleyecek boyutta olması gerektiğinin altını çizdi.
Bunun şu şekilde anlaşılması gerektiğini açıkladı: Elverişli, kamu görevlisine yönelik, ortadan kaldırılmadığı sürece görevin yapılmaması gerekliliği. Akkaya, “Esra eğer sadece tehdit etti deniyorsa kanunun başka maddesi, başka suç demektir” dedi.
“Esra’nın keşfi engelleyecek gücü olduğuna inanacak gösterge yok” diyen Akkaya, suçun oluşmadığını vurguladı. Akkaya’nın beyanları saat 12.28 sıralarında sona erdi.
AVUKAT ANIL EGEMEN SAMYÜREK: “SUÇ SOMUT OLARAK OLUŞMAMIŞ”
Ardından Esra Işık’ın avukatı Anıl Egemen Samyürek savunmasını yaptı. Samyürek öncelikle atılı suçun somut olarak oluşmadığına dikkat çekti. Esra Işık’ın beyanlarında anlattığı bazı noktaların altının çizilmesi gerektiğini söyledi ve şunları belirtti: “Karacahisar’da şirket yetkilileri tarafından ölçüm yapıldığı biliniyor. Esra özel mülke, suç işleyerek şirket girdi diye düşünüyor.”
Samyürek, Avukat Ramazan Akkaya’nın gösterdiği videoda da Işık’ın “Şirket yetkilileri” dediğini hatırlattı. Videodaki mülk sahibi Sait Baştaş’ın da tanık olarak dinlenmesini talep etti.
Ayrıca Esra Işık’ın, İkizköy Mahalle Muhtarı Nejla Işık’ın ve köylülerin, mesai saatleri dışında bölgede bulunan aracın kim olduğunu öğrenmek için jandarma ekiplerine soru sorduklarına ve bilgi almak için uğraştıklarına dikkat çeken Samyürek, köylülerin muhatap bulamadıklarını söyledi. Esra Işık’ın haksız müdahaleye tepki gösterdiğini ve esaslı bir yanılgı içinde olduğunu dile getirdi.
Diğer yandan, keşif heyetinin olay anında Esra Işık’tan uzakta olduğuna dikkat çekti ve bunun videolarda da görüldüğünü söyledi.
Keşif zaptının olmadığını belirten Samyürek, keşfin tamamlanıp tamamlanmadığına dair delil olmadığına işaret etti. Eğer keşif devam ettiyse heyetin Esra’dan uzakta keşfe devam ettiğinin ortaya çıktığını ve Işık’ın keşfi engellemeye yönelik hareketinin olmadığının ve tepkisinin de keşfi engelleyecek büyüklükte olmadığını ortaya çıkardığını söyledi.
MÜŞTEKİLER: “MANEVİ OLARAK İNCİNDİK”
Savunmaların ardından, duruşma sırasında mahkemede hazır bulunan şikayetçilerin beyanlarına geçildi.
Heyetteki bilirkişilerden O.T. Esra Işık’ın keşif sırasında 19.00-19.30 sıralarında kendilerini tehdit ettiğini ve kendilerine hakaret ettiğini söyledi. Bu sırada kendisinin Işık’a arkasının dönük olduğunu ve yüzünü görmediğini söyledi.
Mahkemede gösterilen videoda, Sait Baştaş’ın evinin arkasından dolaştıkları sırada Işık’ın hakaret ve tehditlerini duyduğunu iddia etti. 2025’te Sekköy ve Çakıralan’da çalışma yaptığını, muhtar olmasından dolayı annesini tanıdığını ve kendileriyle bir husumetinin bulunmadığını söyledi. “Biz kamu görevlisiyiz, hakaret dinlemeye gelmedik” dedi, şikayetçi olduğunu söyledi ve davaya katılma talebinde bulundu.
Savcı O.T’ye sanığın keşif heyetinin orada olup olmadığını bilip bilmediğini sordu. O.T, jandarmanın Işık’a “heyet burada” dediğini duyduğunu söyledi.
Avukat Arif Ali Cangı O.T’ye bilirkişi olarak olayı tutanağa geçirip geçirmediklerini sordu. O.T, olayın keşif tutanağında yer almadığını, zabıt tutanağında yer aldığını söyledi.
Esra Işık’ın avukatlarından olan Barış Aydın ise O.T.’ye, hakaret ederken Esra Işık’la aralarında ne kadar mesafenin olduğunu sordu. O.T., arkası dönük olduğunu ve mesafeyi görmediğini söyledi.
Esra Işık’ın avukatlarından Nehir Bilece de O.T’ye, Esra Işık’ın kendilerine seslenip seslenmediğini nereden bildiğini sordu. O.T, bölgede jandarma ve heyetin bulunduğunu, dolayısıyla sözlerin kendilerine söylendiğini düşündüklerini söyledi. Avukat Bilece, müştekinin tahmine dayandığını, bu nedenle davaya katılma talebinin reddedilmesi gerektiğini söyledi.
Avukat Ramazan Akkaya ise O.T’ye, Esra Işık’ın sözlerinden manevi olarak mı incindiğini yoksa korktuğunu mu sordu. O.T. ise manen incindiğini, korkmadığını söyledi.
Savcılık makamı ve hâkim O.T’nin suçtan zarar görme ihtimalinin olduğu gerekçesiyle davaya katılmasına karar verdi.
“ÇOCUĞUMA BEDDUA ETTİ”
Bir diğer müşteki R.A. da şikâyetçi olduğunu, Işık’ın kendisinin kutsallarından biri olan çocuğuna hakaret ettiğini, çocuğunun tedavi gördüğünü söyledi. Esra Işık’ın verdiği mücadeleyi takdir ettiğini öne süren R.A., Işık’ın “yedikleriniz çocuklarınızdan çıksın” sözüyle çocuğuna beddua ettiğini iddia ederek şikayetçi olduğunu söyledi. R.A, ayrıca Esra Işık’ın videolar çekerek insanları manipüle ettiğini savundu.
Avukat Arif Ali Cangı, R.A.’nın çocuğuna geçmiş olsun dileklerini ilettikten sonra, Esra Işık’ın çocuğuna beddua ettiğini nereden öğrendiğini sordu. R.A. bilirkişinin kendisine söylediğini aktardı. Ayrıca, mahkeme heyeti olduklarını bilmese ve kendisini şirket görevlisi olarak düşündüğü durumda da Işık’ın hakaret edemeyeceğini savundu.
Cangı, araç üzerinde aracın mahkeme aracı olduğunu belirtecek amblem ve ibare olup olmadığını sordu. R.A. “Yoktu” şeklinde yanıt verdi.
Avukat Arif Ali Cangı ve Avukat Nehir Bilece R.A’nın olaya dair dolaylı olarak öğrendiği bilgi üzerinden duygusallaştığını belirterek davaya katılma talebini reddetti. Savcılık ve hakim, R.A’nın suçtan zarar görme ihtimalini göz önünde bulundurarak R.A’nın davaya katılma talebini kabul etti.
“ÇOK ÜZÜLDÜM”
Duruşmaya SEGBİS aracılığıyla Manisa’dan katılan bilirkişilerden olan Ö.E. de Esra Işık’ın 19.00-19.30 sıralarında arkalarından gelerek hakaret ve beddua ettiğini belirtti. Bedduanın hassas noktasını vurduğunu söyleyen Ö.E, çok üzüldüğünü dile getirdi. Esra Işık’ın sürekli hakaretleri ve beddualarını duyarken işini yapmakta zorlandığını söyledi. Doğayı koruma konusunda saygısının sonsuz olduğunu söyleyen Ö.E., bedduaların ve hakaretlerin kendisini çok üzdüğünü yineledi ve yapısı gereği bağırışlardan rahatsız olduğunu söyledi.
AVUKAT CANGI: “NEDEN MANİSA’DAN BİLİRKİŞİ SEÇİLDİ?”
Avukat Arif Ali Cangı, Ö.E.’ye, Milas ya da Muğla’dan bir bilirkişi yerine, neden Manisa’dan kendisinin bilirkişi olarak görevlendirildiğini sordu. Ö.E, kendisini mahkemenin seçtiğini söyledi.
Avukat Barış Aydın’ın sanıkla aralarında ne kadar mesafe olduğuna dair sorusunu, mesafeyi bilmediği, arkasını dönüp bakmadığı şeklinde yanıtladı.
Ardından müşteki H.A. söz aldı. Esra Işık’ın, hakkını hukuki olarak savunmasına itirazı olmadığını, fakat olay günü mahkeme heyeti olduklarını Esra Işık’ın bildiğini, buna rağmen hakaret ve tehdit ettiğini öne sürdü. Esra Işık’ın bir ağacın yuvasından koparılmasına karşı duyarlılık gösterdiğini ama aynı duyarlılığı kendilerine göstermediğini, kendilerine hakaret ettiğini ve çocuklarına beddua ettiğini iddia etti. Jandarmanın kendisini defalarca uyardığını öne sürdü ve şikayetçi olduğunu söyledi.
Avukat Barış Aydın, diğer müştekilere de sorduğu, Esra Işık’la arasındaki mesafeyi R.A.’ya da sordu. R.A. yaklaşık beş metre şeklinde yanıt verdi. Bunun üzerine Avukat Arif Ali Cangı, eğer aralarında beş metre varsa mahkeme heyetinden olduğunu Esra Işık’a söyleyip söylemediğini sordu. R.A., söylemediğini dile getirdi.
R.A, Esra Işık’ın avukatlarına yönelik olarak, müştekileri “şirketin adamları gibi göstermeye çalıştıklarını”, Esra Işık’a cephe aldıkları yönünde bir görüntü çizmeye çalıştıkları yönünde suçlamalarda bulundu. Avukat Cangı’nın suçlamalara yanıt vermeye çalışması sırasında hakim Cangı’ya engel oldu ve sırası geldiğinde konuşmasını söyledi. Cangı ise hakime, R.A. kendilerini suçlarken neden R.A.’ya müdahale etmediğini sordu.
Sıra kendine geldiğinde Cangı, söylediği bazı sözlerin müştekiler tarafından yanlış yorumlanmaya çalışıldığını söyledi. Olay günü köylüleri arayarak, mahkeme heyetine Danıştay’daki acele kamulaştırma iptal davasını söylemelerini istediğini, fakat Işık’ın suçlandığı 19.00 sıralarındaki olayda köyün ihtiyar heyetindeki Halil İbrahim Demir’in kendisini arayarak “Burada bir sivil araç var, jandarma var, hakim yok. Hakimsiz keşif olur mu?” diye sorduğunu aktardı.
Jandarmanın köylülere cevap vermemesi üzerine, köylülere “Tutanak isteyin, tutmuyorlarsa kendiniz tutun” dediğini belirtti. Bu durumdan, Esra’nın 19.00 sıralarındaki olayda alandaki heyetin mahkeme heyeti olduğunu bildiği gibi bir sonuç çıkarılamayacağını yineledi. Ayrıca, kendilerinin Esra Işık’a “ben bilirkişiyim” dememesini de Işık’a karşı “kin ve bilenme” olarak değerlendirdi. “Madem o zaman neden Esra tutuklandığında Esra’nın evinde keşfe gittiler?” diye sordu.
Son olarak müştekilerden, keşif sırasında heyetteki hakim olan S.M.A. vekili Avukat Çağla Keni Demir, beyanda bulundu. Demir, Esra Işık’ın heyetin mahkeme heyeti olduğunu bildiğini söyledi. Jandarma ekiplerinin yaka kamerası dökümünde de bu durumun belli olduğunu, Işık’ın heyeti ısrarlı şekilde takip ettiği ve kamu görevlisini görevini yapmasına engel olma suçunu işlediğini belirtti. Esra Işık’ın suçtan kurtulmaya yönelik beyanda bulunduğunu söyledi.
Avukat Arif Ali Cangı ve Nehir Bilece, vekilin değil müştekinin kendisinin ifadesinin alınmasında sonra davaya katılıp katılamayacağına karar verilmesi gerektiğini dile getirdi. Mahkeme ise katılma talebini kabul etti.
Bunun ardında ise Esra Işık’ın avukatlarının talebi üzerine üç tanık dinlendi. Bunlardan biri Esra Işık’ın ifadesinde de geçen Sait Baştaş’tı. Baştaş olay günü evinde olmadığını ve Esra Işık’ın kendisini arayarak “Şirketin adamları burada ölçüm yapıyor bilginiz var mı?” diye sorduğunu aktardı.
“JANDARMA EKİPLERİ ÖNCE ‘BİLGİ VEREMEYİZ’ DEDİ”
Bir diğer tanık da İkizköy muhtar azası olan Mustafa Yıldırım’dı. Yıldırım, keşfin ilk günü saat 17.00’den yani mesai saatinden sonra sivil bir aracın keşif yaptığı duyumunu almaları üzerinde Muhtar Nejla Işık ve Esra Işık ile birlikte olay yerine gittiklerini, sivil bir araç ile jandarma araçlarının alanda olduğunu gördüklerini söyledi. Jandarma ekiplerine araçta kim olduğunu sorduklarında kendilerine “Bilgi veremeyiz” şeklinde yanıt verdiklerini anlattı.
Ardından başka bir alan geçtiklerini, bundan sonra kendisinin aracının yanında kaldığını Esra Işık’ın ilerlediğini ve bundan sonrasına dair neler yaşandığını tam olarak bilmediğini aktardı.
Ardından ise müştekiler Yıldırım’a çok sayıda soru sordu ve bir müşteki Yıldırım’ı “kaçamak yanıtlar” vermekle suçladı.
“JANDARMA BİLGİ VERSE BELKİ BUNLARIN HİÇBİRİ OLMAYACAKTI”
Mustafa Yıldırım’ın ardından saat 13.59 sıralarında Umut Kocagöz tanık olarak dinlendi. Kocagöz, olay günü saat 12.00 sıralarında Akbelen’e geldiğini ve köylülerin keşif heyetini beklediğini fakat 16.50 civarında resmi plakalı bir aracın Ören tarafından Milas’a doğru yola çıktığını gördüklerini anlattı. “Keşfin bittiğini düşündük” diyen Kocagöz, saat 18.00 sıralarında Karacahisar Köyü yolunda beyaz bir minibüsün durduğu haberini aldıklarını belirtti ve “Daha önce şirketin Çınar Mühendislik şirketiyle keşifler yürüttüğünü biliyorduk. Yine şirketin aracı diye düşündük” dedi. Minibüsün olduğu alana gittiklerinde jandarma ekiplerinin de orada olduğunu ve arazi sahiplerinden Mustafa Yıldırım’ın da orada olmasına rağmen herhangi bir bilginin verilmediğini belirtti.
Aracın sivil plakalı olduğunu ve üzerinde mahkeme aracı olduğuna dair ibare olmadığını Kocagöz de tekrar etti. Ardından Esra Işık’ın suçlandığı olayın yaşandığı Karacahisar’daki bölgeye gittiklerinde, Esra Işık ile heyet arasında yaklaşık 30 metre kadar mesafe bulunduğunu söyledi. Esra Işık’ın heyeti engellemesinin söz konusu olmadığını, aralarında ciddi bir mesafe bulunduğunu belirtti.
Kocagöz, olayların yaşanmasındaki en belirleyici noktanın ise jandarmanın köylülere bilgi vermemesi olduğunu söyledi, “Jandarma bilgi verse belki bunların hiçbiri olmayacaktı” dedi.
DURUŞMA BOYUNCA TEKNİK AKSAKLIK YAŞANDI
Kocagöz’ün ifadesinin ardından saat 14.17’de hakim beş dakikalık kısa bir ara vereceğini söyledi fakat ara yaklaşık bir saat sürdü ve duruşma saat 15.06’da yeniden başladı. Fakat duruşma boyunca kullanılan sistemde birden fazla aksaklık ve donma yaşandı. Son olarak 15.06’da başlayan duruşma, teknik aksaklık nedeniyle bir süre başlayamadı ve saat 15.20’de yeniden başlayabildi.
Duruşmanın devam etmesiyle, hâkim jandarmanın yaka kamerasına yansıyan videoyu izletti. Videoda jandarma ekiplerinin yaka kamerasını açtıktan sonra Esra Işık’a heyetin mahkeme heyeti olduğunu söylediği görüldü.
Hakim, Esra Işık’a görüntülere dair neler söyleyeceğini sordu. Esra Işık, ilk beyanında söylediği gibi, olayın bir saat öncesinde jandarmaya soru sorduklarını ve bilgi alamadıklarını anlatı. Işık, “Bu ülkede hırsız olacaksın demişim, ben neden şirket dışında, tanımadığım insanlara bunu söyleyeyim?” diye sordu ve mukavemet, hakaret kastı olmadığını yineledi.
“BU VİDEO İZLENİP İFADE VERİLMİŞ”
Avukat Arif Ali Cangı iddianamedeki tek delilin bu görüntü olmasına dikkat çekti ve müştekilerin de bu videoyu izleyip o şekilde ifade verdiklerini düşündüklerini söyledi.
Cangı, videoda bir jandarmanın diğerine “Kameranı aç” dediğinin duyulduğunu da aktardı. Esra Işık’ın anlattığı gibi öncesinde jandarmanın bilgi vermediğini fakat bilgi verirken de özellikle kamerasını açtığını anlattı.
Diğer yandan Cangı, Türk Ceza Kanunu’nun 126’ncı maddesine dikkat çekti. “Matufiyet koşulu”nun anlatıldığı bu maddeye göre, hakaret suçunun oluşabilmesi için hakaret içerikli söz veya davranışların belirli bir kişiye yöneltilmiş olması gerekiyor. İsim söylenmese bile, ifadelerin kime yönelik olduğunun duraksamaya yer bırakmayacak şekilde anlaşılabilir olması gerektiği belirtiliyor.
Arif Ali Cangı müştekilerin doğrudan kendilerine hakaret edildiğini doğrulayamadığını, arakaları dönük olduğunu söylediklerini ve Esra Işık’ın “Ey bilirkişiler” şeklinde hakaret ya da tehdit etmediğine dikkat çekti.
“NEDEN BU ARACIN KEŞİF ARACI OLDUĞU GİZLENDİ?”
Olay anında orada olan keşif aracının logosuz ve keşif aracı olduğuna dair ibaresi olmadığını tekrarlayan Cangı, “Neden bu aracın keşif aracı olduğu gizlendi?” diye sordu.
“27 GÜNLÜK TUTUKLULUK SÜRECİ ‘YAŞAMI SAVUNMAK SUÇTUR’ DEMEKTİR”
Esra Işık’ın 27 günlük tutukluluk süresine de dikkat çeken Cangı, “27 günlük tutukluluk süresi gözdağıdır, yaşamı savunmak suçtur anlamına gelir buradaki cezalandırma kararı” dedi. Derhal beraat ve tutuksuz yargılanma kararı talep etti.
Bunun ardından hâkim tevsii tahkikat talebi olup olmadığını sordu. Savcı tevsii tahkikat, yani soruşturmanın genişletilmesi talebinin olmadığını söyledi.
“ADALET İSTERKEN MAHKEME HEYETİNİ ASLA KARŞIMA ALMAM”
Ardından yeniden duruşmaya saat 16.13’te ikinci ara verildi ve duruşma saat 16.35’te yeniden başladı.
Savcı mütalaasını vermek için süre istedi ve bu aşamada tutukluluğunun devamını istedi. Esra Işık savcının mütalaasına karşı, “Ben toprağımı, memleketimi savunuyorum. Karşıma alacağım tek şey şirkettir. Adalet isterken mahkeme heyetini asla karşıma almam” dedi.
“ŞABLON GEREKÇE İLE TUTUKLULUK İSTEDİ”
Avukat Arif Ali Cangı ise savcının soruşturmanın genişletilmesine dair talepte bulunmadığına ama buna karşı mütalaa için süre istemesindeki karşıtlığa dikkat çekti ve “Şablon gerekçe ile tutukluluk istedi” dedi, “Adalet geciktiriliyor” diye sözlerine ekledi.
Işık’ın mevcut durumda tutuklanmasını gerektirecek hiçbir sebep bulunmadığını belirtti ve tahliyesini talep etti.
“ESRA PEŞİN CEZAYI YATIYOR”
Esra Işık’ın vekili Avukat Ramazan Akkaya, son olarak vekili aracılığıyla beyanda bulunan müşteki S.M.A’nin beyanının alınmasını talep etti.
Müştekilerin beyanlarındaki “Manevi olarak incinme” ifadelerine dikkat çeken Akkaya, Esra Işık’a atılı olan kamu görevini yaptırmamak suçunun işlenmiş olması için “manen incinmenin” yeterli olmadığını söyledi. Tutukluluk süresi ile ilgili olarak da “Esra peşin cezayı yatıyor” dedi.
Adli kontrol tedbirlerinin neden yeterli olmadığına dair somut gerekçe talep etti ve “Bu yapılanın adı keyfiliktir” dedi.
Avukat Anıl Samyürek de tutukluluğun tedbir amacını aştığını ve cezalandırma amacı taşıdığını düşündüklerini söyledi.
“KAMUSAL FAALİYETİN DE YASAYA UYGUN OLUP OLMADIĞININ TARTIŞILMASI GEREKİR”
Son olarak konuşan Avukat Barış Aydın, Esra Işık’ın suçlandığı TCK Madde 265’te yer alan “Kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanılması” suçundaki “kamu görevlisi” ifadesine dikkat çekti.
Bir kişinin bu suçtan suçlanabilmesi için karşısındakinin kamu görevlisi olduğunu bilmesi gerektiğini söyledi, “Kamusal faaliyetin de yasaya uygun olup olmadığının tartışılması gerekir” dedi.
“BİR GÜNDE 149 DOSYA DEMEK, HER KEŞİF İÇİN 3 DAKİKA 42 SANİYE AYIRMAK DEMEK”
Kamulaştırma Kanunu’nuna dikkat çeken Aydın, keşfin hem parsel sahiplerine hem de mahalle muhtarına tebliğ edilerek, onların huzurunda yapılması gerektiğini söyledi. Esra Işık’ın babasının parselinde keşif yapıldığı gün evde kimsenin olmadığı ve Esra Işık’ın tutuklandığı gün keşif yapıldığına dikkat çekti. Üstelik annesinin de mahalle muhtarı olmasına rağmen ne babasının ne annesinin keşfe çağrılmadığını vurguladı ve “Keşifler yasaya uygun kamusal faaliyetlerdir” diyemeyiz dedi.
Aydın, bir günde 149 dosyada keşif yapılmasına dair bir hesap yaptığını söyledi ve “Bir günde 149 dosya demek, her keşif için 3 dakika 42 saniye ayırmak demek. Bu nasıl yasaya uygun olabilir?” diye sordu. Bu nedenle de TCK 265’in bu dosyada uygulanamayacağını söyledi.
Tehdit meselesine dair de konuşan Aydın, bu konuda da objektiflik ve elverişliliğin değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi. Esra Işık ile keşif heyeti arasında yaklaşık 50 metre olduğunu bildiklerini belirten Aydın, “50 metreden, Esra bazı söyler söyledi diye heyeti korkutması mümkün değildir” dedi.
HAKİM: “ESRA IŞIK MÜŞTEKİLER ÜZERİNDE BASKI YAPABİLİR”
Hakim saat 17.06’da duruşmaya üçüncü arayı verdi ve ardından 17.22’de duruşma yeniden başladı ve hakim kararını okudu. Kararda Esra Işık’ın görevi yaptırmamak için direnme suçu işlediğine dair, dosyada yer alan görüntü izleme tutanağı ve Milas 2. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından tutulan 30 Mart tarihli keşif tutanağı dikkate alındığında, suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin var olduğu söylendi.
Esra Işık’ın kaçma şüphesi olduğu ve müştekiler üzerinde baskı yapabileceği kanaatine varıldığı söylendi. Ayrıca, tutukluluk halinin devamına karar verilmesinde tutuklama tedbirinin niteliği ile bağdaşmayacak ve ölçülülük ilkesine aykırılık teşkil edecek bir durumun mevcut olmadığı belirtildi.
Son olarak Işık’ın adli kontrolle serbest bırakılmasının bu aşamada yetersiz kalacağı söylendi ve tutukluluğunun devamına karar verildi.
Kararı duyan Esra Işık, kendisi için orada olanlara “Mücadelemiz size emanet” diye selendi.
Duruşma 10.26’da başlayan duruşma 17.27’de sona erdi ve aralarla birlikte yaklaşık olarak 7 saat sürdü.
Bir sonraki duruşma 1 Haziran 2026’ya ertelendi. 15 Mayıs 2026’da tutukluluğunun yeninde değerlendirileceği belirtildi.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!

