Muğla Büyükşehir Belediyesi ile Akdeniz Ekolojik Miras Derneği (Ekomiras) iş birliğinde yürütülen “Muğla Deniz ve Kıyı Alanlarında Deniz Çayırlarının Tespiti Çalışması” kapsamında araştırma faaliyetleri gerçekleştirildi. Araştırma ve haritalandırma çalışmasının ardından rapor yayımlandı.
Deniz biyoloğu ve su altı fotoğrafçısı Doktor (Dr.) Mert Gökalp, projeye dair bilgileri Gündem Fethiye’den Songül Karadeniz’e anlattı.
Deniz çayırlarının önemine değinen Dr. Mert Gökalp, söz konusu türün kıyıları korumaktan suyu temizlemeye, karbon emiliminden sayısız canlıya ev sahipliği yapmaya kadar 11 farklı ekosistem göreviyle denizlerin can damarı olduğunu vurguladı.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!
Gökalp, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ufak canlılara av olmamak için avcılardan saklanma alanı, avcılar içinse av sağlıyor. Onun haricinde üreme alanı sağlıyor çünkü çok fazla köksü, yapraklı, çok karmaşık bir ortam var. Her şekilde gizlenebiliyorsunuz. Üstüne yumurtalar asılabiliyor, yavrular gizleniyor.
Bunun haricinde dalgaların enerjisinin kıyıya fazlaca gelmesini engelliyor. Yani dalganın enerjisinden koruyor kıyıyı. Mesela kumlar çekilir gider ya, bomboş olduğu zaman sahil eğer önünde bir grup deniz çayırı varsa, binlerce yıl boyunca üst üste büyüdüğü için bariyerler oluşturuyor. Bunlara banket diyoruz.”
“DERNEK OLARAK VATANIMIZI SAVUNMAYA ÇALIŞIYORUZ”
Mavi Vatan kavramına değinen Gökalp, şunları kaydetti:
“Mavi Vatan dediğimiz şey sadece güvenlik meselesi değildir, aynı zamanda ekosistemdir. Yani denizin altındaki bölüm de Mavi Vatan’ımız ve biz vatanı nasıl koruyorsak deniz altındaki kıyılarla buluşan alanları, derin deniz alanlarını, bulunduğumuz her alanı korumamız ve burada kendimizi göstermemiz gerekiyor.
Koruma alanları yapmamız gerekiyor. Bu noktadan hareketle aslında ben de vatanımı savunuyorum. Biz de dernek olarak vatanımızı savunmaya çalışıyoruz.”
Bunu da denizlerdeki en önemli canlı olan deniz çayırlarını korumaya çalışarak yaptıklarının altını çizen Gökalp, sadece belirli türleri koruyarak yol alınamayacağını, bu canlıların yaşam alanı olan kıyı ve ortamları korumak gerektiğini belirtti.
Kıyıların yapılaşmaya açılması ve kirletilmesinin canlıların yaşam alanını da etkileyeceğini aktaran Gökalp, şöyle devam etti:
“Onun için Mavi Vatan içerisine ben bir şey daha koymak istiyorum. Kıyıların ekosisteminin ve habitatlarının korunması Mavi Vatan’ı korumaktır. Hatta belki de karşı tarafta problemler yaşadığınız insanlarla beraber korumak aslında Mavi Vatan’ı daha iyi korumaktır.
Onun için barışçıl bir koruma noktasıdır. Belki de bu politik sıkıntılarımıza çözüm olacak şeydir, koruma açıkçası her iki grubun da güzel güzel paylaşması ve denizi koruması bence çok önemlidir.”
Drone, dalış ve sonar gibi yöntemlerle kapsamlı bir haritalama çalışması yürüttüklerini belirten Gökalp, hedeflerinin bu veriler ışığında devlet kurumlarına tavsiyeler sunarak bölgede yeni koruma alanları ilan edilmesini sağlamak ve mevcut koruma bölgesini genişleterek Türkiye’nin en büyük deniz koruma alanını oluşturmak olduğunu ifade etti.
Deniz çayırı mevcut alanın 2 bin 185 hektar alan olduğuna değinen Gökalp, elde edecekleri bu şeffaf verileri denizcilik uygulamalarına entegre ederek hem sorumlu denizcilerin çayırlara demir atmasını önlemeyi hem de gelecekteki yasal yaptırımlarla bu hassas alanları korumayı amaçladıklarını belirtti.
“YENİ TEKNOLOJİK İMKANLAR KULLANIYORUZ”
Geçmişte benzer çalışmaların yapıldığını ancak özellikle deniz çayırı için bu kadar kapsamlı bir çalışma yapılmadığını vurgulayan Gökalp, şunları söyledi:
“Yeni teknolojik imkânları kullanıyoruz çünkü artık elimizdeki dronlar, hava araçları çok daha teknolojik. Uydularla bağlantı kurabiliyor. Çok daha rezolüsyonu yüksek görüntüler ortaya koyabiliyor ve bu haritalar size birebir şekilde yani yarım metre sapmayla, belki de hiç sapma olmadan uydudan aldığı bilgilerle, koordinatlarla tam yerini verebiliyor.”
Bodrum kıyılarındaki yasa dışı mendirek yapımları, yapay kum dökümleri ve denizden su arıtma sistemlerinin yarattığı tuzluluk gibi tahribatların deniz çayırlarını yok ederek turizmin kendi ayağına sıkmasına yol açtığının altını çizen Gökalp, betondan kaçan turistlerin bu bozulma yüzünden alternatif ülkelere yöneldiğini aktardı.
Kıyıların Marmara gibi terk edilmiş bir bölgeye dönüşmemesi için sürdürülebilir arıtma çözümleri ve doğayı koruyan bir şehir planlamasıyla “Mavi Vatan”ın sahiplenilmesi gerektiğini ifade eden Gökalp, Bodrum’un kuzey tarafında popülasyonun daha fazla gerilemesini araştırma sürecinde rastladığı en şaşırtıcı bulgu olduğunu şu sözlerle ifade etti:
“Ben kuzey tarafında bu kadar gerilemiş olacağını düşünmüyordum. Yeteri kadar güneş ulaşmadığı için bayağı gerilemiş vaziyette. O beni üzdü. Bu kuzeyin özellikle iç taraflarının ciddi şekilde problemli bir deniz olduğunu gösteriyor bana.
Bu hoşuma gitmedi ama bir taraftan da umut olarak da bu kadar yoğun Yunanistan adalarına kadar giden sığlıklarda kesintisiz deniz çayırlarının olduğunu görmek tahminimden ne kadar daha dirençli canlılar olduğunu gösterdi diyebilirim. En şaşırtıcı unsurlardan biri buydu.”
“KIYILARIMIZDA DA BENZER TEHDİTLER VAR”
“Bodrum’da ne kadar tehdit varsa diğer kıyılarımızda da benzer tehditler var” diyen Gökalp, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kıyıdan kıyıya değişiyor ama yapılaşma buradaki en büyük tehdit, önüne geçilmesi gerekiyor. Talan edilmemesi gerekiyor vahşi yaşam alanlarının. Deniz koruma alanları olması gerekiyor ki kimse dokunamasın, kimse giriş yapamasın ve faaliyetler engellensin veya limitlensin.”
Türkiye genelindeki kıyı yapılaşması, yetersiz arıtılan şehir atıkları ve taraflı bilirkişi raporlarının yol açtığı tahribatın denizleri Marmara gibi müsilaj ve alg patlamalarına teslim edebileceğini vurgulayan Gökalp, kısa vadeli beton rantı yerine deniz koruma alanları oluşturulması sayesinde ekoturizmle çok daha sürdürülebilir kazançlar elde edileceğini belirtti.
BOTAŞ’ın 2021 yılında Saros Körfezi’nde yaptığı bir proje kapsamında deniz çayırının taşınması gündeme gelmişti. YK Enerji ise 2024’te Kemerköy Termik Santrali’nin soğutma suyu alanında deniz çayırı ekimi yaptığı yönünde açıklamalar yapmıştı.
Söz konusu projelerin bilimsel temeli olup olmadığı sorusunu yanıtlayan Gökalp, şunları kaydetti:
Biz Saros bölümüne yetişemedik. Yapıldı ve çok yanlış oldu ama YK Enerji’nin yaptığını bir miktar engelleyebildik ve ciddi şekilde baskı oluşturduk. Çünkü bunlar aslında okul kitaplarına girebilecek kadar feci yeşil boyama örnekleri. Aslında karbon kredisinden yararlanmak ve kendisini sorumlu bir tesis gibi göstermek ve yaptığı hasarda hasar vermiyormuş gibi göstermek için yapılan uygulamalar.
Yapmamız gereken ilk şey Posidonia deniz çayırlarını korumak çünkü bunlar uzun zamanda yetişen ve büyüyen canlılar; yılda bir santim büyüyebiliyor sadece. Yanlış kişiler tarafından alınıp başka bir tarafa koyulursa ancak siz çim taşıyormuş gibi yaparsınız ama o tarafta çim gibi çıkmaz, ölecektir. Çünkü bilmeyen insanlar taşıdığı ve bu kadar büyük miktarda taşındığı zaman çok ciddi kayıp olacağı için hızlı, acele yapılmış olaylar bunlar.”
Deniz çayırlarının yalnızca tamamen yok olmuş alanlarda ve uzmanlarca köklerinden alınarak taşınabileceğini belirten Gökalp; kılavuzlara aykırı olan, liman projeleriyle ekosistemi tahrip eden ve termal sularla deniz çayırlarının yaşam alanını yok eden nakil projelerine onay verenleri eleştirdi.
