Gündem Fethiye, Muğla’daki Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) süreçlerinin aylık analizini mail bülteninde okurlarına sunuyor.
Merhaba, Ocak ayının ikinci ve analiz bülteni ile karşınızdayız.
Her ayın 1’ünde yayınlanacak bu bültende, tüm aya bakış atıyoruz ve derinlemesine incelemeler hazırlıyoruz. Muğla’daki Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreçlerini şeffaf ve anlaşılır şekilde takip edebilmeniz için hazırladığımız bu aylık bülten, yurttaşların yaşam alanlarına dair karar alma süreçlerinde yurttaş katılımını ve hak odaklılığı desteklemeyi amaçlıyor.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!
Bu ayın “İzlenim” bölümüne, 26 Ocak 2026’ta Milas’ın Güllük ilçesinde gerçekleşen Halkın Katılımı Toplantısı’ndan (HKT) aktivist Neşe Tuncer ve Gazeteci Songül Karadeniz izlenimlerini aktaracak.
Bu ayın “Odak” bölümünü ise ben hazırladım. Bu bölümde Yatağan’da Ayhan Mermer Sanayi ve Ticaret Limitet Şirketi tarafından yapılmak istenen mermer ocağı kapasite artışı projesini inceleyeceğiz. Küçük bir spoiler vermek gerekirse, Yatağan’da olduğu söylenen proje Kavaklıdere’de çıkıyor, Milas ve Samsun’daki idarelerden görüş alınacağı belirtiliyor.
4 yeni proje
İzlenim ve Odak bölümlerinin hemen öncesinde ise tüm ayı kısaca değerlendirmekte fayda var. Ocak ayı özet bültenini okuyanlar hatırlayacaktır, 2026 yılı ÇED süreçleri için yoğun bir başlangıç olmuştu. Sadece 15 günde 20 ÇED duyurusu yayımlanmıştı. Fakat ayın ilk yarısındaki bu yoğun gündem, ikinci yarıda yerini görece sakin bir tabloya bıraktı. Son iki haftada yalnızca 4 duyuru yayımlandı. Bunlar şu şekildeydi:
Milas’ta Vera Girişim Turizm İnşaat A.Ş. tarafından yapılmak istenen turistik tesis projesi için ve Datça’da Zait Tarım ve Ticaret Limited Şirketi tarafından yapılmak istenen zeytinyağı üretim tesisi için “ÇED Gerekli Değildir” kararı verildi.
Bir diğer duyuru da Bodrum Torba’da, bir dönem Sezgin Baran Korkmaz tarafında işletilen ve Golden Savoy, Jumeirah, Paramount, Be Premium gibi isimlerle işletildikten sonra 2025 yılında The Plaza Bodrum ismiyle faaliyete açılan otel projesiyle ilgiliydi. 315 oda kapasiteye ulaşan otel Muğla Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından 16 Mayıs 2023’te ÇED gerekli değildir kararı verilmişti fakat ÇED Gerekli Değildir Kararına Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından dava açıldı. Dava sonucu karar iptal edildi. Otelin mahkeme kararı doğrultusunda kapasitesi düşürülüp, kıyıdaki bazı eklentileri kaldırdıktan sonra yeniden ÇED sürecinde sokuldu. İlk süreçte eksikler zamanında tamamlanmadığı için 24 Aralık 2025’te süreç sonlandırıldı. Ardından Unıco Sigorta Anonim Şirketi tarafından yeniden 28 ocak 2026’da yeniden ÇED süreci başlatıldı.
Bu ay son olarak Menteşe’de Pulim Geri Dönüşüm Temizlik İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret Limitet Şirketi tarafından atık bertarafı projesi için ÇED süreci başlatıldı.
Maden sektörü zirveyi terk etmiyor
Tüm aya baktığımızda, toplam 14 proje için ÇED süreci başlatıldı. Bu 14 projenin 6’sı maden projesiydi.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!
Ay boyunca sonuçlanan nihai kararlar incelendiğinde ise tüm kararların proje lehine çıktığı görülüyor. 4 proje (2 turistik tesis, 1 bitkisel/hayvansal yağ üretimi, 1 de yat veya tekne imalat, bakım ve onarım faaliyetleri projesi) için “ÇED Gerekli Değil” kararı verildi.
Bu ay Muğla Valiliği, ÇED süreci için başvuran hiçbir proje için “ÇED Gereklidir” kararı vermedi. Bu durum maalesef Muğla Valiliği’nin genel politikasına dönüşmüş durumda. Örneğin, geçtiğimiz yıl, 2025 yılında Valilik yalnızca tek bir proje için “ÇED Gereklidir” kararı verdi. Bu proje de Kızılbük Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş. tarafından Marmaris’te yapılmak istenen “Kıyı Düzenlemesi ve Yat Yanaşma/Bağlanma Yerleri” projesiydi. Hatta daha geniş bir aralığa baktığımızda, Muğla Valiliği’nin 2014 ile 2025 yılları arasındaki 11 yılda “ÇED Gereklidir” kararı verdiği proje sayısının yalnızca 14 olduğu görülüyor. Bakanlık tarafından “ÇED Olumsuz” kararı ise 2021 yılında sadece bir defa verilmiş.


Bu ay, biri Köyceğiz’deki krom ocağı projesi, diğeri de Yatağan’daki mermer ocağı projesi olmak üzere 2 projenin ÇED süreci iptal edildi. Fakat bu iptallerin ikisi de projenin ekolojik etkilerinin değerlendirilip olumsuz görüş verilmesinden dolayı değil; süreçteki bürokratik sebeplerden kaynaklanan iptaller olduğu görünüyor.
Diğer yandan, başta da bahsettiğim gibi, duyuruların zamansal dağılımı da dikkat çekici. Evet, ayın ilk 15 günü ile son 15 günü arasında bariz bir yoğunluk farkı var ama dikkat çeken bir nokta da ayın özellikle ilk haftasında neredeyse her iş günü yeni bir ÇED ilanı çıkması. Örneğin 9 Ocak 2026’da 7 ayrı proje için duyuru yapılmış.
Bu yoğunluk, resmî işlemlerin yıl başında topluca yapılması veya şirketlerin yeni yıla projelerini yetiştirme çabasından kaynaklanıyor olabilir. Ancak sebebi ne olursa olsun, bu kadar çok duyurunun kısa sürede arka arkaya gelmesi yurttaşlar için süreci takip etmeyi daha da zorlaştırıyor. Bir günde yedi farklı proje ilan edildiğinde, etkilenen yurttaşların hepsine birden hazırlıklı şekilde tepki vermesi, fiilen oldukça zorlaşıyor. Bu da aslında ÇED süreçlerinin katılım ayağındaki sorunlardan birine işaret ediyor: Bilgi ne kadar yığılı ve ani verilirse, etkilenen yurttaşların onu sindirip müdahil olması o kadar güçleşiyor.
Son olarak, bu alandaki aktivistlerin ve uzmanların da sık sık dile getirdiği gibi, en büyük problemlerden biri özensiz ve kopyala-yapıştır yöntemleriyle hazırlanan ÇED Başvuru Dosyaları ya da Proje Tanıtım Dosyaları. Bu ayın İzlenim ve Odak bölümlerinde tam olarak bu konu üzerinde duruluyor.
İZLENİM
Bu ay izlenim bölümünde iki yazar size eşlik edecek. Geçtiğimiz bültende 26 Ocak’a Güllük Limanı Rıhtım Güçlendirme ve Dip Tarama Projesi için Halkın Katılımı Toplantısı gerçekleşeceğini duyurmuştuk.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!


HKT’yiz izleyen ekoloji aktivisti Muğla Çevre Platformu (MUÇEP) Gönüllüsü Neşe Tuncer HKT’den izlenimlerini şöyle aktardı:
“Proje Tanıtım Dosyası ne hazırlayanın ne imzalayanın ne de bakanlığının okumadığı bir tanıtım dosyasıydı”
Güllük Limanı Rıhtım Güçlendirme ve Dip Tarama Projesi (Proje) Halkın Bilgilendirilmesi ve Sürece Katılımı (HKT) toplantısı 27 Ocak 2026 Salı günü Güllük’te yapıldı.
Bilgilenmek ve sürece katılmak isteyen vatandaşlar olarak maalesef (yine?) sorularımıza cevap bulamadığımız bir toplantı oldu. Güllük Evlendirme Salonu’nda yapılan toplantıda yaklaşık 50 katılımcı vardı. Gülport Liman işletmesi yöneticileri de salondaydı.
Proje Tanıtım Dosyasını (PTD) hazırlayan Serdar Mühendislik Çevre ve Atik Yönetimi İnşaat Taahhüt San.Ve Tic. Ltd. Şti. Yetkilisi olarak tanıtılan kişinin oldukça çekingen bir şekilde başladığı sunum salonda ses sistemi olmaması nedeniyle zar zor duyularak tamamlandı. Proje Tanıtım Dosyasında ve dağıtılan broşürde projenin amacının “Güllük Limanı’nda rıhtımın deniz tarafının kazık sistemsiz -7 metrede su içi beton sistemi ile yapılması nedeniyle, rıhtımda zamanla açılmalar ve denize doğru kaymalar meydana gelmiştir. Oluşan bu deformasyonlar, rıhtımın yapısal stabilitesini bozmuş ve limanın geri saha ve rıhtıma yanaşan gemilerin güvenliğini ciddi şekilde tehdit etmektedir. Limanın uzun süre güvenli ve verimli bir şekilde kullanılabilmesi için, rıhtım yapısının yapısal güçlendirme ve sağlamlaştırma çalışmalarının planlandığı” belirtilmiş.
Broşürde “planlanan bu çalışma ile gemi sayısının artırılmayacağı” vurgulanmış, yapılacak iyileştirme (?) ile “daha büyük gemilerin yanaşması sağlanacaktır” denmiş.
Bu cümlenin hemen arkasından da “Proje kapsamında, rıhtım önünde mevcut deniz derinliklerinin yetersiz olması nedeniyle yaklaşık 141 bin 023 metrekare ile 11 bin 855 metrekarelik alanlarda dip tarama çalışması gerçekleştirilecektir. Bu çalışmalarla, deniz tabanının -17 metre ve -14 metre kotlarına indirilmesi hedeflenmektedir” denerek “hazır güçlendirme için ÇED yapıyoruz, bu arada daha büyük gemilerin yanaşabilmesi için ve konteyner taşımacılığı da yapabilecek imkan yaratalım ve araya bir de dip tarama sıkıştıralım” cümlesi satır aralarında bize göz kırpıyordu.
Katıldığımız diğer HKT’lerde olduğu gibi kısa bir sunumla broşürdeki bilgiler slaytlar eşliğinde okundu. Proje ile ilgili vatandaşların soru ve yorumları Proje Tanıtım Dosyasının eksiklerinin konuşulmasına imkân verirken bir de itirafa yol açtı.
PTD dosyası yine tecrübelerimizden bildiğimiz gibi ne hazırlayanın ne imzalayanın ne de Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının okumadığı bir tanıtım dosyasıydı. Daha önceki dokümanlardan kopyala-yapıştır olduğu ilk okumada anlaşılıyordu.
Daha önce Güllük kasaba merkezinde olan limanın şehir dışına çıkartılması kararı sonrasında, mevcut Güllük Limanı için 23.10.2003 tarihli ve 861 Karar No’lu ÇED Olumlu Belgesi alınmış, limanın inşaatına 07.09.2005 tarihinde başlanmış, 01.06.2006 tarihinde tamamlanarak işletmeye alınmış.
2019 yılında ise, ÇED olumlu kararından sadece 16 yıl, işletmeye geçmesinden de henüz 13 yıl geçmişken, işletmeci şirket yeni bir iskele için ÇED süreci başlatmıştı. Bu yeni iskele ihtiyacı için gösterilen sebep ise ÇED dosyasında “Mevcut iskelenin kırıklı bir yapıya sahip olmasıdır. Mevcut iskelenin yapısal durumu, rüzgâr yönü ve hızı ile dalga yapısı gibi oşinografik koşullar açısından yeterli işlevselliğe sahip değildir” olarak açıklanmış.
İnanılmaz değil mi! Bir kıyı yapısı, bir liman yapılıyor ve çok kısa bir süre sonra rüzgâr yönü, hızı ve dalga yapısı gibi oşinografik koşulların bu yapıyı işlevsizleştirdiği ortaya çıkıyor. Ne yazık ki 2014 öncesi ÇED raporlarına online olarak ulaşmak mümkün olmadığından 2003 yılında olumlanan ÇED raporuna ulaşamadım. Proje ömrü olarak ne önerilmişti o bilgiye de şu anda sahip değilim. Büyük ihtimalle o raporda rüzgâr yönleri, hızları, dalga yapısı vesaire, detaylıca anlatılmış hatta inşaat yöntemi de sayfalarca tarif edilmiştir.
Deniz tarafında kazıksız -7 metrede su içi beton sistemi ile yapılmasının en az 10 yıldır bir güvenlik açığı yarattığını öğrenmek hem limanda çalışanlar hem de yanaşan gemiler açısından ve en önemlisi Güllük Körfezindeki yaşam açısından dehşet vericiydi. Bu konuların sorgulanmamış, kontrol edilmemiş olması da ayrıca bir üzüntü konusu.
Şirket yetkilileri bu konulara cevap verirken, liman yerinin yanlış olduğu itirafını da dinledik. Bakanlık yetkilileri de “artık bu liman yapılmış, bunu değil bu projeyi değerlendirin” diye uyardı uyarmasına ama, rehabilite etmeyi bile düşünmeyen ama hem vatandaşını mağdur eden hem de yaşam alanlarını talan eden “yatırımlara” yol verilmesine rızamız olmadığını toplantıya katılan vatandaşlar bir kez daha dile getirdik.
Yanlış bir yere, yalan bir ÇED raporu ile yapılmış bir limanın bugün karşımıza çıkardığı halk sağlığı sorunları (başta feldspat olmak maden tozları, gürültü gibi), denizel habitata olan etkisi ve kümülatif değerlendirmeler yapılmadığı için 25 kilometrekarelik bir körfezde 2 büyük liman, 5 marina projesi ile yaşam alanlarına müdahale edilmesi ile karşı karşıyayız.
Ayrıca hangi denizin dalgası, hangi dağın rüzgârı olduğunu asla bilemeyeceğimiz bilimsel (!) çalışmaların yazıldığı bu “yalan” ÇED raporlarının yarattığı sorunlar sürekli karşımıza çıkıyor, güvenlik riski doğuran kıyı yapıları, sularımızı zehirleyen maden projeleri ile mücadele etmek durumunda kalıyoruz. Eğer halkın sürece gerçekten katılması arzu ediliyorsa o zaman karşımıza özenle ve doğru bir şekilde hazırlanmış, projeyi eğrisiyle doğrusuyla anlatan, aklımızla alay etmeyen proje tanıtım dosyaları görmek istiyoruz.
Güllük Limanı Rıhtım Güçlendirme ve Dip Tarama Projesi sürecini de Güllük Körfezi Koruma Platformu ve MUÇEP olarak takip edeceğiz.
Aynı toplantıyı Gündem Fethiye muhabiri Songül Karadeniz ise şöyle aktardı:
“İki tarafın da hemfikir olduğu konu ise Güllük Limanı’nın daha ilk yapıldığı zaman yanlış yere yapıldığı oldu”
Muğla’nın Milas ilçesine bağlı Güllük Mahallesi Manastır mevkisinde Kültür ve Turizm Bakanlığı Vakıflar Genel Müdürlüğü Aydın Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından yapılması planlanan “Güllük Limanı Rıhtım Güçlendirme ve Dip Tarama Projesi” için 8 Aralık 2025 tarihinde Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci başladı. Söz konusu proje için Halkın Katılımı Toplantısı (HKT), Milas Belediyesi Güllük Mahallesi Evlendirme Salonu’nda 27 Ocak Salı günü saat 11:30’da yapıldı.
Ben de ilk kez bir HKT’ye katıldım ve yaklaşık yarım saat erken geldiğim toplantıya benim gibi erken gelenler olduğunu gördüm. Toplantı öncesi ikramlar hazırlanmış ve sandalyeler nizami şekilde dizilmişti. Sunum yapacak olan firma yetkilisinin slaytı projektör ile yansıtılmıştı. Toplantıya 30’dan fazla kişi katılmıştı. Aralarında Muğla Çevre Platformu (MUÇEP) gönüllüleri, Güllük’te yaşayan yurttaşlar, Güllük Limanı’nın eski ve yeni başkanları, kolluk personeli, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü yetkilileri vardı.
Sunum başlamadan birkaç dakika önce eski Güllük Liman Başkanı Türker Kutlu, Neşe Tuncer’in yanına gelerek limanın baştan hatalı yapıldığını kabul etti ancak bu projenin yapılmasının gerekli olduğu ifade etti. İki tarafta karşılıklı olarak kendi düşüncesini beyan etti.
Sunum 11:32’de başladı ancak firma yetkilisinin mikrofonu olmaması nedeniyle başlangıçta ses problemi yaşandı. Kısa bir anlığına sunumun sürdürülmesi için de zorluk yaşandı ama çözüldü.
Yaklaşık 10 dakika süren sunumun ardından yurttaşlar itirazlarını dile getirdi. Projeye karşı olan yurttaşların düşünceleri limanın ekolojik zararlar, ses ve görüntü kirliliği, çıkan tozların yarattığı sağlıksal riskler üzerine oldu. Projenin yapılmasını isteyenler ise zaten limanın başta yanlış yapılmış olsa da şu an kaymalar nedeniyle güçlendirmenin gerektiği ve insanların bu limandan “evine ekmek götürdüğü” söylemi üzerinden şekillendi.
İki tarafın da hemfikir olduğu konu ise Güllük Limanı’nın daha ilk yapıldığı zaman yanlış yere yapıldığı oldu. Limanın dalyan ağzına yapılmış olmasının ekolojik zararları konuşuldu. Yurttaşlardan birinin limandan gelen tozlar yüzünden nefes alamadıklarını söylediği sırada Güllük Liman Başkanı Türker Kutlu, bu ifadeye gülerek tepki gösterdi.
Toplantı yaklaşım bir buçuk saat sürdü. Birçok farklı düşünce olsa da sözlü tartışmalar dışında bir gerginlik yaşanmadı. Toplantının ardından yurttaşlar kendi aralarında değerlendirmelerde bulundu.
ODAK


Yatağan mı, Kavaklıdere mi, Milas mı, Samsun mu?
Ocak 2026’da Muğla’daki dikkat çekici projelerden biri, Ayhan Mermer Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi tarafından planlanan mermer ocağı kapasite artışı projesiydi. Bu proje, ÇED duyuru portalında 13 Ocak 2026 tarihinde yayımlandı ve resmi kayıtlarda Yatağan ilçesinde gösterildi. Duyuruya göre Muğla Valiliği, Yatağan’da RN:79283 (ER:3256377) numaralı mermer ocağı sahasında kapasite artışı yapmak isteyen firmanın Proje Tanıtım Dosyası’nı (PTD) inceleyerek ÇED sürecini başlatmıştı.
Ne var ki, proje dosyasını incelerken projenin asıl adresinin Yatağan değil, Kavaklıdere ilçesi sınırlarında olduğu görülüyordu. Yani resmi duyuruda Yatağan denilen proje, aslında Muğla’nın Kavaklıdere ilçesine bağlı Yeni Mahalle mevkisinde yer alıyordu.
İlk ve aslında en kolay göze çarpan bu tutarsızlığın bir yazım hatası düzeyinde basit denebilecek bir hata mı yoksa sistematik hatalar zinciri ve özensiz çalışmadan kaynaklanıp kaynaklanmadığını araştırma için dosyayı daha detaylı incelediğimde ise ikinci seçenekle karşı karşıya olduğumu anlamam uzun sürmedi.
Dosyada adres ve ruhsat bilgisi karmaşası
Ayhan Mermer’in PTD dosyasını derinlemesine inceledikçe, mekânsal karmaşanın tek bir yanlışlıktan ibaret olmadığı ortaya çıktı. Aynı ruhsat alanı için dosyanın farklı bölümlerinde farklı ilçe ve mahalle isimleri kullanılmıştı. Proje künyesinde Kavaklıdere’nin Yeni Mahalle’si yazarken, dosyanın çeşitli yerlerinde Kavaklıdere Salkım Mahallesi ibaresi geçiyordu.
Projeye ait resmi kurum yazışmalarında dahi adres konusunda tutarsızlıklar vardı. Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) ruhsat bilgilerine göre proje alanı Yatağan ilçesi, Salkım Mahallesi olarak geçiyordu. Hatta dosyaya eklenen bir resmi yazıda da “Muğla İli, Yatağan İlçesi, Salkım Köyü, 79283 numaralı saha” ifadesi yer almıştı. Öte yandan, projeyle ilgili bir Çevre İzin Belgesi üzerinde adres Kavaklıdere Yeni Mahalle olarak belirtilmişti.
Peki, hangi adres doğru?
Dosyadaki haritayı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Parsel Sorgu Uygulaması üzerinde doğrulamaya çalıştığımda projenin yapılması planlanan yerin -ve mevcut tesisin- Yeni Mahalle’de olduğunu teyit edebildim.
Salkım Mahallesi coğrafi olarak Yeni Mahalle’nin batısında ve Yeni Mahalle’nin bitişiğinde yer alıyor. İlginç bir detay, Salkım Mahallesi’nin Yatağan ilçesine bağlı bir köy iken Turgut Özal’ın cumhurbaşkanlığı döneminde Kavaklıdere’nin ilçe yapılmasıyla buraya bağlanmış. Yani eskiden idari olarak Yatağan’a ait bir mahalle, artık Kavaklıdere’ye bağlı hale gelmiş. Bu durum, bazı belgelerde neden Yatağan Salkım olarak, bazılarında Kavaklıdere Salkım ya da Yeni Mahalle olarak anıldığını kısmen açıklayabilir. Yine de böylesi kritik bir projede adres bilgilerinin tutarsız kalması, projenin değerlendirme sürecinde farklı kaynak metinlerin kopyalanarak birleştirildiği izlenimini uyandırıyor. Gerçekten de rapordaki bu tekrarlar, tek seferlik bir sehven hatadan ziyade, birden fazla şablonun kullanıldığı bir derleme olduğunu düşündürüyor.
“Kopyala-Yapıştır” izleri
Dosyada mekânsal bilgilerdeki bu farklılıkların neden kaynaklandığı ise açıklanmıyor. Yalnızca böyle bir farklılık var… Fakat yine de farklı yer isimlerinin kullanıldığı belgelere dikkat edildiğinde belli bir düzen görmek mümkün.
Örneğin, dosyadaki “EK 2” bölümündeki haritalarda “Kavaklıdere Salkım Mahallesi” ibaresi tekrar ederken, kapak ve ana metinde “Kavaklıdere Yeni Mahalle” ibaresi tekrarlanıyor.




MAPEG ruhsatlarında ise “Yatağan Salkım Köyü” ifadesi görülüyor. Resmi yazışmalarda da “Yatağan Salkım Köyü” şekliden bir kullanım görmek mümkün.






Bu spesifik bölümlerde farklı ibarelerin birbirini tekrarlaması, dosya hazırlanırken farklı kaynak metinlerden yararlanıldığı fikrini güçlendiriyor. Çünkü tek seferlik bir hatadan ziyade belli yerlerde aynı şekilde tekrarlanan ifadeler görülüyor. Dediğim gibi bu durumun neden kaynaklandığı dosyada açıklanmıyor.
Samsun ve Milas idareleri dosyada geçiyor
Fakat bence en önemli çelişkilerden biri proje Muğla’da olmasına rağmen, tarım arazileriyle ilgili kısımda “Samsun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’ne müracaat edilerek tarım dışı kullanım izni alınacaktır” şeklinde bir ibareye rastlanıyor. Muğla’daki bir mermer ocağı için Samsun’daki tarım müdürlüğünden söz edilmesi, bu metnin alıntı bir şablondan kaldığını ele veriyor.


Benzer şekilde, proje alanındaki sağlık ve atık yönetimi önlemleri anlatılırken Milas ilçesindeki sağlık kuruluşlarından faydalanılacağı veya Milas Belediyesi vidanjörlerinin kullanılacağı belirtilmiş. Oysa projenin ne Samsun’la ne de Milas’la doğrudan bir ilgisi var; bunlar muhtemelen başka projelerden kopyalanan ifadeler olarak karşımıza çıkıyor.
En çarpıcı örneklerden biri ise dosyanın “Kümülatif Etki Değerlendirmesi” başlığında. Bu bölümde Ayhan Mermer projesiyle alakası olmayan, Milas ili Kayabaşı Mahallesi sınırlarındaki bambaşka bir maden projesinin bilgilerinin aynen yer aldığı fark ediliyor. Söz konusu metinde bambaşka bir ruhsat numarası ve başka bir şirket adıyla “Kayrak taşı ocağı” projesinden bahsediliyor. Dosyada aynen şu ifadeler kullanılmış:
“Muğla İli, Milas İlçesi, Kayabaşı Mahallesi sınırları içerisinde RN: 202300834 (ER:3442340) ruhsat numaralı sahada İBB Madencilik Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi tarafından “RN: 202300834 (ER: 3442340) II-B Grubu Kayrak Taşı Ocağı” projesi planlanmaktadır. Proje alanına ilişkin lokasyon bilgisi Ek-2.1’de sunulan yer bulduru haritasında sunulmuştur.”


Anlaşılan, Proje Tanıtım Dosyası hazırlayan firma bir önceki projenin metnini bu bölüme olduğu gibi yapıştırmış, Ayhan Mermer projesine özgü verilerle güncellemeyi unutmuş.
Bu tür kopyala-yapıştır hataları, Proje Tanıtım Dosyasının özensiz hazırlandığı algısını pekiştiriyor. Ayrıca, projenin gerçek etkilerini değerlendirmek için kritik olan bir bölümün ilgisiz bilgilerle dolu olması, bilimsel ve idari ciddiyet açısından da sorunlu bir tablo çiziyor.
Beş kat kapasite artışı olacak
Proje dosyasının belki de en önemli noktası, mermer ocağında planlanan kapasite artışının boyutu. (Not: Aslında kapasite artışı hesaplamalarında da benim tespit ettiğim bir yerde metreküp ve ton hesabının yanlış olduğu görülüyor fakat bunun gerçekten bir yazım hatasından kaynaklandığını düşündüğüm için buraya alamamayı tercih ettim.)
Firmanın taahhüdüne göre ÇED alanında herhangi bir genişleme yapılmayacak, yani mevcut ruhsat sahası dışına çıkılmayacak. Toplam ruhsat alanı yaklaşık 140,55 hektar olarak belirtiliyor. Bu alan, geçmiş kayıtlarla kıyaslandığında bir miktar artmış görünüyor (2012’deki 2012 ÇED kapsam dışı yazısında 139,36 hektar olarak geçiyor), ancak bu farkın sebebi de diğer durumlarda olduğu gibi dosyada açıklanmamış.
Değişecek tek unsur, yıllık mermer üretim miktarı olarak gösteriliyor. Mevcut durumda yıllık 5 bin metreküp blok mermer üretimi yapan şirket, bunu tam beş katına çıkararak yılda 25 bin metreküp üretim yapmayı planlıyor.
Bu devasa artışın geçmişe bir bakışla daha iyi anlaşılabilir. Proje tanıtım dosyasına göre projenin Ruhsat Numarası (RN), 79283, Erişim Numarası (ER), 3256377, toplam Ruhsat Alanı ise 140,55 hektar. Bu ruhsat tek parça bir ruhsat değil, 2011 yılında iki farklı ruhsatın birleşmesiyle oluşmuş. Proje için ilk olarak 26 Ocak 2006 tarihinde yıllık 5 bin metreküpün altında blok mermer üretimi yapılacağı taahhüt edilmiş ve yıllık 5 bin metreküpün altında üretim olması nedeniyle “ÇED Yönetmeliği kapsam dışı” bırakılmış.
2012 yılında, ruhsatlar birleştirildikten sonra ise mevcut RN: 79283 nolu ruhsat sahasında 139,36 hektarlık II. Grup Dekoratif Doğaltaş (Mermer) sahasının tamamında, yıllık 5 bin metreküp kapasitenin altında mermer üretimi projesi için başvuru yapılmış ve yine ÇED yönetmeliği kapsam dışı olarak değerlendirilmiş. 2018 yılında Mermer Pasa Döküm alanı için proje tanıtım dosyası hazırlanmış ama bu dosya da “ÇED gerekli değildir” belgesi almış.
Yani yıllar içinde ruhsat sahası büyürken şirket 5 bin metreküp altında üretim yapmayı taahhüt ederek ÇED kapsamı dışında kalmayı başarmış.
Şimdi ise, ilk kez bu ölçeği aşan bir üretim artışı ile bir ÇED süreci devreye girmek zorunda kalıyor. Kapasitenin beş katına çıkarılması, bölgede bugüne dek hissedilmemiş düzeyde bir faaliyet yoğunluğu anlamına gelebilir. Bu da daha fazla patlatma, kazı, taşıma ve atık yığını demek. Rüzgârla yayılacak toz, artacak kamyon trafiği ve gürültü, çevredeki yerleşimler üzerinde şimdiye kadar olmayan bir etki yaratabilir.
‘İncelenmeyen dosyalar’ ve yerel halkın endişeleri
Muğla’da ÇED süreçlerini takip eden yurttaşların yıllardır dile getirdiği eleştirilerden biri, kimi projelerin büyük ruhsat sahaları içinde küçük çaplı üretimlerle yıllar içinde üretimlerini artırıp alanlarını genişletirken bu tür yöntemlerle ÇED kapsamı dışında kalmayı başarmaları.
Diğer yandan, bölgede ÇED süreçlerini takip eden yurttaşlar ve ekoloji örgütleri, pek çok projenin dosyasının üstünkörü hazırlandığını ve yetkililerin bunları gereği gibi incelemediğini dile getiriyor. Halkın Katılımı Toplantıları’na katılan, PTD ve ÇED raporlarını satır satır okuyan gönüllüler, neredeyse her dosyada benzer “kopyala-yapıştır” yanlışlarına rastlandığını belirtiyor. Bu durum hem idari bir zafiyet olarak eleştiriliyor, hem de halkın bilgi edinme hakkına halel getirdiği için tepki çekiyor. Zira masa başında kopyalanmış eksik ya da hatalı bilgiler, projenin gerçek çevresel etkilerinin örtbas edilmesine yol açabilir.
YAKLAŞAN TARİHLER
ÇED süreçleriyle ilgili önümüzde yaklaşan toplantı tarihleri şu şekilde:
- 4 Şubat 2026: Milas ve Bodrum sınırındaki Arturna Rüzgâr Enerji Santrali projesinin İDK toplantısı (23 türbinlik RES) yapılacak.
- 5 Şubat 2026: Menteşe’de Depower firmasının yapmak istediği Güneş Enerji Santrali (28 MW) projesinin İDK toplantısı yapılacak.
- 12 Şubat 2026: Entaş Mermer’in Yatağan’daki mermer ocağı projesinin İDK toplantısı yapılacak.
KAPANIŞ
Şimdilik bu kadar. Bülten ile ilgili görüş, eleştiri ve katkılarınızı lütfen bizimle paylaşın. Bize info@bimedya.com veya hulya@gundemfethiye.com adreslerinden ulaşabilirsiniz.
Bülteni hazırlayan: Hülya Çetinkaya – 1 Şubat 2026
Gündem Fethiye, 9 Mayıs 2021’den beri Muğla’da hak odaklı ve bağımsız gazetecilik yapıyor; yerelde bağımsız ve kaliteli gazeteciliğin var olabileceğini ve sürdürülebilir hale gelebileceğini göstermeye çalışıyor. Eğer yaptığımız işleri beğeniyor ve bunların sürmesini istiyorsanız, lütfen Gündem Fethiye’ye destek olun, yerelde bağımsız gazeteciliğin geleceğinde sizin de payınız olsun.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!













