Su ve Cinsiyet teması, günümüzde suyun yalnızca doğal bir kaynak değil; iktidar, emek ve eşitsizlik ilişkileriyle şekillenen politik bir alan olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Suya erişim ve suyun yönetimi, toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinden bağımsız düşünülemez.
Bugün dünyada suyu temin eden, taşıyan, ev içi kullanımını organize eden ve su yoksulluğunun bedelini gündelik yaşamda ödeyenler genelde kadınlar ve kız çocuklarıdır. Buna karşın su politikalarını belirleyen, altyapı yatırımlarına karar veren, suyun ticarileştirilmesi ve özelleştirilmesi süreçlerini yöneten karar mekanizmalarında yer alanlar ise erkeklerdir. Bu durum, su krizinin yalnızca ekolojik değil, kadınlar üzerinde sistematik erkek tahakkümcü sınıfsal bir kriz olduğunu göstermektedir.
Dünya Su Günü 2026, suyu piyasaya değil yaşama; ayrıcalıklara değil eşitliğe tahsis etme mücadelesini büyütmek için bir çağrıdır.
FETHİYE SÖĞÜTLÜ’DE SU, KADINLAR VE YAŞAMI SAVUNMAK
Söğütlü’de suyun hikâyesi, başta kadınlar olmak üzere tarım emekçilerinin ve doğanın aynı anda nasıl görünmez kılındığını anlatır. Azalan su yalnızca kuruyan bir kaynak değildir; birlikte yaşama biçiminin, müştereklerin ve emeğin daraldığının ama bir yandan suyun metalaştığının da işaretidir. Bu daralmayı ilk hissedenler ise kadınlardır. Çünkü su, onların hayatında bir kaynaktan çok daha fazlasıdır; bakımın, hijyenin, üretimin ve sürekliliğin taşıyıcısıdır.
Doğa sömürüsü ile kadın emeğinin değersizleştirilmesi aslında aynı zihniyetin ürünüdür. 2024 yılında Söğütlü’de su paylaşımının adaletsizce yapılması, karar süreçlerinin dar bir alanda kapalı kapılar ardında gerçekleşmesi; başta kadınlar olmak üzere Söğütlülerin hem doğayla hem de tarımsal üretimle kurduğu ilişkiyi zedelemiştir. Suyun; özel sektör işletimindeki hidroelektrik santrale aktarılarak metalaştırıldığı yerde, tarım emekçilerinin sesi de kısılmak istenmiştir.
Ama Söğütlü kadınları susmadı. Mücadeleleri, doğayı kullanılacak bir nesne olarak değil, yaşanacak bir ortaklık olarak gören bir anlayıştan beslendi. Onlar suyu savunurken yalnızca kendi günlük ihtiyaçlarını değil, toprağın hafızasını ve çocukların geleceğini de savundu. Bu nedenle talepleri radikal ama sade oldu. Su adil paylaşılmalı, doğayla uyum gözetilerek kararlar birlikte alınmalıdır dediler.
Bu direniş, erkek egemen kalkınma ve kontrol anlayışına karşı sessiz bir itirazdır. Suyun daha çok, daha hızlı, daha fazla kullanılmasını değil; yeterince ve dengeli kullanılmasını savundular. Çünkü kadınların suyla kurduğu ilişki, hükmetmeye değil, sürdürmeye dayanıyordu.
Söğütlü’de çeşme başları, sulama arkları yalnızca suyun aktığı yerler değildir; sözün dolaşıma girdiği alanlardır. Kadınlar burada deneyimlerini paylaşır, bilgilerini aktarır, itirazlarını çoğaltır. Bu karşılaşmalar, yerelin bilgisini ve kolektif aklı besler. Doğayla kurulan bu ilişki, teknik raporlardan değil, yaşamın içinden konuşur.
Kadınların su mücadelesi aynı zamanda bir müşterekler savunusudur. Suya sahip olma iddiasına karşı, birlikte koruma ve birlikte karar alma hakkını öne çıkarır. Bu, yalnızca Söğütlü’ye özgü bir hikâye değildir; kırsalda, kentte, dünyanın pek çok yerinde kadınların doğa için verdiği mücadelenin yerel bir yansımasıdır.
Bugün Söğütlü’de su hâlâ kırılgandır; ama kadınların kurduğu bağ güçlüdür. Bu mücadele, bir kaynağın korunmasından çok daha fazlasını anlatır. Bu, yaşamı savunmanın, bakımın ve dayanışmanın politik bir eylem olduğunun hatırlatmasıdır. Söğütlü’de kadınlar suya sahip çıkarken, aslında dünyaya nasıl yaşanır sorusunun cevabını da fısıldamaktadır.
Bir başka açıdan bakıldığında, başta kadınlar olmak üzere verilen mücadele ile Söğütlü halkı tarım alanlarının ihtiyacı olan suyu almayı başardı. Zira geçen iki sulama sezonunda, su yetersizliğine bağlı herhangi bir tarımsal üretim kaybı yaşanmadı.
Ancak hepimizi ilgilendiren ve kamu zararına neden olan bir durum hâlen devam ediyor. İlgili bakanlığın “HES tesislerine su aktarılmamaktadır” yönündeki yazısına ve kurumlara yaptığımız başvurulara rağmen, suyun özel şirket tarafından işletilen HES tesislerine aktarımının sürdüğü görüyoruz. Artık bu mücadele sadece Söğütlü halkının değil hepimizin mücadelesi olarak devam ediyor.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!
