Gündem Fethiye Gündem Fethiye Gündem Fethiye
  • Gündem
  • Politika
  • Toplumsal Cinsiyet
  • Ekoloji
  • Yaşam
  • Kültür&Sanat
  • Spor
  • Özel Haberler
  • Resmi İlan
Okunuyor Marmara Denizi’nde Kırmızı Pazartesi -3 / Denizini yitiren deniz kentleri: Balıkesir, Bandırma, Bursa
Paylaş
Font ResizerAa
Gündem Fethiye Gündem Fethiye
Font ResizerAa
  • Gündem
  • Politika
  • Toplumsal Cinsiyet
  • Ekoloji
  • Yaşam
  • Kültür&Sanat
  • Spor
  • Özel Haberler
  • Resmi İlan
Arama
  • Gündem
  • Politika
  • Toplumsal Cinsiyet
  • Ekoloji
  • Yaşam
  • Kültür&Sanat
  • Spor
  • Özel Haberler
  • Resmi İlan
Takip edin
© 2022 Foxiz News Network. Ruby Design Company. All Rights Reserved.
EkolojiÖzel Haberler

Marmara Denizi’nde Kırmızı Pazartesi -3 / Denizini yitiren deniz kentleri: Balıkesir, Bandırma, Bursa

Son Güncelleme: 4 Mart 2026 15:34
Haber: Alev Karakartal, Burak Altınok
4 Mart 2026 15:34
Paylaş
Paylaş

Bu dosya için, bulunduğumuz İstanbul dışında, tüm havzada olan bitenlere ışık tutacak Marmara Denizi kıyısındaki beş ili ziyaret ettik. Balıkesir, Bursa, Kocaeli, Çanakkale ve Tekirdağ… Bilim insanlarıyla, yerel yöneticilerle, ekoloji aktivistleriyle, halkla konuştuk; müsilaja neden olan başlıca karasal kirlilik kaynaklarını ve bunun etkilerini tespit etmeye çalıştık.

Kimi illerde ya da bölgelerde 2021’in ardından kısmi iyileştirmelere; iyi niyetli girişimlere, yerel idarecilerin çabasına tanık olduk. Ancak genel tabloya baktığımızda bulgularımız ve izlenimlerimiz bizi oldukça endişelendirdi.

İşte bir zamanların üç tarım kentinin son hali:

BALIKESİR

Erdek, Balıkesir, 2025

Sabah gün ağarırken İstanbul’dan çıktığımız yolda, ilk durağımız Balıkesir. İlde ve ilçesi Bandırma’da iki gün geçireceğiz.

Ziyaretimizin odak noktası, Marmara Denizi’ne akan ve bölgenin en kirletici sularından biri olan Gönen Çayı’nın son halini tespit etmek.

Ancak ilk olarak, önceden randevu aldığımız Belediye ve kentin “su ve kanalizasyon işlerinden sorumlu” BASKİ yetkilileri ile konuşmaya gidiyoruz. Bu yıl kurulan Deniz ve Kıyı Hizmetleri Şubesi’nin müdürü çevre mühendisi Zehra Özden Arabacıoğlu ev sahibemiz. Bize Balıkesir’de temel kirlilik kaynağının yanlış tarımsal ilaç kullanılması, tarım sulamaları, arıtılmamış kanalizasyon atıkları olduğunu söylüyor.

Arabacıoğlu’na göre, kirleticiler bakımından Marmara Denizi çevresindeki “en masum” illerden biri Balıkesir. İlin denize bir ayda yaptıkları deşarjın, İstanbul’da iki saatte yapıldığını anlatıyor. Bu cümleleri daha sonra başka illerin yerel idarecilerinden de duyacağız.

Balıkesir Belediyesi Deniz ve Kıyı Hizmetleri Şubesi Müdürü Zehra Özden Arabacıoğlu, Fotoğraf: Burak Altınok

Arabacıoğlu, denizi kirleten diğer kaynaklar arasında kentteki gübre ve deri fabrikalarına değinirken, “Kolayına kaçtıkları mutlaka oluyordur, ama bunların atık tesislerinin denetim yetkisi Bakanlık’ta. Tespit edersek işlem yapıp bakanlığa bildiriyoruz” diyor.

Görüşmemize katılan ve aynı birimde görev yapan su ürünleri mühendisi Mustafa Çekim ise merkezi ve yerel yönetimler arasındaki yetki karmaşasının çözüm bulmak yerine yeni sorunlar yarattığına değiniyor. Denetim sorumluluğu asıl olarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bağlı il müdürlüklerinde. Konusuna bağlı olarak da tarım il müdürlükleri ya da Ulaştırma Bakanlığı birimleri asli yetkili. Belediyelerin yetkileri ise oldukça sınırlı. Bunda merkezi yönetimin, başta imar olmak üzere hemen her konuyu tek elden yürütmeye yönelik politikası önemli rol oynuyor.

Bu durumun yarattığı sorunları da ziyaret ettiğimiz diğer illerde sık göreceğiz.

ATIK SULARIN ANCAK YARISI İLERİ BİYOLOJİK ARITMAYLA ARITILIYOR

Balıkesir Atıksu Arıtma Tesisleri, Kaynak: BASKİ

İkinci durağımız Balıkesir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü (BASKİ). Atık su arıtması, deniz ekosistemi için kritik önemde. Bu nedenle şehrin atık su verilerini ve özellikle ileri biyolojik arıtma yapıp yapmadıklarını öğrenmek istiyoruz.

Verdikleri bilgilere göre, 2024 sonu itibarıyla kentte evsel atıkların arıtılması için 32 atık su tesisi bulunuyor. 238.275 metreküp (m3)/gün kapasiteli bu tesislerin 13’ü ileri biyolojik arıtma yapıyor. Bunların toplam kapasitesi ise yaklaşık 111.800 m3/gün. Yani toplam atık suyun kabaca yarısı. Üstelik sanayi kuruluşlarının çoğu ve Organize Sanayi Bölgesi’nin (OSB) atık suları bu rakamlara dahil değil.

Kapasitenin ne kadarının, ne kadar süreyle kullanıldığını ise öğrenemiyoruz.

Güney Marmara’da bölgenin diğer kısımlarından daha sık ve yoğun görülen müsilaj, denizdeki oksijen azlığı ve biyolojik çeşitlilik kaybına göre bu rakamlar yeterli değil. Özellikle de nüfus hızla artarken. BASKİ yetkilileri bu oranı artırmaya çalıştıklarını söylüyor. Ancak sorun finansmanda ve yer tahsisinde kilitleniyor.

Ayvalık, Erdek ve Bandırma ilçelerinin açıklarında da “derin deşarj” yapılıyor. 

Bandırma derin deniz deşarjı, Fotoğraf: Burak Altınok

TARIM KENTİNDEN SANAYİ ÜSSÜNE

Henüz evsel atıklarda bile yeterli ilerleme sağlanamamışken, özellikle kentin kuzeyinde ve deniz çevresinde sayıları, çeşitlilikleri ve kapasiteleri giderek artan sanayi kuruluşlarının endüstriyel ve evsel nitelikli atık suları Marmara Denizi’ni direkt veya dolaylı olarak etkiliyor.

Balıkesir; İstanbul, Kocaeli ve Bursa’dan sonra Marmara Bölgesi’nin dördüncü büyük ili. Temel geçim kaynaklarının yüzde 49’u tarım, hayvancılık ve sahil kasabalarında turizm gelirleri. Ancak geniş tarım alanları bizzat devletin Güney Marmara Kalkınma Ajansı tarafından “sanayinin taşınması için rezerv alan niteliğinde ve sanayinin yeni odağı olmaya aday” şeklinde tanımlanıyor.

Bölgedeki sanayiler, Kaynak: Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı

Şimdiden 24 sanayi sitesi, üçü kurulum aşamasında beşi faal, ikisi alan genişleme çalışmalarını sürdüren toplam sekiz organize sanayi bölgesine sahip kentte, çeşitli alanlarda üretim yapan bin 200’den fazla sanayi işletmesi yer alıyor. Bunlar, tarım ve orman, elektrik elektronik ürünlerinin yanı sıra kimyevi madde ve mamulleri, deri ve deri mamulleri, madencilik ürünleri üretiyor. 

Bölgedeki organize sanayi bölgeleri

Kentin şimdilik son organize sanayi bölgesi, Bandırma’daki Marmara OSB, tam adıyla Marmara Yüksek Teknoloji ve Makine İhtisas Organize Sanayi Bölgesi. 2021’de inşaat başlarken adı “Metal Sanayi Organize Sanayi Bölgesi”ymiş. Daha sonra değiştirilmiş. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gaye Ergün Ersoy, bu inşaata karşı uzun süre mücadele ettiklerini, ama belediyenin açtıkları davaya itirazda bulunmaması nedeniyle devam etmesini engelleyemediklerini anlatıyor:

“Taşa tohum atsanız, taşın yeşereceği, ürün vereceği bir yere, son derece verimli bir tarım arazisine metal sanayi için OSB yapıyorlar. Meslek örgütleri, sivil toplum olarak alternatif pek çok yer önerdik, ama kabul görmedi.”

Tahsis edilen alan 221 hektar, ancak tam doluluk oranına ulaştıktan sonra 400 hektar genişleme alanı belirlenmiş. İnternet sitelerinde vizyonlarını “Çevreci kimliği, yüksek teknoloji ve kalite odaklı üretim anlayışı ile Türkiye’nin sanayi atağına en üst düzeyde katkıda bulunacak, gelecek nesillere yaşanabilir ve sürdürülebilir bir sanayi bölgesi bırakmak” olarak tanımlamışlar, ancak 400 hektarlık verimli tarım alanını neden tercih ettiklerine ilişkin bir bilgi bulunmuyor. Bölge halkından öğrendiğimize göre, alanda yer altı suyu da yeterli değil ve OSB yetkilileri halen su sorununu nasıl çözeceklerini araştırıyor.

Misakça Köyü & Gönen Deltası, Google Earth

1/100 binlik çevre düzeni planında Çanakkale Köprüsü dahil, Bandırma’dan Lapseki’ye kadar sanayi bölgesi ilan edildiğini anlatan Güney Marmara Dayanışması’ndan Erol Yıldız, bu OSB yapılırken sanayicilerin açık açık “Dilovası’nı buraya taşıyacağız” dediklerini, sivil toplumun itirazları sonucu “Daha kısıtlı alanda, butik bir OSB yapıyoruz” diye söylem değiştirdiklerini anlatıyor.

İnşası devam eden Marmara OSB, Fotoğraf: Gürcan Öztürk

TARIM VE SANAYİ FAALİYETLERİNDEN ÇIKAN ATIK SULAR NEREYE GİDİYOR?

Çevre Bakanlığı’nın Balıkesir için 2024 çevre durum raporunda, hayvancılığa dayalı süt ve süt ürünleri işletme tesislerinin kesintili çalışma biçimi ve ekonomik nedenlerden dolayı arıtma tesisi yapmalarının mümkün olmadığı belirtiliyor.

Kaynak: Balıkesir İli 2024 Yılı Çevre Durum Raporu

2023 sonu rakamlarına göre, kente yakın çevredeki derelere deşarj edilen arıtılmış atık suyun günlük debisi 14 bin 560 metreküp. Balıkesir’deki OSB’lerde ileri biyolojik arıtma olmadığı için klasik biyolojik arıtma yapılıyor. Daha sonra ekstra toplam azot kirlilik yükü 53 bin 144 kilogram (kg)/yıl ve toplam fosfor kirlilik yükü 29 bin 229 kg/yıl olan atık sular dereler yolu ile Marmara Denizi’ne deşarj ediliyor.

Kaynak: Prof. Dr. Mustafa Öztürk

Atık suların geri kullanım oranlarının da son derece kısıtlı olduğu bakanlık kaynaklarından görülebiliyor.

Bakanlık büyük işletmelerde atık su probleminin olmadığını, bunların dikkatle izlendiğini öne sürüyor. Müsilaj felaketinin ardından 7/24 bir izleme sistemi de kuruldu. Ancak biz en az bir tanesini uzun süredir izliyoruz ve durumun böyle olmadığını ilk elden biliyoruz.

Bandırma Körfezi’nde denize sıfır inşa edilen BAĞFAŞ Gübre Fabrikası’nın atık sularını olduğu gibi denize verdiği uzun süredir bir şikayet konusuydu. 2021 müsilajından hemen sonra bakanlığın yaptığı denetimlerde de bu durum tespit edilmiş ve fabrika standart dışı deşarj yaptığı için bir süre kapatılmıştı.

Bağfaş Gübre Fabrikası, Fotoğraf: Burak Altınok

Daha sonra tekrar açıldı ancak şikayetler bitmedi. Bölge halkı, fabrikanın “denize soğutma suyunu veriyoruz” argümanına inanmıyor ve her deşarjdan sonra denizde büyük bir kirlilik oluştuğunu, körfez bölgesinde toplu balık ölümleri olduğunu anlatıyor. Kirli su deşarjının limitlere uymaması nedeniyle düzenli olarak fabrikaya kesilen para cezaları da halkı doğruluyor. Kuruluş, 2021’den önce de kirli su deşarjı yüzünden üç kez para cezasına çarptırılmıştı.

Salya altında can çekişen Marmara'ya yaptıklarına bakın

Bandırma kıyısında kurulu gübre fabrikası BAGFAŞ, atık suyunu doğrudan Marmara Denizi'ne boşaltıyor.

Duymuyor, görmüyorlar. Kepçeyle salya toplayacağınıza bu cinayetleri durdurun. #MarmaraÖlüyor pic.twitter.com/V4liYOv3sK

— Kuzey Ormanları Savunması (@kuzeyormanlari) June 10, 2021

Gençer ailesine ait fabrika, nitrik asit, fosforik asit, sülfirik asit, azot ve fosfordan zengin kükürtlü ve çinko karışımlı kompoze gübre gibi pek çok kimyevi ürünü üreten Türkiye’nin ilk ve tek entegre gübre tesisi. Tek hatta günde 1.650 ton sülfürik asit, 450 ton fosforik asit, 800 ton alüminyum sülfat, 1600 tondan fazla kimyevi gübre üretimi yapıyor.

Erol Yıldız, Bandırma’nın poyraz rüzgarının hakim olduğu bir bölge olduğunu, Bağfaş’la birlikte yine sülfürik asit üreten Eti Maden’in bacalarından çıkan asit yüklü dumanın tarih boyunca tarımsal üretim yapan Biga, Balya, Gönen hatta Manyas’a kadar ulaştığını ve topraklarını zehirlediğini söylüyor. Tesise çok yakın olan Çalışkanlar Köyü, bu nedenle boşaltılmış söylediğine göre.

Tesis, ihracat için kendine ait büyük bir limana sahip. Ziyaretimiz sırasında da büyük bir gemi hemen açığında demirliydi. Bu yılın mart ayında da denize usulsüz salım yaptığı için 1 milyon 340 bin TL. Tutarında bir ceza daha kesildi. Ancak fabrika yönetimi her seferinde limitlere uyduğunu iddia ederek cezaya itiraz etmekten vazgeçmiyor. İdare ise fabrikanın uzun süreli kapatılarak standartlara uygun bir hale getirilmeden açılmaması gibi bir yaptırım uygulamaktan kaçınıyor.

2021 müsilaj krizinden sonra, aynı dönemde bakanlığın münferit sanayii şirketlerine uygunsuz atık su deşarjı yaptıkları için yaklaşık 130 milyon TL. Ceza kestiğini de Ergün Ersoy’dan öğreniyoruz.

TMMOB Balıkesir Mimarlar Odası Başkanı Betül Dikici ise kentin sanayi odağı seçilmesiyle birlikte nüfus yoğunluğundaki artışına dikkat çekiyor.

Balıkesir 2014 yılında “büyükşehir” oldu. Nüfusu 750 bini geçen kentler, büyükşehir ilan ediliyor ancak ne yerel idareciler ne de halkı bu ilandan pek memnun. Kent nüfusu 2024 sayımlarına göre yaklaşık 1 milyon 300 bin kişi. Bu sayı yazları, sahil ilçelerindeki artışla 2 milyona varıyor. İki belediye yetkilisinin anlattığına göre, oldukça dağınık kentsel ve kırsal yerleşime sahip şehrin buna uygun altyapısı ise yok. 

Dikici,“Bu gördüğünüz bütün fabrikalar, sanayi tesislerinin hepsi İstanbul merkezli. Vergilerini de oraya ödüyorlar. Bu da kontrol anlamında çok başlılığa neden oluyor. Yereldeki idareler onları denetleyemiyor. Büyükşehir ilan edildikten sonra Çevre Koruma Daire Başkanlığı kurulunca biraz ümitlenmiştik. Daha önce çevre, deprem, ulaşım, yerleşim, sanayiyi kapsayan bir master planı yoktu, biz bunu hazırlayıp sunduk. O zamandan bu yana hiç ses seda yok”diye konuşuyor.

KAÇABİLEN KAÇIYOR YA KAÇAMAYANLAR?

Sanayi dalgıcı ve midye yetiştiricisi Ekrem Başak, Bandırma açıklarında; Sedef Adası civarında bu sonbaharda görülen müsilajın, kurduğu midye çiftliklerine büyük zarar verdiğini söylüyor. Kendisi gibi diğer midye yetiştiricilerinin de müsilajdan en fazla etkilenenler arasında olduğunu belirten Başak şunları anlatıyor: “Midye çiftliklerine büyük yatırımlar yapılır ve üretim için en az bir buçuk sene beklemeniz gerekiyor. Bu sürenin sonunda midyeyle dolan çiftliği seyreltirsiniz. Ama tam seyreltme yapacağız, bir bakıyoruz müsilaj gelmiş, midyeler ölmüş. Yatırım gitti. Bir buçuk sene daha bekleyeceksiniz.”

Son üç yıldır bu nedenle sürekli zarardaymışlar: “Balıkçının bir şansı var, gider Karadeniz’de, Ege’de avlanır. Ben çiftliği nereye götüreceğim?”

Esenköy Limanı, Yalova, 2021, Video: Ekrem Başak

Eylül ortasında 24 metreye kadar daldığını ve müsilajın her yeri kapladığını anlatan Başak, “Bu bizim için bir korku filmi senaryosu gibi. Ben orada yaşıyorum, evimi bile bulamıyorum, öyle düşünün. Deniz altında çalıştığım noktayı göremiyorum” diyor.

Geçen sene kasımın ilk haftası müsilaj başladığı için midyecilik faaliyetleri durmuş. Bu yıl da eylül ayında onun deyimiyle “dükkanı kapatmışlar.”  30-40 milyon TL zararı olduğunu söylüyor.

Aynı durumu, Çınarcık’ta midye çiftliği kurduğu sırada, 2021 müsilajında da yaşamışlar. Midyelerin yüzde 70’ini kaybetmişler.

Bağfaş fabrikasına ilişkin de söyleyecekleri var:“Orası için dalışları yıllardır biz yapıyoruz. 25, 50 ve 500 metrelere üç şamandıra attık. Bunlardan Ankara’ya sürekli su değerleri gidiyor. Bakanlıktan bir uyarı olmadığına göre her şey yolunda gibi. O zaman neden burada azot ve fosfor yoğunluğu artıyor? Bunu da balığın buraya ‘yapışmasından’ anlıyorum.”

BANDIRMA

Balıkesir’de ikinci günümüzde, Prof. Mustafa Sarı’yı, organik tarım yapan Nihal Güven Altınkurt’u ve Marmara Denizi’ni “beslemesi” gerekirken, en büyük kirleticilerden biri haline gelen Gönen Çayı’nı ziyaret edeceğiz.

İlk olarak Marmara Denizi konusunda en çok çaba gösterenlerden biri olan Prof. Mustafa Sarı’nın görev yaptığı Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi’ndeki odasındayız. Kısa sohbetten sonra bizi daha rahat çekim yapabilmemiz için çalışmalarını yürüttüğü atölyesine davet ediyor.

Yıllardır, tüm çabalara rağmen devam eden ağır tablo, denizin bugünkü durumu konusunda dertli ama umudunu da yitirmemiş. Sahip olduğumuz eşsiz bir varlığa yıllardır nasıl muamele ettiğimizi şöyle ifade ediyor:

Prof. Sarı, ekibimizi üniversiteden sonra kurulmasına önayak olduğu ve içinde Denizcilik ve Balıkçılık Müzesi ile Marmara Deniz Akvaryumu’nun da bulunduğu Deniz Bilim Merkezi’ne götürecek.

Ama artık sıra Gönen Çayı’nda…

Yol ve çay güzergahı üzerinde çok sayıda irili ufaklı fabrikanın, atölyenin önünden geçiyoruz. Saymak zor, onlarca firma… İçimizde kötü bir önsezi. Çaya yaklaştıkça yoğun ve mide bulunduran bir kokuya eşlik eden sinek ordusu bizi karşılıyor. Çayın iki yanı ise bol su isteyen çeltik tarlalarıyla kaplı. Bunların hangi suyla sulandığını çok merak ediyoruz, zira bölgedeki yer altı suları metrelerce çekilmiş durumda.

Çayın Bandırma Biga Karayolu‘na yakın kesimindeyiz. Bulanık akan suda hiçbir hareket yok. Çay çevresinde de ne bir insana ne de hayvana rastlıyoruz. Sadece sinekler ve biz.

Gönen Çayı, Balıkesir, Fotoğraf: Gürcan Öztürk

Gönen Çayı, Kazdağları’ndaki kaynağından yola çıkıyor ve birçok küçük dereyle birleşerek yaklaşık 134 kilometre yol kat edip Erdek’ten Marmara Denizi’ne dökülüyor. Taşıdığı alüvyonlarla meydana gelen Gönen Çayı Deltası, yaklaşık bin hektarlık bir sulak alana sahip. Marmara ile birleştiği noktalarda da su kuşları için üreme ve beslenme alanı oluşturan pek çok lagün buluyor.

Tescilli Ramsar Sulak Alanı olmasa da Ramsar kriterlerine sahip olduğu için 2015 yılında  “ulusal önemi haiz” sulak alan olarak ilan edildi.

Gönen Deltası, Kaynak: T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı

Ancak Marmara Denizi’ni besleyen tatlı su kaynaklarının en önemlilerinden bu kıymetli çay ve oluşturduğu delta, 2000’li yılların başlangıcından itibaren büyüyen sanayinin, yoğun tarımsal ve hayvansal faaliyetlerin, artan nüfusun evsel atıklarının olduğu gibi boşaltılması sonucu bugün kendi girdiği “komayı” Marmara’ya taşıyor.

Bize burada mihmandarlık eden Güney Marmara Dayanışması’ndan Murat Özkuş, bereketli tarım toprakları üzerindeki sanayileşmenin 1/100 binlik bütünleşik Balıkesir-Çanakkale Kıyı Planı’nın bir parçası olarak hayata geçirildiğini, araştırmalarından öğrendiklerine göre Marmara OSB’nin ardından yapılan planlamalar içinde pek çok OSB’nin yer aldığını anlatıyor.

Murat Özkuş, Güney Marmara Dayanışması, Fotoğraf: Gürcan Öztürk

Çocukluğunda yüzmek için girdiği, balık tuttuğu sulara artık yaklaşmadığını anlatan Özkuş, bu kirliliğin toplumsal yapıya nasıl etki yaptığını sorduğumuzda “Sağlıklı gıdaya ulaşamıyoruz, endüstrinin yarattığı kirlilikle baş edemiyoruz. Sanayi yoğunluğunun getirdiği göç yüzünden altyapı yetersiz kaldığı gibi, kentin kültürel, sosyolojik yapısına da olumsuz etki yapıyor” diye açıklıyor.

Özkuş’un kılavuzluğunda aşağıda neler olup bittiğini görebilmek için suya daldırdığımız GoPro, yüzeyde gördüğümüz manzarayı açıklar nitelikte: 10-15 santimetre bile ileriyi göremediğimiz yoğun bir bulanıklık ve yüzen partikül yoğunluğu…

Gönen Çayı, 30 Temmuz 2025 Video: Gürcan Öztürk

Prof. Mustafa Sarı ve Doç. Uğur Karadurmuş’un bu yılın ekim ayında gerçekleştirdiği ölçümler de suyun ekolojik açıdan “çökmeye” başladığını gösteriyor. Deltadan Gönen regülatörüne kadar 55 km boyunca, 11 farklı istasyonda yapılan ölçümlere göre, sudaki çözünmüş oksijen 0.11-1,17 miligram (mg)/litre (L) değerine kadar düşmüş durumda. Yani “yok’tan biraz fazla. PH ve amonyum değerleri de yüksek organik ve endüstriyel kirlilik yükünü gösteriyor. Çalışmada, sadece 30 yıl öncesine kadar yılan balıklarının, ak balıkların ve tirsi balıkların göç yolu olan, 20’ye yakın balık türünün yaşadığı çayın Misakça Köprüsü’nden Bostancı Mahallesi yakınına kadar olan kesiminde balık veya makro fauna tespit edilemediğine yer veriliyor.

Oysa yukarı havzada çözünmüş oksijen 11,7 mg/L, yani birinci sınıf su. Çayın belirli kesimlerinde suyun dördüncü sınıf haline geldiğini, yani bırakın içme ve kullanmayı, sulama suyu olarak dahi kullanılamayacağını vurgulayan bilim insanları, buna karşın tarım havzaları özellikle de çeltik için çaydan yoğun su çekildiğine, bu durumun da toprak kirliliği, tuzlanma, ağır metal birikimi ve gıda güvensizliği oluşturma potansiyeline sahip olduğunu kaydediyor.

Gönen’deki kirlilik, Marmara Denizi’nde ötrofikasyonu artırarak müsilaj oluşumu riskini artırıyor ve deniz ortamında da çöküş riskini hızlandırıyor. Sarı ve Karadurmuş bunun en büyük müsebbibi olarak çaya bir atık kanalı bağlayan Gönen OSB’yi gösteriyor.

GÖNEN ÇAYI ZEHİR AKMAYA DEVAM EDİYOR!

Gönen Çayı'nda 1.5 ayda değişen tek şey su sıcaklığı biraz düşmüş :12.5 C. Kaynağı belli zehir salımı devam ediyor. Çözünmüş oksijen sıfıra yakın:0.61. Kokusu kilometrelerce öteye yayılmış durumda.

Sorumlular da yetkililer de sessiz.… pic.twitter.com/QQK3cd5mvs

— Mustafa SARI, Prof. Dr. (@profmustafasari) December 12, 2025

Gönen Deri İhtisas ve Karma Organize Sanayi Bölgesi’nin kendi sitesindeki açıklamaya göre, atık su arıtma tesisi geçici kabul onayı ancak 2014’ün eylül ayında, geçici faaliyet belgesi de 2022’de alınmış.

Denetimle görevli Çevre Bakanlığı il müdürlüğüne göre ise herhangi bir sorun yok. Örneğin son olarak Nisan 2024’te “sosyal medyada yer alan haberlere istinaden” yaptıkları denetimde, koku duymamış, köpüklenme ve bulanıklık görmemiş ve kaçak deşarj tespit edememişler.

2017 yılında bakanlık tarafından beş yıllık Gönen Deltası Sulak Alanı Eylem Planı yapılmıştı. Ancak 2018-2022 beş yıllık yönetim planı değerlendirmesinde, birden fazla sorumlu olması, faaliyet planının yeterince gerçekçi hazırlanmamış olması, kurumlar arası koordinasyon eksikliği ve planın yeterince sahiplenilmemiş olması gerekçeleriyle henüz kayda değer bir başarı sağlayamadıklarını ifade ediyorlar.

Gönen Deri İhtisas ve Karma Organize Sanayi Bölgesi, Google Earth

Bölgenin tarımcılık, hayvancılık, balıkçılık ve turizm odaklı bir yerleşim olduğunu belirten Erol Yıldız da zaten üretim yapan ve katma değer yaratan bir alanın sanayi, enerji, maden şirketlerine açmanın rasyonalitesini sorguluyor, “rant ekonomisine” dikkat çekiyor. Söylediğine göre, Bandırma-Gönen arasındaki “karma OSB”nin hiç arıtması yok. Atık sularını doğrudan bölgedeki Gönen Havzası ve Manyas Gölü ve çevresinde yer alan sulak alanlara boşaltıyorlar.

Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) kapatıldıktan sonra hayata geçirilen 1/100.000’lik ve ardından gelen 1/50.000’lik kıyı planlarının zaten var olan sorunlarına yeni ve çok daha büyüklerinin eklendiğini söyleyen Yıldız’ın eleştirilerinin bir kısmı da tarım arazilerini şirketlere satan bölge halkına. Çanakkale’den Gebze’ye kadar tüm bölgenin emek yoğun, doğaya büyük zarar veren ve katma değeri düşük bir sanayi çöplüğüne dönüştürüldüğünü savunan aktivist, sadece kendilerinin değil, gelecek kuşakların da kaderinin de “satışa çıkarıldığını” hayal kırıklığıyla dile getiriyor.

Ziraat mühendisi, zooteknist ve arıcı, aynı zamanda Güney Marmara Dayanışması aktivisti, Nihal Güven Altınkurt’la da bölgedeki tarımsal faaliyeti ve bunun denize etkilerini konuşacağız. Onu Erdek’te, Kapıdağ Ormanları’nın eteklerinde organik tarım ve arıcılık yaptığı çiftliğinde buluyoruz. Çekirdek ailesiyle birlikte, 1990’ların başında yerleştikleri çiftlikte tavukçuluk ve mera hayvancılığıyla başlayan maceraları, organik tarım ve arıcılıkla çeşitlenmiş.

1950’lerden sonra kimyasal gübrenin ülkeye girmesiyle Türkiye’deki tarımcılık faaliyetinin kabuk değiştirdiğini anlatan Altınkurt, bölgede başta zeytincilik olmak üzere tüm tarımsal faaliyetlerde aşırı ve hiçbir denetime tabi tutulmayan kimyasal gübreler, pestisit ve herbisit kullanıldığını, bunun sadece toprağı değil akarsuları, denizi de zehirlediğini anlatıyor: “Deniz ölüyor, zannediyoruz ki ne atarsan at kendini temizler. Ama onun kolunu kanadını kırarsan,  nefesini kesersen işte böyle oluyor.”

Kente en büyük “ihanetin” büyükşehir ilan edilmesiyle yapıldığını düşünen Altınkurt bir tarım kenti olan Balıkesir’in öyle kalması gerektiğini vurguyla söylüyor: “Kapasitemiz var, toprağımız inanılmaz verimli. Bıraksalar İstanbul’u doyururuz.”

Nihal Güven Altınkurt, Erdek, Balıkesir

BANDIRMALI BALIKÇILAR: DENİZ DE BİTTİ, BALIK DA

Bandırmalı Serhat Uçar, 30 yıla yakın körfezde balıkçılık yapıyor. Bu sezonun şimdiye dek gördükleri arasında en kötüsü olduğunu söyleyen Uçar, “Balık yok” diyor: “Ne açıkta ne kıyıda ne dipte…” Birkaç yıl öncesine kadar 20-30 metrelere kadar avlanabiliyorlarmış. Orada balık yoksa 30-40 metre açığa çıkarlarmış: “Orası balık kaynardı.”Anlattığına göreTürkiye denizlerinin tamamında durum aynı. Bolluk denizi Karadeniz dahil. Trol avcılığı yapanların ağlarına mezgit (bile) takılmıyormuş. “Eskiden kimse yüzüne bakmazdı, ama 50 kasa tutan 10 kasasını alıp kalanını ölü olarak denize atmaya devam etti, kimse de engellemedi. Şimdi yok”

Müsilaj ve çamur ile kaplanmış balık ağları, Balıkesir

Deniz suyu da bu yıl “daha sıcak”mış. “Her yıl neredeyse birkaç derece fark ediyor. Şu anda suyun 10 santigrat derece altında olması gerek ama 14 santigrat derece. Üzerine kirlilik, bir de aşırı avcılığı eklediğinde, işte bu durumdayız” diyor.

Son iki yıldır havyarlı (gebe) balıkları yakaladıklarını söyleyen balıkçı, av sezonunun açılış ve kapanış tarihlerini de eleştiriyor: “Balık daha yavrulayamadan iki ayda toptan kırılıyorlar.”

Eylül ve ekim aylarında denizde müsilaj gözlemlediklerini, çoğalmasını beklerken dibe çekildiğini anlatan balıkçı hava şartlarına, fırtına gibi durumlara alışık olduklarını ancak müsilajın denizdeki en büyük felaket olduğunu, buna karşı koyacak hiçbir donanımları olmadığını belirtiyor.

Müsilaj küçük motorları bile etkiler hale geldi. Gördüğünüz müsilajla kaplanmış küçük bir filtre. Yakında denizdeki tüm araçlar etkilenmeye başlayacak. İşbirliği halinde önlemleri bir an önce almak zorundayız. Teşekkürler Serço Ekşiyan. pic.twitter.com/XBbY3INRoH

— Mustafa SARI, Prof. Dr. (@profmustafasari) January 2, 2025

Bakanlık, tekne başı 9’ar bin TL destek yapmış geçen ay. “Bir kg boya parası bile değil”diyor. Bu nedenle sadece onların limanlarında onlarca kişi balıkçılığı bırakmış.”Adam 15 milyon TL masraf etti, şu anda teknesini 8 milyon TL’ye satıyor ama alan yok. Herkes görüyor yani denizi. Aptal mı adam yatırım yapacak?”

Önerileri bilim insanlarıyla paralel: “Marmara Denizi’nde, en azından körfezlerde acilen avcılığa kapalı alanlar ilan edilmeli. Balığın rahatsız edilmeden üreyeceği, korumalı alanlar oluşturulmalı.”

Gemlik Su Kooperatifi’nden Hüseyin Dalarel de onunla konuştuğumuz ekim ayında geçen haftalarda gördükleri müsilajın o sıralar  “kaybolduğunu” haber veriyor. Onun gözlemlerine göre de balık yok gibi bu yıl. Özellikle de 12 metre altı küçük ölçekli balıkçıların işinin çok zor olduğunu anlatıyor. Geçen yıl kooperatifin tüm üyeleri müsilaj yüzünden zarar etmişler: Kiminin ağları, kiminin soğutma mekanizması zarar görmüş, süzgeçleri tıkanmış. Tıkanan ağlar yüzünden balık da tutamamışlar.

Müsilaj ile kaplanmış balıkçı ağları, Erdek, Balıkesir, 2025

O da devlet desteğinin “harçlık” gibi olmasından şikayetçi. “Devlet bize senelik hibe olarak evvelki sene 5 bin TL, bu sene 8 bin TL verdi. En azından küçük ölçekli balıkçılara Ziraat Bankası’nın destek vermesi gerekiyor” diyor. Banka bir yıl vadeli kredi veriyormuş ama 70-80 bin TL civarındaki krediyi, o da yarısını mazota harcanması şartıyla kullandırıyormuş.

Son sözü “Bu sezon bitti, sonrası Allah Kerim” oluyor.

BURSA

Balıkesir’deki saha çalışmamız moralimizi bozdu ancak bunun bizi Bursa’da göreceklerimize hazırlamamış olduğunu anlamamız kısa sürmeyecek.

Bu kentteki mihmandarımız Bursa Su Kolektifi’nden aktivist Caner Gökbayrak. Tüm günü onunla geçirecek; Marmara Denizi’nin “boğulmasının” ve müsilaja bulanmasının bir diğer önemli sebebi olan Nilüfer Çayı’nın son halini göreceğiz.

Uludağ’ın hayat verdiği, çoğu dağdan kaynaklanan 97 dere ve akarsu sayesinde bir zamanlar “Yeşil Bursa” olarak bilinen ve bir tarım kenti olan Bursa’nın kaderi, 1961’de sanayi bölgesi kurmak için en uygun şehir olarak seçilip ilk organize sanayi bölgesinin kurulmasıyla değişti. Ancak işler pek “organize” yürümedi. 2000’li yıllara gelindiğinde, 14’ü karma üçü ihtisas olmak üzere 17 OSB’nin yanı sıra yüzlerce küçük sanayi kuruluşu ve imalathane sokak aralarına kadar girmişti. Bugün bir zamanların “yeşil” Bursa’sı sanayi atıklarının önlenemeyen kirliliğiyle boğuşan, nüfus artışıyla baş edemeyen ve aşırı kuraklıkla boğuşan bir kent.

Gökbayrak önce bizi Uludağ’dan Bursa Ovası’na akan derelere götürüyor. Kent içinden geçen Kaplıkaya’yı, Balıklıdere’yi ve Deliçay’ı; daha doğrusu bunların “ıslah edilmiş” ve kupkuru olan beton yataklarını gösteriyor bize. Uludağ’dan ovaya akan diğer akarsuların durumunun da aynı olduğunu anlatıyor: Derelerde su yok, bir damla bile…

Uludağ’dan başlayıp şehire ulaşan akarsular, Kaplıkaya, Fotoğraf: Gürcan Öztürk

Aşağıya, Gürsü mevkiine doğru inmeye başladığımızda kaynaktan gelmeyen suyla karşılaşıyoruz birden. Devasa Karesi Tekstil Fabrika’nın önünden başlıyor; üç sanayi bölgesi ve arıtma tesisi “Yeşil Çevre Arıtma Tesisi”nin deşarjlarıyla iyice artıyor, çaya varıncaya kadar su giderek yükseliyor. Günlük 100 bin/metreküp kapasiteli bu tesis, arıttığı suyu Nilüfer’le buluşan Deliçay Deresi’ne deşarj ediyor.

Yeşil Çevre Arıtma Tesisi, Google Earth

Caner Gökbayrak arıtma tesisi önünde konuşurken bir önceki belediye başkanının dere çevresini duvarlarla kapattığını, bunun da Nilüfer’in bir kanalla Ergene Nehri gibi Marmara Denizi’ne derin deşarj yapılmasının hazırlığı olduğunu anlatıyor. Bilgi Edinme Hakkı’nı kullanarak defalarca bunun doğru olup olmadığını ilgili bakanlıklara sormuşlar ama cevap alamamışlar.

Bursa Su Kolektifi’nin Nilüfer’deki protestosundan, “Burası Suç Mahalli” tabelası, 2022

Gökbayrak’ın bahsettiği “kapalı sistem”, bu yılın Mayıs ayında yapılan “AKP Bursa Yatırımları” başlıklı toplantıda, iki yıldır Nilüfer Çayı Havzası’yla ilgili “önemli çalışmalar” yaptıklarını söyleyen il başkanı Davut Gürkan tarafından ayrıntı verilmeden şöyle dillendirildi:

“Keles’ten başlayıp birçok ilçeyi geçip bir şekilde Mustafakemalpaşa’ya giden, 1979 kilometrekarelik 96 kilometrelik hattan bahsediyoruz. Çayı, kapalı sisteme alıp, kapalı sistem üzerinden Karacabey Boğazı’na kadar ulaştırmayı kapsıyor. Çaya deşarj yapan 22 arıtma tesisi var, bunlardan çıkan sular tartışmasız kullanılamaz durumda. Günlük 463 bin metreküp su debisi. Derin deşarj 35 metredir. Bizim planladığımız sistemde Karacabey Boğazı’na eksi 42 kodunda boşaltacak şekilde derin deşarj çalıştık. Mesele kolay değil ama uzun mesafede yedi buçuk kilometre doğu yönünde ileriye deşarj sağlanacak.”

İl başkanı bunun “sıradan bir çalışma olmadığını” da özellikle vurgu yapmıştı.

Arıtma tesisi yetkilisiyle görüştüğümüzde ise bize kendilerine gelen tüm atık suyu fiziksel ve ileri biyolojik arıtmayla arıttıklarını söylüyor. Tespit edebildiğimiz üç deşarj noktasında ise suyun renginin kahverengi, bulanık ve yüzeyde bile gözle görülen partiküllere tanık oluyoruz. Yayılan koku da epey şüphe uyandırıcı. Şimdiye dek hiç böyle bir arıtılmış su görmediğimizi not düşmemiz gerek.

Bursa Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü (BUSKİ)’nin 4 milyon nüfuslu kent için 19 arıtma tesisi bulunuyor. Belediyeler kanalizasyon şebekesine verilen sanayi atıklarının denetiminden de sorumlu ancak BUSKİ asıl olarak evsel ve tarımsal atık suyu arıtıyor.

Sanayi tesisleri ise ulaşımın iyi, altyapı olanaklarının yeterli olduğu yerlerde, meyve veya zeytin bahçeleri üzerine kurulmuş. Komşu üç ile uzanan karayolları üzerinde soğuk hava depoları, meyve suyu fabrikaları, tekstil sanayi, dokuma ve boya tesisleri, otomotiv sanayi ve yan sanayi, makine yan sanayi kuruluşları sıra sıra… Bursa Ovası’ndaki Demirtaş Belediyesi sınırları tamamen sanayi alanı organize sanayi bölgesi statüsüne alınmış. Kestel ve Gürsu belediyelerinde de sanayi alanı olarak belirlenen yer, 1. sınıf ova koruma alanı ve bu sanayi bölgeleri ova aleyhine giderek genişliyor. Özellikle boyahaneler, kimyasal madde üreten ve/ya kullanan küçük imalathanelerin herhangi bir arıtması bulunmuyor.

Nilüfer’de sanayileşme, soldaki görsel 2004, sağdaki görsel 2025 yılına ait

Gökbayrak’a inanmakta güçlük çekiyoruz çünkü bu tesislerin birçoğunun başlangıçta “kaçak” olduğunu söylüyor. Anlattığına göre, Karesi Tekstil Fabrikası da dahil sayısız “girişimci” önce, akarsu kenarlarına ve tarım alanlarına irili ufaklı fabrika, imalathane, boya, kimyasal, tekstil gibi kirletici sektörlere ait işletmeler kurmuş ve işletmeye başlamış, arkasından giderek genişleyen ve devasa alanlara yayılan bu işletmeler tıpkı kentlerdeki gecekondular gibi “imar affıyla” yasal hale getirilmiş. Üstelik bu durum halen devam ediyor.

Yol kenarları, sokak araları, su ve tarım havzaları gibi uygunsuz yerlere yığılan bu çarpık ve denetimden uzak sanayileşmenin yarattığı su, toprak (ve hava) kirliliğinin yanı sıra, üretim için aşırı biçimde ve yasal sınırların çok üzerinde kullandıkları yer altı sularının çekilmesinin de etkisiyle kent, Cumhuriyet tarihinin başından bu yana, yeterince temiz su alamayan Marmara Denizi için de büyük bir risk oluşturan en ciddi kuraklığını yaşıyor.

Erken başlayan günün ortasında nihayet Nilüfer Çayı kıyısındayız.

Uludağ’dan kaynaklanan, yaklaşık 200 km uzunluğundaki Nilüfer Çayı, Bursa Ovası’nda Susurluk (Simav) Çayı ile birleşerek Karacabey ilçesinden Marmara Denizi’ne dökülüyor. Susurluk Çayı’nın bir alt havzası olan ve Doğancı ile Nilüfer barajlarını besleyen çay, tıpkı Gönen Çayı gibi barajlara gelinceye kadar birinci sınıf içme suyu kalitesine sahipken, şehirden Marmara Denizi’ne ulaşana kadar dördüncü sınıf, yani en kirli su kategorisine geriliyor. 

Ancak yasal olarak durum, artık böyle değil, Nilüfer artık kağıt üzerinde de olsa, üçüncü sınıf, (orta kalite) su kalitesine sahip. Tarım ve Orman Bakanlığı‘nın “Yerüstü Su Kalitesi Yönetmeliği’nde Değişiklik yapılmasına Dair Yönetmeliği” 2021 yılında yapılan bir değişiklikle su kalite sınıfı renk kodlarından “çok kirlenmiş su”ya karşılık gelen ve “kırmızı” renkle ifade edilen dördüncü sınıf su kalitesi, ilgili tablodan çıkarıldı.

Nilüfer Çayı, Su Kalitesi Analizleri, 2021

Kenarında yer alan irili ufaklı imalathane ve fabrikalarla hemen bitişiğindeki meyve bahçeleri ve tarım arazilerinin içinden/önünden geçerek çaya yaklaşırken gözlerimizi ve burnumuzu yakan ağır koku, Gönen Çayı’ndan daha ağır bir tabloyla karşılaşacağımızı haber verir gibi…

Nilüfer Çayı, Göksu, Fotoğraf: Burak Altınok

Yanılmadığımızı görmek üzücü çünkü gördüğümüz şeye “su” demek pek mümkün değil. İçinde ve üzerinde tıpkı Gönen’de olduğu gibi sineklerden başka en küçük bir yaşam emaresinin görülmediği bir atık kanalı Marmara Denizi’ne boşaltılıyor demek daha doğru.

Nilüfer’e de GoPro daldırmak istiyoruz ancak midelerimizi alt üst eden koku ve çevrede başka canlı kalmadığı için insana saldıran büyük sineklerin yanı sıra kıyısına inmemiz çok kolay olmuyor.

Görsel 34

Ekibimiz Nilüfer Çayı’ndan görüntü almaya çalışıyor, Fotoğraf: Alev Karakartal

Ekibin epey çabalayarak daldırabildiği GoPro’dan aldığımız görüntüler korkunç. Birkaç santim ötesini bile göremediğimiz bir sıvı kütle, irili ufaklı partiküller, zaman zaman siyaha çalan gri ve kahverengi bir renkle, akan demeye dilimiz varmasa da hareket eden bir yapıyı dehşet içinde izliyoruz.

Bakanlık verilerine göre, atık suların yüzde 95’i ileri biyolojik arıtmadan geçiriliyor. İlgili kamu kurumlarının verilerine göre de büyük sanayi kuruluşlarının yer aldığı OSB’lerin tamamına yakınının atık sularının arıtıldığını, deşarj limitlerine uyduklarını gösteriyor. Aklımızdaki soru ise çok net:

Arıtma tesisleri yeterliyse ve olması gerektiği gibi biyolojik arıtma yapılıyorsa, bu çay niye zehir saçıyor?

Nilüfer Çayı GoPro görüntüleri

ODTÜ’nün Çevre Bakanlığıyla yaptığı protokol çerçevesinde 2018’de hazırladığı “Alıcı Ortam Kriterleri Bazında Deşarj Standartlarını Belirleme ve Uygulama Yöntemlerinin Geliştirilmesi Projesi” nin el kitabında da havzadaki sanayinin Marmara’ya taşıdığı kirlilik şöyle ifade ediliyor:

“Nilüfer Çayı Alt Havzası sanayileşmenin çok yoğun olduğu bir alanı kapsamaktadır. Yedi adet OSB, ve altı adet ıslah OSB olmak için başvurusunu yapmış sanayi bölgesi Nilüfer Çayı Alt Havzası’nın sınırları içerisinde yer almaktadır. Aynı zamanda birçok münferit sanayi tesisi de bu bölgede varlığını sürdürmektedir. Havzada yer alan başlıca organize sanayi bölgeleri Nilüfer OSB, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası OSB, Kestel OSB, Bursa Deri İhtisas OSB, Hasanağa OSB, Gürsu OSB ve Demirtaş OSB’dir. Bu organize sanayi bölgelerinin hepsi atıksu deşarjlarını Nilüfer Çayı’na yapmaktadır.

Kaynak: Herkesin Bildiği Sır: Nilüfer Çayı Raporu, BUSİAD

Nilüfer Çayı’nın sularını tahliye eden başlıca kolları Deliçay, Aksu, Kestel, Gökdere, Nazlıdere, Sardere ve Kelesen’dir. Bu derelerden Aksu ve Deliçay tarımsal sulamada aktif biçimde kullanılır. Nilüfer Çayı’na kirlilik taşıyan önemli derelerden biri Deliçay’dır. Doğu AAT çıkış suyunu Deliçay’a deşarj etmektedir. Nilüfer çayı ile birleşerek kirlilik yükünü Nilüfer Çayı’na taşıyan bir diğer su kaynağı ise Ayvalı deresidir. Ayvalı deresi Bursa’nın en büyük kapasiteli ikinci atıksu arıtma tesisi olan Batı AAT’den ve Hamitler Sızıntı Suyu AAT’sinden gelen deşarj suyunu almaktadır. Çaya doğrudan yöneltilen kirlilik kaynaklarından biri de Karacabey Evsel Atıksu Arıtma Tesisinin deşarj suyudur. Tüm bunlar göz önüne alındığında, Nilüfer Çayı Alt Havzası boyunca ciddi bir kirlilik taşınımı gözlenmektedir”

Nilüfer çayı ve besleyen dereler, Bursa Su Kolektifi

Nilüfer Çayı’ndaki ağır kirlilik ile ilgili 1990’lardan akademik çalışmalar yapılıyor. Yani çay 35 yıldır bölgeyi ve Marmara Denizi’ni zehirliyor. Suyun ağırlıkla siyah, bazen de kırmızı, yeşil, mavi gibi çeşitli renklerde akması, her yıl birkaç kez meydana gelen toplu balık ölümleri başta olmak üzere basında yer alan haberler ise 60 bini geçmiş durumda.

Bölgede etkili bir çevre mücadelesi yürüten Bursa Su Kolektifi’nin aktif bir üyesi olan Gökbayrak suyun ve çevresinin bugünkü durumunu nedenleriyle anlatırken idarenin “arıtma krizi”ni yönetememesine öfkeli; “Sanayiye yol verip seyrediyorlar” diyor.

Caner Gökbayrak, Bursa Su Kolektifi

Prof. Mustafa Sarı’nın aklındaki soru da, tıpkı bizim gibi çayı gören herkesle benzer. Ancak o, ocak ayında hazırladığı raporda verilerle konuşuyor:

“15 Temmuz 2024 tarihinde su kalitesinin en önemli parametrelerinden olan çözünmüş oksijen miktarını Marmara Denizi’ne ulaşmadan hemen önce Çapraz Çay’a karıştığı yerden Uludağ eteklerine kadar Nilüfer Çayı boyunca ölçtük. Çapraz Çay’a karıştığı nokta ile Bursa kent merkezine girişi temsil eden Hayırlar Köprüsü ile Balat Köprüsü arasındaki istasyonlarda ölçülen çözünmüş oksijen miktarı 0,14-1,12 mg/l arasındadır.

Tüm istasyonlar birlikte değerlendirildiğinde Uludağ eteğinde, kentin girişinde temiz su bölgesinde ölçülen 16,2 mg/l çözünmüş oksijenin, kentin içinde yaklaşık 30 km yol aldıktan ve irili ufaklı atık kanalına dönüşmüş akarsuları bünyesinde toplayarak kenti terk ederken Balat Köprüsü istasyonunda neredeyse tamamen tükendiği, 0,14 mg/l değerine düştüğü görülmektedir.”

Kaynak: Herkesin Bildiği Sır: Nilüfer Çayı Raporu, BUSİAD

Sadece biz gazeteciler, bölgede yaşayanlar ve bilim insanları değil, sanayiciler ve iş insanları da durumun farkında ve sorunun çözülmesini istiyor. Bursa Sanayicileri ve İş insanları Derneği’nin bu yıl ekim ayında hazırladığı raporda Nilüfer’deki ağır kirlilik, “Herkesin Bildiği Sır” olarak tanımlanıyor.

Raporda Sarı’dan altı ay sonra, Temmuz 2025’de yapılan resmi analiz sonuçlarına da yer verilmiş:

Herkesin Bildiği Sır: Nilüfer Çayı Raporu, BUSİAD
Herkesin Bildiği Sır: Nilüfer Çayı Raporu, BUSİAD.“Analizi yapılan numunelerde, 2,02 mg/l ile 0,15 mg/l arasında izlenen çözünmüş oksijen değerlerinin, nilüfer çayı üzerinde evsel ve endüstriyel atık su beslemesinin yüksek miktarda olduğu, doğal suyun organik ve inorganik kirleticilerle doyurulması sonucu biyolojik faaliyetlerin sonlanmak üzere olduğunun kanıtı olarak kabul edilmelidir.”

Çayın evsel atık suları, arıtılmamış tekstil ve gıda sanayi atıklarından kaynaklanan azot ve sanayi tipi temizlik kimyasalları, ev tipi deterjanlar, kataforez kaplama ve metal işlemesinden kaynaklanan azot, fosfor, nitrat yükleri de ağır.

Herkesin Bildiği Sır: Nilüfer Çayı Raporu, BUSİAD. “Kjeldahl ve toplam azot konsantrasyonu < 5 mg/l değerlerindeki beklenirken numune alınan her üç noktada bu değerler 10 kat civarında 54–49 mg/l aralığında görülmüştür. Ayrıca ortamda nitrit ve nitrat azotunun beklenmemesine karşın; zehirlilik düzeyinde nitrit ve nitrat azotu konsantrasyonları ile karşılaşılmaktadır. Çözünmüş oksijenin tükenmesiyle azot döngüsü anaerobik solunuma dönmüş ve çürükçül faaliyetler ile ortamdan n₂ ve nh₃ formlarında uzaklaşması gereken azot ortamda hapis kalarak akarsu yatağını ve akış güzergâhını zehirlemektedir. Anaerobik solunum sonucu bataklık ekosistemi oluşmuştur.”
Herkesin Bildiği Sır: Nilüfer Çayı Raporu, BUSİAD.  Numunelerde 5,23 – 3,88 – 5,59 mg/l olarak tespit edilen toplam fosfor değeri, kabul edilebilir değerlerin 50 kat üzerinde olan konsantrasyonlara işaret ediyor.

Ağır metaller, sülfür, sülfat, klorür, florir ve yağlı gres numuneleri de kabul edilebilir değerlerin kat kat üzerinde. BUSİAD raporunda bu durum, “biyolojik olarak intihar” olarak adlandırılıyor ve mevcut durumun devam etmesi halinde akarsu ile beslenen diğer alanlardaki olası biyolojik kirlenmenin sonucu olarak salgın hastalık riskine dikkat çekiliyor.

Caner Gökbayrak, vatandaş ve çevre aktivisti olarak karar alıcıları denetlemeye çalıştıklarını anlatıyor; ancak onların ağırlıkla muhalefete ait belediyelere “ceza kesme”yle yetinmelerinden, kirletici sanayiyi ise görmezden gelmelerinden şikayet ediyor. Çözüm ise ona göre, halkın kendisine yaşatılanlara itirazının ve buna karşı mücadelesinin artmasında yatıyor.

Caner Gökbayrak, Bursa Su Kolektifi

Bölge halkı ise güç bela yaptığımız çekimleri; gazetecilerin yıllardır gelip haber yaptıkları ama bunun hiç fark yaratmadığını deneyimleyen insanların çokça bıkkın, biraz çekingen ve çaresiz gözleriyle izliyor.

Çekimlerimiz bittiğinde yanımıza gelen minibüs şoförü İbrahim Deniz onlardan değil. Konuşmak istiyor.

“Sizin gibi çok kişi geldi buraya. Bilim insanları, gazeteciler. Ama başaramadılar, hiçbir değişiklik olmadı” diyor söze başlarken. Yine de bir umut, konuşuyor.

Anlattığına göre beş-altı yıl önce, henüz düzgün bir arıtma bile yokken görevliler gelip simsiyah sudan numune almışlar ve sonucunda suyun “içilebilir” olduğuna dair rapor vermişler. İki yıl önce de tek bir hayat belirtisi görünmeyen çaya balık atmışlar.

Nilüfer Çayı çevresi, Bursa, Fotoğraf: Burak Altınok

48 yaşındaki Deniz’in anlattığına göre, ilk gençliğinde kurbağa ve balıkların yaşadığı çayda sazan ve kefal tutuyorlarmış.

En çok şikayetçi olduğu konu ise “ilişkiler.” Karesi Fabrikası’nın gece “arıtmasız kaçak deşarj” yaptığını öne sürüyor ve bunu herkesin bilip sustuğunu ya da muhtarın köylünün değil, işletme sahiplerinin çıkarını kolladığını anlatıyor. Bir de bölge köylüsünün tarım arazilerini fabrikalara satmasından şikayetçi.

Yeşil Bursa’nın yaşadığı ağır kuraklıkla ilgili deneyimlerini de eliyle birkaç metre ileriyi göstererek anlatıyor: “Şurası şelaleydi. Sizin gibi filmciler gelip kameraya çekerlerdi. Sondaj vurdular sonra, birkaç metreden deli gibi su geliyordu. Bütün çevredeki tarlalar sulanıyordu onunla. Şimdi bitti, damla su yok. Köylüler kalan üç-beş çeşmenin başında kavga etmeye başladılar, o kadar söyleyeyim”

İbrahim Deniz’le konuştuktan sonra az ileride, dev bir meşe ağacının gölgesine kurulmuş köyün kahvesinde, bir masanın etrafında sessizce çaylarını içip bizi izleyen birkaç köylünün yanına gidiyoruz. Kimse adını vermek istemiyor, konuşmak için çok istekli de değiller.

Köy Kahvesi, Nilüfer, Bursa, Fotoğraf: Burak Altınok

Biraz sohbetten sonra birkaçı dayanamıyor, adımızı yazma diyerek anlatmaya başlıyor. Hepsi organize sanayi bölgelerinden ve fabrikalardan şikayetçi: “Yeraltı, yerüstü ne varsa sularımızı çekip bitiyor, atıklarını da bize bırakıyorlar” diyorlar. Nilüfer çevresindeki tarlaları için çaydan su çeken epeyce köylü de varmış.

Ortak bir diğer sıkıntıları da büyük kentlerden akan göç. Kendi ailelerinin çoğu da başka illerden gelmiş, “Ama artık yeter, Bursa bu kadar göçü kaldırmaz” diye konuşuyorlar.

Bir köylü anlatıyor: “Buraya kent merkezinden 30 yıl önce gelip yerleştim. Bahçeli, tarım yaparım, geçinirim diye. Suyu da kaçak kullanıyorduk, hala da öyle pek çoğunun. Belediye de emlak vergisini aldığı için karışmıyor. Elektrik de bağlıyor. Dolayısıyla burayı korumak mümkün değil”

Bir diğer köylü ise anonim olmanın verdiği rahatlıkla itiraf ediyor: “Bu köye geldiğimde bir gıda şirketi kurdum. Aslında gıda falan üreteceğimden de değil, altına bina yapmak için kurmuştum. Yasak olmasına rağmen tesis var diye bana yeraltı suyu çekmem için izin verdiler. 100 metre derinliğe kadar… Ama iki yıl önce su ‘durdu.’ Şimdi aynı ruhsatla 200 metrelik sondaj için izin aldım. Daha fazlasına da girmem zaten. Yaşım geçti, o suyu çekecek motor da pahalı. E bu zavallı ağaçlar üç metre, beş metre, kaç metreden su bulacak da emecek Allah aşkına. Hepsi kuruyacak, hiç kurtuluş yok. Fiziksel olarak göçecek sistem. Sonra apartmanlar olacak. Örnek istiyorsan şu yolu takip et. Ovanın ortasında havaalanı var. Havaalanının yanında görürsün. 15-20 katlı, blok blok apartmanlar. Nüfus 15 milyona çıktığında ne yapacaklar? Hepsi son 10 yılda yapıldı ve tamamı tarım arazisi.”

Bu araştırma JournalismFund Europe’un desteğiyle hazırlanmıştır.

ÇED RAPORU BÜLTENİ'NE ABONE OL!
Muğla’daki Çevresel Etki Değerlendirmesi süreçlerinden haberdar olmak için “ÇED Raporu Bülteni”mize abone olun.
Gürsel Uçar’dan Datça Yat Limanı açıklaması: “Bu alanı, sermayeye yok ettirmek; insanlık adına suç işlemek olur”
Yurttaşlar, Akyaka Orman Kampı’ndaki tahribata karşı “Yeryüzü Sofrası”nda buluşacak
Yatağan’da orman yangını başladı
Şaban Ataş cinayetinin sanıkları hakim karşısına çıktı
Nisan ayında işsizlik rakamları yeniden çift haneye çıktı
Paylaş
Önceki Haber beşiktaş çaykur rizespor maçı muhtemel 11, beşiktaş çaykur rizespor maç kadrosu, beşiktaş çaykur rizespor muhtemel ilk 11, beşiktaş çaykur rizespor muhtemel 11’i, beşiktaş çaykur rizespor Beşiktaş – Çaykur Rizespor maçının muhtemel 11’leri belli oldu
Sonraki Haber gaziantep fk fenerbahçe maçı hangi kanalda, gaziantep fk fenerbahçe maçı ne zaman, gaziantep fk fenerbahçe maçı saat kaçta, gaziantep fk fenerbahçe maçı, gaziantep fk fenerbahçe Gaziantep FK – Fenerbahçe maçı ne zaman, saat kaçta ve hangi kanalda?

Bizi Takip Edin

FacebookBeğen
XTakip Et
InstagramTakip Et
YoutubeAbone Ol
TiktokTakip Et
TelegramTakip Et
WhatsAppTakip Et
Google NewsTakip Et
LinkedInTakip Et
BlueskyTakip Et

Hakkımızda

  • Biz Kimiz?
  • Gizlilik İlkeleri / Privacy Policy
  • Künye
  • İletişim
  • Politika Belgeleri

Kategoriler

  • Gündem
  • Politika
  • Toplumsal Cinsiyet
  • Ekoloji
  • Yaşam
  • Kültür&Sanat
  • Spor
  • Özel Haberler
  • Resmi İlan

Sosyal Medya

  • Twitter
  • Facebook
  • İnstagram
  • Youtube

İlçeler

  • Fethiye
  • Bodrum
  • Menteşe
  • Marmaris
  • Datça
  • Milas
  • Seydikemer
  • Köyceğiz
  • Ortaca
  • Dalaman
  • Ula
  • Yatağan
  • Kavaklıdere
Copyright © 2026 Gündem Fethiye. Tüm Haklı Saklıdır.
Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Şifrenizi mi Unuttunuz?