Gündem Fethiye Gündem Fethiye Gündem Fethiye
  • Gündem
  • Politika
  • Toplumsal Cinsiyet
  • Ekoloji
  • Yaşam
  • Kültür&Sanat
  • Spor
  • Özel Haberler
  • Resmi İlan
Okunuyor Marmara Denizi’nde Kırmızı Pazartesi -2 / Sahaya çıkan bilim insanları anlatıyor: Dört yıl sonra deniz bize ne söylüyor?
Paylaş
Font ResizerAa
Gündem Fethiye Gündem Fethiye
Font ResizerAa
  • Gündem
  • Politika
  • Toplumsal Cinsiyet
  • Ekoloji
  • Yaşam
  • Kültür&Sanat
  • Spor
  • Özel Haberler
  • Resmi İlan
Arama
  • Gündem
  • Politika
  • Toplumsal Cinsiyet
  • Ekoloji
  • Yaşam
  • Kültür&Sanat
  • Spor
  • Özel Haberler
  • Resmi İlan
Takip edin
© 2022 Foxiz News Network. Ruby Design Company. All Rights Reserved.
EkolojiÖzel Haberler

Marmara Denizi’nde Kırmızı Pazartesi -2 / Sahaya çıkan bilim insanları anlatıyor: Dört yıl sonra deniz bize ne söylüyor?

Bu yaz dört üniversiteden ve sivil toplum kuruluşlarından araştırma gemileri Marmara’ya açıldı, bilim insanları  uzmanlık alanlarında araştırmalarını yürüttü, dalgıçlar ve balıkçılar deniz yüzeyini ve altını izledi. İşte 2025 yılı itibarıyla Marmara Denizi’nin hali pür-melali…

Son Güncelleme: 3 Mart 2026 17:57
Haber: Alev Karakartal, Burak Altınok
3 Mart 2026 17:57
Paylaş
Paylaş

Marmara Denizi’ndeki 2021 müsilaj felaketinin ardından o kalın ölü tabaka, 2025’e kadar bir daha yüzeyde görülmedi. Dolayısıyla da “gündemden düştü.” Bu yıl ise özellikle kıyı bölgelerinde ocak, nisan, mayıs ve haziran aylarında yüzeyde yeniden bazen köpüklenmeler, ince şeritler halinde görüldü. Dipteki birikim ise sürüyordu.

Prof. Bayram Öztürk, nisan ayında Marmara ve İstanbul Boğazı’nda müsilajın devam ettiğini, daha sonra dibe çöktüğünü duyurmuştu. TÜDAV’ın gemisiyle, 2025’in Temmuz-Ağustos aylarında çıktıkları seferde ise Gökçeada, Bozcaada ve Saroz Körfezi’nde de müsilaj tespit ettiklerini ve su kalitesinde bir düzelme tespit edemediklerini söylüyor:

“Müsilaj sadece ilk beş ila 20 metrede değil, 70 metreye kadar olan, hatta daha derinlerde varlığını sürdürüyor. Haziran’da görülen görece azalmalar tamamen konjonktürel ve denizin dalgalı olması, havanın birden soğuması gibi yüzey koşullarının değişmesiyle ilgili. Dolayısıyla denizde müsilaj ne yok oldu ne de kayboldu. Orada duruyor.” 

Bu haber, Gündem Fethiye abonelerinin desteği sayesinde hazırlandı.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!
Abone ol icon
Marmara Denizi’nde müsilaj, 2025, ODTÜ/MARMOD

Araştırmacı, belgeselci Dr. Mert Gökalp Mayıs ayının başlarına ilişkin bir anekdotu şöyle anlatıyor: “Mayıs’ın altısı veya yedisinde Çanakkale Boğazı’nın tam çıkışında, Seddülbahir’in ucundaki 2. Dünya Savaşı batıklarından Majestik’e daldık. O tarihlerde olağanüstü bir akıntı vardı ve buna rağmen Majestik’in kendisi, üzerindeki ve çevresindeki deniz canlıları görünmeyecek şekilde müsilajla kaplıydı. Bu müsilaj Çanakkale Boğazı’nda oluşmadı, Marmara’dan geldi.”

Aynı tarihlerde Çanakkale Boğazı’ndan görüntüler medyaya yansıdı.

Çanakkale Limanı, 5 Nisan 2025, Fotoğraf: Prof. Dr. Murat Türkeş

Manzara 2021’deki gibi değildi, dolayısıyla yine bilim dünyasının ilgi alanında kaldı. Ancak asıl felaket yüzeyin altında devam ediyordu ve görülmeyen fenomen, görmezden gelindi.

Eylül sonu Ekim ayına gelindiğinde, yeniden müsilajı konuşmaya başladık.

Yıllardır yaptığı dalışlarla balıkların, midye, deniz çayırı gibi deniz canlılarının ve bizzat denizin kendisinin değişen durumunu takip eden ve bilim insanlarıyla birlikte koruma çalışmaları yürüten Büyükadalı balıkadam Serço Ekşiyan anlatıyor:

“Bu yıl, Prens Adaları çevresinde, Bandırma, Erdek, Avşa, Marmara Adası’nda çok sayıda dalış yaptık. Avşa açıklarında müsilaj tespit ettik. Hemen ardından Bandırma, Erdek ve Gemlik’te yüzeye çıktığını öğrendik. Ekim ayında Adalar açıklarında daldığımda, müsilajın 10 çeşidinden biri olan ve “deniz karı” denilen türüyle karşılaştık. 40 metreye kadar denizde serbest olarak yüzüyordu. Işık açmasak görmeyecektik belki ancak ışık kullanmamız zorunlu çünkü zaten bu organizmalar yüzünden güneş ışınları derinlere inemiyor. Gündüz dalıyorsun, denizin altı gece gibi…”

Büyükada, 2025, Video: Serço Ekşiyan

Prof. Mustafa Sarı’nın da bu yıl yaptığı dalışlardaki tespitleri benzer:

Bu haber, Gündem Fethiye abonelerinin desteği sayesinde hazırlandı.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!
Abone ol icon

“Tam tarih vermek gerekirse, yazın ardından 23 Ekim’de müsilaj Marmara’da yeniden ortaya çıktı. Erdek Körfezi’nden başladı, 45 günde kuzeye kadar bütün Marmara’da yüzeyden 30 metre derinliğe kadar yayıldı. 41.5 metreye indiğimde orada büyük bir odanın yarısı kadar bir alanı kaplamış, 15-20 santimetre kalınlığında bir müsilaj kümesi yatıyordu. Ocak’ta Bozcaada ve Gökçeada çevresinde, Şubat ayından itibaren de Saros Körfezi yani Kuzey Ege’ye yayılmıştı. Şu anda su kolonunda tespit edebilmiş değiliz ama bunu da insanlar olarak bizim başarmadığımızı unutmamak lazım. Her an 2021’dekine benzer bir durumla karşılaşabiliriz.”

Güney Marmara, 16 Mayıs 2025, Fotoğraf: Prof. Dr. Mustafa Sarı

Sarı’nın kaygısı yüzeyden ziyade deniz tabanında olup bitenler: “İnsanlar sadece yüzeye çıktığında denize girebilir miyim, balık yiyebilir miyim kısmı ile ilgili. Biz ondan korkmuyoruz. Yüzeydeki müsilaj, derinlerdekinin binde biri bile değil, biz sizin göremediğiniz aşağıdaki müsilajdan endişeleniyoruz.”

2025 yazında sadece Sarı ve Öztürk’ün ekipleri değil, ODTÜ, İstanbul, Marmara, Çanakkale üniversitelerinden araştırma gemileri, uzman bilim insanlarının uzun yıllardır izledikleri Marmara’daki son durumu tespit etmek üzere bir kez daha denize açıldı. Ayrıca çeşitli üniversitelerden uzmanlar ve konuyla ilgili çalışan sivil toplum örgütlerinden araştırmacılar müsilajın etkisi altındaki deniz çayırları, mercanlar, balıklar ve diğer popülasyonlarla ilgili çok sayıda çalışma yürüttü.

Bu dosya hazırlanırken (Kasım- Aralık 2025) tüm bu çalışmaların verilerinin tamamı henüz işlenmemişti. Üretilecek makaleler ise yazım aşamasında. Ancak araştırmaları gerçekleştiren bilim insanlarıyla yaptığımız derinlemesine görüşmeler; Marmara Denizi’nin 2007, 2021 ve şimdi 2025 virajlarından sonraki durumuna ve yapılan “kurtarma” planlarının sonuçlarına ilişkin çok güçlü ipuçları veriyor:

Sivriada, 24 Eylül 2025, Video: Yener Kuşçuoğlu

OKSİJENSİZ (ANOKSİK) BÖLGELER VARLIĞINI SÜRDÜRÜYOR

Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinden bilim insanlarının katıldığı MARMOD Projesi’nin III. Fazı için yapılan araştırma kapsamında, Ağustos ayının sonlarında İstanbul’a uğrayan ODTÜ’nün Bilim2 gemisinde, Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdür Yardımcısı Prof. Mustafa Yücel ve Dr. Hasan Örek’le konuşuyoruz.

Biz müsilajı takip ederken, onların aklı onu da kapsayan daha büyük resimde; denizdeki oksijensiz bölgelerde… Çünkü çözünmüş oksijen oranları bütün deniz ekosisteminin sağlık durumunu gösteriyor. 

Dr. Örek anlatıyor:

Bu haber, Gündem Fethiye abonelerinin desteği sayesinde hazırlandı.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!
Abone ol icon

“Marmara Denizi’ndeki en büyük sıkıntı, kamuoyunda ‘ölü bölgeler’ olarak bilinen, anoksik yani oksijensiz bölgelerin varlığını sürdürmesi. Uzun yıllardır takip ediyoruz ve iyiye doğru değişen bir durum da yok maalesef. Oksijen seviyeleri, bu şekilde sürekli olarak düşmeye devam ederse, Marmara için en büyük tehlike. Çünkü oksijen bitince oradaki canlılar, elektron kaynağı olarak nitrit ve nitratı en sonunda da metalleri kullanmaya başlar. Bu kimyasal prosesler bir kez başlarsa da bir daha geri dönüş olması çok zor.”

Marmara Denizi’nde Kırmızı Pazartesi -2 / Sahaya çıkan bilim insanları anlatıyor: Dört yıl sonra deniz bize ne söylüyor?
Dr. Hasan Örek, Fotoğraf: Burak Altınok

Marmara Denizi’nde 25 metrenin altında yaşama elverişli oksijenin kalmadığı uzun süredir biliniyor. Bu, bütün oksijenli yaşamın yüzeydeki 25 metreye sıkışması anlamına geliyor. Anoksik bölgeler, havzada yoğun sanayileşmenin olduğu Doğu Marmara’ya doğru gidildikçe de artıyor.

Prof. Yücel’in verdiği bilgilere göre de, Marmara’nın en derin yeri olan Çınarcık Çukuru, oksijen açısından en kötü bölge. 1950’lerden beri çalışılan bölgede görünüşe göre durum her geçen yıl daha da kötüleşiyor. Yücel, oksijen azlığı kavramını“Skalada bir sıfır noktası düşünün. Belli bir derinlikten sonra artık o sıfıra çok yaklaşmış durumdayız. Ölçüm limitlerimizin de sınırına doğru geldik diyebiliriz” diye anlatıyor.

İzmit, Bandırma, Gemlik körfezleri, son beş yıllık veri ve gözlemlere göre en hızlı oksijen düşüşü yaşayan bölgeler.

Marmara Denizi’nde Kırmızı Pazartesi -2 / Sahaya çıkan bilim insanları anlatıyor: Dört yıl sonra deniz bize ne söylüyor?
Marmara Denizi Oksijen Seviyesi ve Dağılımı Haritası, ODTÜ/MARMOD

MARMOD Projesi’ni sürdüren ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü, 40 yıldır Marmara Denizi’nden veri topluyor. Proje lideri, Enstitü Müdürü Prof. Barış Salihoğlu, 40 yıl önceki haline bakıldığında Marmara’nın oksijeni bu kadar düşük bir deniz olmadığına, tamamen oksijensiz seviyelerin ise hiç gözlemlenmediğine işaret ediyor:

“Oksijen seviyelerinde özellikle son 20 yıldaki ciddi aşınmanın temel nedeni, artan kirlilik seviyeleri. Hepsi de karasal kaynaklı. Hem noktasal hem yayılı kaynaklardan olan bu kirlilik artışının baskısı, nüfusun da artışıyla beraber oksijendeki düşüşün giderek kötüye gitmesine neden oldu. Artık 25 metrenin altında sıfırlanmış oksijen seviyeleri görüyoruz. Buralarda bakteriyel düzeyde yaşam var elbette ama 25 metrenin altında bildiğimiz anlamda bir yaşamdan; dolayısıyla sağlıklı bir ekosistemden bahsetmemiz mümkün değil.”

“MARMOD projesinin amacı Marmara Denizi’nin tüm parametrelerinin yer aldığı bir dijital ikizini oluşturmak. Her yıl iki kez gerçekleştirilen seferlerde yapılan araştırmaların sonuçları simülasyona işleniyor. Böylece deniz ekosisteminin fiziksel yapısı ve kalitesi; biyoçeşitlilikteki değişiklikler; denizin üzerindeki baskılara,  iklimdeki değişikliklere ve farklı atmosferik olaylara verdiği tepkiler anlık olarak izlenebiliyor, olası senaryolar test ediliyor, risk analizleri yapılıyor. Ayrıca bunların muhtemel sonuçlarına ilişkin bir modelleme ve öneri seti oluşturuluyor.”

Bu yılki seferlerden geçici olsa da tek iyi haber; Marmara’nın belli bölgelerindeki oksijen azalması eğrisinin iyileşmese de ağırlaşmamış olması. Özellikle uzun yıllar boyunca arıtmasız ve denetimsiz deşarjlarla, deniz yaşamının neredeyse kırıma uğradığı Körfez bölgesindeki oksijen konsantrasyonunun, sürpriz bir şekilde beklediklerinden daha iyi olduğunu söylüyor Dr. Örek.

Marmara Denizi’nde Kırmızı Pazartesi -2 / Sahaya çıkan bilim insanları anlatıyor: Dört yıl sonra deniz bize ne söylüyor?
Marmara Denizi’ndeki çukurların oksijen durumları, ODTÜ/MARMOD

Bunun nedenini de aldıkları oksijen profillerinde gördükleri; Akdeniz’den gelen oksijenli alt akıntının Körfez’in derinliklerine ulaşmasıyla açıklıyor: “Akdeniz’den gelen ve en alttan gelen su zaman zaman Körfez’e girer. Bu yıl normalden daha fazla bir su girişi olmuş. Bu durum Körfez’deki suyun biraz nefes almasını sağlamış.”

Ancak bu geçici bir durum ve derde çare olacak gibi değil: “Bu yıl her zamankinden daha fazla giren Akdeniz suyu, kapalı Körfez’i, özellikle de İzmit ve çevresini oksijen bakımından biraz beslemiş ama en büyük sıkıntı; üst tabakada 200 “µmol/kg” (mikromol/kg) civarı olan oksijen konsantrasyonu taze su girişi olsa da burada hala 50 µmol/kg” (mikromol/kg) seviyesinde. Kirlilikten dolayı bu sularda aşırı üreyen canlıların ve tarım atıkları gibi organik yüklerin bozulma sürecinde bu oksijeni de kullanacağını biliyoruz. Bu, balıkların yaşayacağı sınır. Ancak çok nadir türler yaşayabilir.”

Marmara Denizi’nde Kırmızı Pazartesi -2 / Sahaya çıkan bilim insanları anlatıyor: Dört yıl sonra deniz bize ne söylüyor?
Prof. Dr. Bayram Öztürk, Fotoğraf: Burak Altınok

TÜDAV’ın MARU gemisiyle yapılan araştırmada, başka bir bölgede benzer tespitler var. Prof. Öztürk, Paşalimanı, Ekinlik, Avşa, Marmara, Hayırsız adaları ve Karabiga bölgelerinde su kalitesinin ve oksijen oranlarının bir önceki yıla göre daha iyi olduğunu açıklıyor. Söz konusu bölgelerde deniz çayırlarının daha fazla olduğunu anlatan Öztürk’e göre, bu durum oksijen artışına neden olmuş olabilir. Ancak onların ölçümlerine göre de Marmara Denizi dibindeki oksijen oranı iki miligram/litre civarında, suyun görünürlüğü ise 15-20 metreden iki metreye düşmüş durumda. Öztürk, bunun olması gerekenin çok altında olduğunu söylüyor.

“Uzmanlar, tek oksijen kaynağı Ege üzerinden giren alt tabaka suları olan Marmara’da son yıllardaki oksijen hacminin yaklaşık yüzde 5 ila 10 azaldığına dikkat çekiyor.”

Bilim insanlarının bu yılki ölçümleri, bölgesel ve sınırlı bir zaman dilimi için birkaç iyi haber verebilse bile genel gidişat için iyi şeyler söylemiyor. “Marmara Denizi için henüz öldü diyemeyiz belki, ama komada olduğunu, hemen harekete geçmezsek sorunun gerçekten baş edilemez hale geleceğini söyleyebiliriz” diyor Prof. Mustafa Yücel.

Marmara Denizi’nde Kırmızı Pazartesi -2 / Sahaya çıkan bilim insanları anlatıyor: Dört yıl sonra deniz bize ne söylüyor?
Prof. Dr. Mustafa Yücel, Fotoğraf: Burak Altınok

Bunun en büyük nedeni; denizdeki ötrofikasyona ve müsilaja en fazla katkı yapan iki organik maddenin; azot ve fosfor miktarının artması.

Araştırma yürüten üniversite ekipleri, bu yıl elde ettikleri sonuçları henüz işlemedikleri için, dosya yayımlanana dek iletemediler. Ancak hemen hepsi denizdeki yüksek azot ve fosfor oranında kayda değer bir değişiklik olmadığını, tespit ettiklerini söyledi.

KÖPEK BALIKLARININ KIYILARA YANAŞMASI NEYE İŞARET?

Düşen oksijen seviyelerinin kalıcı olmaya başladığı uyarısı yapan İÜ’den Prof. Saadet Karakulak, bunun oksijen ihtiyacı yüksek olan balıkların kıyılara yaklaşmasına ve/ya Marmara’yı terk etmesine, dip yaşamının büyük oranda yok olmasına, yani Marmara Denizi’nin çölleşmesine neden olabileceğini söylüyor.

Aslında bunun için gelecek zamandan bahsetmek doğru değil.

Çünkü yaşam alanları daralan köpek balığı, vatoz gibi canlılar son birkaç yıldır oksijenin daha bol olduğu yüzeye ve kıyılara yönelmeye başladı.

Karakulak, Marmara’daki artık daha sık tespit edilen hidrojen sülfür varlığının da bunda etkili olduğunu belirtiyor: “Son yıllarda kıyılarda köpek balıklarını görmeye başladık. Oksijen ihtiyacı yüksek olan bu hayvanlar, oksijen seviyesinin düşmesine bağlı olarak habitatlarını kaybediyor ve yaşamak için kıyılara gelmek zorunda kalıyor, bu da bir artış gibi algılanıyor. Ancak durum öyle değil. Balık, bizim çöplük gibi kullandığımız bölgesini kaybediyor.”

Bu gönderiyi Instagram'da gör

Maltepe Duysun (@maltepeduysun)'in paylaştığı bir gönderi

Köpek Balıkları İstanbul Sahillerinde, Caddebostan, 10 Temmuz 2025

Mustafa Sarı da 2023’te yaptıkları araştırmada köpek balıkları ve vatozların sayılarında azalma olmakla birlikte ağla karşılaşma oranlarının da yüzde 300 arttığını tespit ettiklerine dikkat çekiyor.

Oysa köpek balıkları denizlerin sağlığı için kilit önemde canlılar. WWF-Türkiye Kıkırdaklı Balıklar Danışmanı Dr. Hakan Kabasakal’ın meslektaşımız Songül Karadeniz’e nedenini şöyle anlatmış: 

“Köpekbalıkları, hasta, zayıf ya da yaralı deniz canlılarını tüketerek bir tür ortam temizliği yapar ve denizdeki besin kaynaklarının sağlıklı türler tarafından tüketilmesi için gereken fırsatı yaratır. Bugün itibariyle her üç köpek balığı türünden birinin bu yüzyıl içinde yok olacağından ve bu durumun okyanus ekosisteminde yüzde 80’e varan bir biyofonksiyon kaybına yol açacağından endişe ediliyor. Köpekbalıklarının yok olması demek, okyanusları ve denizleri yaşayan bir sistem halinde tutan mekanizmanın ölümcül bir darbe alması anlamına geliyor. “

Mercanlar, Tavşan Adası, 2020, Fotoğraf: Deniz Yaşamını Koruma Derneği

KAÇAMAYAN DİP CANLILARININ YAŞAM SAVAŞI

Marmara Denizi, eşsiz akıntı sistemi nedeniyle çok küçük bir deniz olmasına karşın biyoçeşitlilik bakımından dünyanın çeşitliliği en bol bölgelerinden biri. Zengin mercan, midye, deniz çayırları gibi dip canlılarının varlığı hem ekosistemin sağlıklı devamlılığını hem de ürettikleri oksijenle denizin temiz kalmasında önemli bir lojistik destek sağlıyor. Ancak müsilaj ve onun temel nedeni olan kirlilik, iklim değişikliğinin etkileriyle birleşince balıklar gibi kaçamayan bu canlıların renkleri yavaş yavaş soluyor, varlıkları sona eriyor.

Doç. Nur Eda Topçu, İstanbul Üniversitesi, Su Bilimleri Fakültesi’nde deniz biyolojisi alanında çalışan, uzman bir öğretim görevlisi. Uzun süredir Prens Adaları çevresindeki ve Güney Marmara’daki mercanları izliyor, ekibiyle birlikte mercan ve resif restorasyonları yapıyor.

Onunla bu yılki son seferlerinin hemen ardından konuştuğumuzda, oldukça üzgün ve telaşlıydı. Zira, eylül ayının son haftasında beklenmedik şekilde bir anda ortaya çıkan müsilajın 2021 felaketinden kurtulmayı başarmış, henüz “bebek” halindeki mercanları öldürmesinden korkuyordu:    

2025 yılında ortaya çıkan müsilaj Kırmızı Gorgon’un (Paramurıcea Clavata) dallarında, Avşa Açıkları, 06.09.2025, Fotoğraf: Doç. Dr. Nur Eda Topçu

“Bana göre bu yıl (2025) müsilaj, geçen yıla göre daha kötü ve yoğun şekilde başladı. Geçen yıl daha ipliksi bir görünümdeydi ve en yoğun olduğu zamanda bile, bu yıl bir günde gördüğümüz gibi bir tabaka görmedik. Kuzey Ege’den Güney Marmara Adaları’na geçtiğimizde, Avşa ve Marmara Adası açıklarındaki istasyonlarımızda daldığımızda, bir gün önce gördüğümüz çok ince ve kristalize katmanı anlamlandırmaya çalışırken, ertesi gün daldığımızda 10 ila 20 metre arasındaki su kolonunun oldukça iri parçalar halinde müsilajla kaplandığını gördük. En çok da 15 metrede yoğunlaşmıştı”

Ertesi hafta müsilajın söz konusu bölgelerde daha da yoğunlaşıp dibe doğru yayıldığını anlatıyor.

Doç. Topçu’nun da çalışmalar yürüttüğü Marmara Denizi’ndeki Prens Adaları, deniz yaşamı bakımından eşsiz özelliklere sahip. Endüstriyel balıkçılığa kapalı ve bir kısmı koruma altında olan Adalar ve çevresi için en büyük risklerden biri de kıyısal yapılaşma, “ıslah” çalışmaları ve inşaat faaliyetleri. Bu faaliyetler noktasal olarak deniz yaşamı üzerinde dramatik sonuçlara yol açmasının yanında oksijen oranlarının düşmesinde de rol oynuyor.

İstanbul-Kadıköy’de bütün semti kokuya boğan ve içinde canlı yaşamının kalmadığı Kurbağalıdere’de 2010’da başlatılan “ıslah çalışmaları” sırasında, dereden çıkarılan atıklar ve çamur Marmara Denizi’ne, Yassıada ve Prens Adaları çevresine boşaltılmıştı. Bunun dip yaşamında yarattığı hasar henüz geçmemişken, 2015’te Yassıada yıkımı başladı. 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından Başbakan Adnan Menderes ve kabinesindeki bakanların yargılandığı ada, 2013 yılında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kararıyla “Demokrasi ve Özgürlük Adası” ismini aldı ve hemen ardından yoğun bir inşaat başlatıldı.

Yassıada inşaatı öncesi, 2014 (soldaki görsel), sonrası, 2017 (sağdaki görsel)

Topçu inşaat faaliyetinin bir “milat gibi” olduğunu söylüyor: Yassıada’dan öncesi ve sonrası:

“Yassıada’dan önce Prens Adaları santimetre karede renk skalasındaki her rengi görebileceğiniz bir çeşitliliğe sahipti. Koralijen topluluklar olsun, deniz tavşanları olsun, müthiş bir çeşitlilik ve renk cümbüşü. Yassıada’dan sonraysa ilk iki yıl suda sadece kahverengi gördük. Öyle bir toprak ve sediment örtüsü vardı ki, kelimelerle anlatmak imkansız. Devasa inşaat atıklarının hemen adanın eteklerine yığılması sonucu ada civarındaki çok zengin mercan popülasyonunda en az yüzde 90 kaybımız oldu. Sarı mercanların hepsi öldü.”

2024 sonbaharında başlayıp 2025 Mayıs’ında devam eden müsilaj, Marmara’da sığ sularda görülen endemik spınımurıcea klaverenı gorgonunun dallarına takılmış durumda, Büyükada açıkları, 7 Mayıs 2025, Fotoğraf: Doç. Dr. Nur Eda Topçu

Aynı bölgelerde, inşaat döneminde dalışlar yapan İÜ Biyoloji Bölümü öğretim üyesi Doç. Cem Dalyan ise hem Kurbağalıdere çamurunun döküldüğü alanlara hem de Yassıada civarına yığılan olağanüstü inşaat atıklarıyla birlikte karasal kökenli birçok virüs ve bakterinin de su altına indiğini hatırlatıyor. Ekibiyle birlikte özellikle izledikleri; Marmara Denizi’nin en önemli canlılarından olan gorgonların yüzde 95’inin bu dönemde öldüğünü tespit etmişler.

Prof. Karakulak da ekliyor: “Hemen her bölgede ama özellikle tersaneler bölgesinde liman sığlaşmasın diye yapılan dip kazma çalışmalarından çıkan cürufları da unutmamak lazım. Çevre Bakanlığı bütün belediyelere bin metrelik alanda döküm yapabilme izni vermiş. Marmaray inşa edilirken de bütün atıkları denizdeki çukurluk alanlara dökülmüştü. Bütün bunlar denizin kirliliğine katkı yaparken, dip yaşamını yok ediyor ve oksijen seviyelerine olumsuz etki yapıyor. Arıtılmamış atık suyun etkisine bunları da ekleyince deniz, müsilaj olarak da tepki verir, başka şu anda bilemediğimiz şekillerde de…”

Yassıada inşaat süreci öncesi (2014) ve sonrası (2015) Büyükada açıklarındaki bir taş, üzerinde spınımurıcea klaverenı, sarı ve kırmızı gorgonlar ile paramurıcea macrospına bulunuyor, Video: Serço Ekşiyan

Mercanlar, deniz yaşamının mimarları. Karbon depolayarak ve oksijen üretimine katkıda bulunarak denizlerin sağlığını koruyor, yüzlerce deniz canlısına ev sahipliği yapıyorlar.  Prens Adaları çevresindeki mercanlar ise benzerine az rastlanan, çok özel türler.

2015 yılında Yassıada inşaatı devam ederken ve tüm karasal sediment dibe çökerken çekildi. Bölgedeki sarı gorgon ormanı tamamen bu örtü ile kaplanmış durumda. Video: Serço Ekşiyan

Topçu şöyle açıklıyor:

“Marmara Denizi’ndeki yaygın olarak dört tür yumuşak mercan yaşıyor: Spinimuricea Klavereni, Paramuricea clavata, Eunicella cavolini, Paramuricea macrospina… Bunlar Akdeniz’e endemik türler ancak Marmara’da, onlara en uygun koşulları sağlayan Prens Adaları bölgesinde en yaygın türler aynı zamanda. S.klavereni ve P.macrospina Akdeniz’de genellikle 70 metre ve altında ve ender olarak görülen türlerken, ne şanslıyız ki Marmara’da dalınabilir derinlikte ve yaygın olarak görülüyorlar. Özellikle P. macrospina geç büyüyor, geç olgunlaşıyor, bebeğini insan gibi içinde taşıyor. Bu mercanı dünyada bu derinlikte görebileceğiniz tek yer Prens Adaları açıkları. Bu kadar özel bir canlıya sahibiz ama kendi ellerimizle yok etmenin eşiğine getirmiş durumdayız. Müsilaj başladığında üzerlerine tek tek şemsiyeler yerleştirdik ki mümkün olduğu kadar az etkilensinler. Ama nereye kadar? Çünkü müsilaj demek zooplankton yok demek. Zooplanktonun olmaması da bu hayvanların aç kalarak ölmesi demek.  Yani durum hiç iç açıcı değil. Maalesef değil.”

Sarı ve kırmızı gorgon dallarına takılmış müsilaj parçaları, Burgazada, 14 Mart 2025, Fotoğraf: Doç. Dr. Nur Eda Topçu

Kirlilik en büyük etken ancak Topçu denizlerimizdeki ısınmanın korumaya çalıştığı bu canlılar üzerindeki etkisinin önemine vurgu yapıyor:

“Ayvalık’ta bu sene sıcaklık artışına bağlı nekrozlar nedeniyle ilk mercan ölümlerini gördük. Batı Akdeniz ülkelerinin sularında 1999’dan beri sıcaklığa bağlı mercan ölümlerinin kaydı var ve bunlar artıyor. Ege’de, en azından bu türlerde yoktu. Şimdi yadsınamayacak ölçülerde artmış. 40 metrede yaşayanların durumu biraz iyiydi ama 32 metrede olanlar ölmeye başlamış. İnsanlık birden aydınlanıp küresel iklim krizine hızlı bir çare üretmezse bu gidişat kaçınılmaz görünüyor. Dolayısıyla Marmara’ya gözümüz gibi bakmamız için bir diğer gerekçe de bu. Marmara Denizi, ikili akıntı sistemi nedeniyle Akdeniz Havzası için bir nevi ‘Nuh’un gemisi’ gibi. Sıcaklık stresine bağlı ölümleri Marmara Denizi’nde en azından yakın gelecekte çok fazla beklemeyiz. Eğer Marmara’da şartlar iyi olursa bu mercanlar için aslında Marmara bir sığınak. Ama biz bu küçücük kapalı denize hiç iyi muamele etmiyoruz.”

Dr. Melis Yılmaz ise, 2021’deki müsilaj krizi sırasında Çanakkale Boğazı’nda çok yıllık makroalg türleri üzerine bir yıl boyunca yürüttüğü saha çalışmalarında, özellikle “Gongolaria barbata” türünde ciddi bir tahribat tespit etmiş. Bu tür, balık yumurtaları ve yavru balıklar için doğal bir yuva ve korunak alanı oluşturuyor. Ancak müsilajın yoğun örtüsü altında, bu yapının büyük ölçüde zarar gördüğünü gözlemlemiş:

“Müsilaj oluşumunu tetikleyen karasal kaynaklı besin girdileri, ilk aşamada planktonik üretimi artırarak su kolonunda dengesiz bir çoğalmaya yol açıyor. Bu süreç kısa vadede ‘doğal’ gibi görünse de plankton patlamalarını izleyen oksijen azalması ve yoğun organik yük, ‘Gongolaria barbata’ gibi habitat oluşturan türler üzerinde ciddi bir stres yaratıyor. Sonuçta yalnızca alglerin kendisi değil, bu türlere bağlı tüm kıyısal ekosistem etkileniyor; barınma, beslenme ve üreme alanları zayıflıyor.”

Yılmaz, bilimsel çalışmaların da bu gözlemleri desteklediğini, müsilajın tek başına değil, ötrofikasyon, yüksek besin tuzu girdileri ve kronik kirlilikle birlikte ele alındığında, bu alg ormanlarının uzun vadede ciddi kayıplar yaşadığını anlatıyor:“Nitekim Adriyatik’te geçmişte yaşanan benzer süreçlerde, büyük kahverengi makroalg yataklarının gerilemesiyle birlikte balıklar ve omurgasızlar için kritik yaşam alanlarının da ortadan kalktığı vurgulanıyor.”

Prof. Sarı’nın verdiği bilgilere göre, Türkiye denizlerindeki mercanların toplam varlığında 2021 müsilajından sonra yüzde 30 civarında bir kayıp oldu. Aynı durum yüzde 15 civarında kayıp yaşayan deniz çayırları, yüzde 20 civarında kayıplar kaydedilen pina midyeleri için de geçerli.

Sarı ve ekibi 2023’deki deniz araştırmalarında, müsilajın ardından deniz çayırlarındaki tahribatın da çok büyük olduğunu görmüşler: “Özellikle kuzey sınırlarda. Silivri’den Gebze’ye kadar olan kıyı şeridinde çok az çayır kalmış. Prens adalarının çevresi şimdilik iyi görünüyor ama adaların hemen karşısındaki Maltepe Kartal sahillerinde kıyılar tamamen işgal edildiği ve doldurulduğu için çayırların yaşayacağı alanlar kalmamış.”

2025 sonbaharında da ÇAYIR-İZ projesi kapsamında Marmara Denizi’nde Adalar çevresi dahil yaklaşık bin 300 kilometrelik kıyı şeridini taramışlar. AA’ya konuşan ekip üyelerinden Doç. Dr. Uğur Karadurmuş, “Posidonia oceanica” türü endemik deniz çayırlarının sadece kurdukları bir istasyonda kıyıya doğru geri çekilme gösterdiğini ve ölümler olduğunu tespit ettiklerini anlatıyor. Karasal baskının az olduğu istasyonlarda çayırların sağlıklı göründüğünü, daha sığ alanlara geri çekilmesinin nedeninin ise kirlilik ve bulanıklık sonucu ışık geçirgenliğinin azalmasından kaynaklanmış olabileceğini söylüyor. Ölümlerin ise eylül-ekim aylarında görülen yeni müsilaj atağıyla ilgili olabileceği kanısında.

Müsilaj ile kaplanmış deniz çayırları, Fotoğraf:  Doç. Dr. Bülent Topaloğlu

Deniz çayırları Akdeniz’in birincil derece önemli ekosistemi. İçinde yüzlerce balık ürüyor, büyüyor, yumurta veriyor. Korunması denizel habitat için hayati önemde ve endemikler. Posidonia çayırlarının Sanayi Devrimi’nden bu yana Akdeniz ülkelerinin neden olduğu CO2 emisyonlarının yüzde 11 ila yüzde 42’sini tuttuğu tahmin ediliyor. Bu rakam ormanların tuttuğu karbonun 35 katı. Ayrıca erozyona karşı mücadele, güçlü akıntı ve dalgaların şiddetinin azaltılması gibi pek çok işlev görüyorlar.  

İklim uyumu, altyapı planlaması, su yönetimi, havza koruma ve afet sonrası restorasyon  alanlarında çalışan şehir plancısı ve hidroloji mühendisi Sera Tolgay Marshall, bir Adalı. iki yıl boyunca National Geographic Kaşifi olarak, Marmara Denizi Havza Restorasyonu Yol Haritası’nı çıkarmak için derin bir araştırma yürüttü. O da Ada habitatının Marmara Denizi için önemine dikkat çekiyor:

“Prens Adaları ve Güney Marmara Adaları’nın güneşin girdiği, fotosentezin yapılabileceği, deniz bitkilerinin, çift kabuklu midyelerden tutun istiridyelere, mercanlara, farklı canlıların bir arada yaşadığı kıyı şeridi en önemli bölgeleri. Marmara’nın ortasında bir biyoçeşitlik havzası. Özellikle Prens Adaları’nın bir de Akdeniz mikro kliması var. Yani çok özel bir yer. Yaptığımız saha çalışmaların bir kısmında da deniz çayırlarına baktık. 2021 müsilaj felaketinde zarar gören deniz çayırları, adaların güney kıyılarında toparlanmaya başlamış. Ancak kuzeyde parçalanmış bir yapı tespit ettik. Bunda yoğun gemi trafiğinin de etkisi çok büyük. Özellikle yazları çok büyük bir turist nüfusunun yığılması sonucu gemilerin girip çıktığı bölgelerdeki deniz çayırları tamamen yok olmuş.”

Bir grup pina, Bandırma, 2024, Fotoğraf: Prof. Dr. Mustafa Sarı

Pinna nobilis ise yine Akdeniz’e özgü bir tür kabuklu deniz canlısı. Dünyanın en büyük midye türlerinden olan Pina, saatte yaklaşık altı litre deniz suyunu süzüp temizleyerek deniz ekosisteminin direncini artırıyor. Sıcak, güneş ışığı alan, temiz sularda yaşıyor ve kabukları birçok canlı için tutunma, üreme ve saklanma alanı olarak da işlev görüyor.

2016-2019 yıllarında, üç yıl içinde Cebelitarık Boğazı’yla Çanakkale Boğazı arasındaki tüm pinalar “Haplosporidium pinnae” adındaki bir parazitin bulaşması nedeniyle yok oldu. Ancak Marmara Denizi’ndekiler bu salgından minimum düzeyde etkilendi. Onlara en büyük zararı, 2021 müsilaj felaketi verdi; oksijensiz kalan bu değerli canlılarda gruplar halinde ölümler görüldü. Bu yıl ortaya çıkan müsilajın verdiği zarar halen araştırılıyor.

Prof. Sarı endişelerini şöyle dile getiriyor: “Müsilajı bir battaniye gibi düşünün. Taranmış, ama keçeleşmek üzere olan yünler var. Üzerine yorgan, battaniye gibi bir örtü geçirmemişsiniz. Ona elinizle hafifçe vursanız dağılır. Bir yere de gitmez, yine aşağıya doğru düşer. Müsilaj şu anda öyle. Ayrı ayrı yün topakları gibi duruyor, sonra akıntıyla çeşitli başka faktörlerle birleşerek kümeleşiyor. Ağırlaştığında dibe çöküyor. Çok az bir kısmı eğer şartlar uygun olursa hacim kazanıp yüzeye çıkıyor. Dip dediğimiz yer balıkların, yengeçlerin, süngerlerin, mercanların, pinaların, deniz çayırlarının yaşam alanı. Onların üstüne iniyor ve nefes almalarını, beslenmelerini engelleyip öldürüyor veya gelişimlerini zayıflatıyor. Müsilajın süresi ne kadar uzarsa tehlike ve kayıplarımız o kadar artıyor. Bu yıl bu kadar erken ortaya çıkması bu kaybın artması anlamına geliyor. Çok kaygılıyız.”

Deniz çayırları, Güney Marmara, 2025, Video: Prof. Dr. Mustafa Sarı

Pinaların en rahat yaşadığı yer ise kıyılardaki deniz çayırları. Dolayısıyla birine verdiğiniz zarar doğrudan diğerini de etkiliyor.

Deniz biyolojisi, özel olarak da süngerler üzerinde çalışan İstanbul Üniversitesi, Su Bilimleri Fakültesi Deniz Biyolojisi Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Doç. Bülent Topaloğlu, Eda Nur Topçu ile birlikte YÖK’ün desteklediği ADEP Projesi kapsamında bu yıl yaptıkları saha çalışmasının şu sıralar sonuç raporunu yazıyor. 300 metreye kadar olan derinliklerde, sünger topluluklarının durumunu saptamaya çalışmışlar.

Süngerler, vücutları üzerindeki çok sayıda küçük deliklerden besin alıp filtrasyon yaptıktan sonra daha büyükçe bir delikten suyu dışarı veren canlılar. Yani suyu sirküle ediyorlar. Bu küçük delikler müsilajla tıkandığı zaman açlıktan ölüyorlar.

Müsilaj ile kaplanmış deniz süngerleri, 16 Mart 2025, Fotoğraf: Prof. Dr. Mustafa Sarı

2021’deki müsilaj süngerlerde de kırıma neden olmuş. Ayrıca kayalık bölgelerde yaşayan hayvanlar, balıkçıların o dönemde denizden çekemeyip bıraktıkları hayalet ağlar nedeniyle de büyük zarar görmüş. Analizlerini tamamlamadıkları için 2025 müsilajının ardından nasıl bir tablo oluştuğu henüz net değil ama bu yıl Marmara’da üç yeni sünger türünü kaydetmişler. Topaloğlu bunun için sevinçli.

Deniz habitatı için çalışan bilim insanları ve uzmanların tüm çabalarının anlamlı olabilmesi için önemli iki uyarısı var:

– Denizi atık su havuzu olarak kullanmaya devam eder, tam arıtma ve arıtılan suyun geri kullanımına bir an önce geçmezsek tüm çalışmalar havanda su dövmeye mahkum olur.

– Çayırlar, midyeler, süngerler gibi canlılar denizdeki oksijen oranına katkıda bulunur ancak  koruma/kollama çalışmalarını müsilaja karşı bir çareymiş gibi göstermemek gerekir.

Üçüncü bölüm: KIRMIZI PAZARTESİ-3/ Denizini yitiren deniz kentleri: Balıkesir, Bandırma, Bursa

Bu araştırma JournalismFund Europe’un desteğiyle hazırlanmıştır.

5. Yılda 500 Abone
Bu haber, Gündem Fethiye abonelerinin desteği sayesinde hazırlandı.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!
Abone ol icon
9 Mayıs'a kadar hedef:
ÇED RAPORU BÜLTENİ'NE ABONE OL!
Muğla’daki Çevresel Etki Değerlendirmesi süreçlerinden haberdar olmak için “ÇED Raporu Bülteni”mize abone olun.
Türk Tabipleri Birliği: “Biber gazı kimyasal silahtır, derhal yasaklanmalıdır”
Fethiye’de kaybolan Avustralyalı turistin cansız bedeni bulundu
Bodrum’da çocuğa yönelik cinsel istismar: Zanlı Ö.D.K. tutuklandı
Ahmet Aras, su baskınlarının yaşandığı Menteşe’de incelemelerde bulundu
Muğla’da 102 kurban kesim noktası oluşturuldu
Paylaş
Önceki Haber alanyaspor galatasaray maçı muhtemel 11, alanyaspor galatasaray maç kadrosu, alanyaspor galatasaray muhtemel ilk 11, alanyaspor galatasaray muhtemel 11’i, alanyaspor galatasaray Alanyaspor – Galatasaray maçının muhtemel 11’leri belli oldu
Sonraki Haber başakşehir trabzonspor maçı hangi kanalda, başakşehir trabzonspor maçı ne zaman, başakşehir trabzonspor maçı saat kaçta, başakşehir trabzonspor maçı, başakşehir trabzonspor Başakşehir – Trabzonspor maçı ne zaman, saat kaçta ve hangi kanalda?

Bizi Takip Edin

FacebookBeğen
XTakip Et
InstagramTakip Et
YoutubeAbone Ol
TiktokTakip Et
TelegramTakip Et
WhatsAppTakip Et
Google NewsTakip Et
LinkedInTakip Et
BlueskyTakip Et

Hakkımızda

  • Biz Kimiz?
  • Gizlilik İlkeleri / Privacy Policy
  • Künye
  • İletişim
  • Politika Belgeleri

Kategoriler

  • Gündem
  • Politika
  • Toplumsal Cinsiyet
  • Ekoloji
  • Yaşam
  • Kültür&Sanat
  • Spor
  • Özel Haberler
  • Resmi İlan

Sosyal Medya

  • Twitter
  • Facebook
  • İnstagram
  • Youtube

İlçeler

  • Fethiye
  • Bodrum
  • Menteşe
  • Marmaris
  • Datça
  • Milas
  • Seydikemer
  • Köyceğiz
  • Ortaca
  • Dalaman
  • Ula
  • Yatağan
  • Kavaklıdere
Copyright © 2026 Gündem Fethiye. Tüm Haklı Saklıdır.
Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Şifrenizi mi Unuttunuz?