İSİG Meclisi tarafından dün (22 Nisan) 2013-2026 yıllarını kapsayan “Çocuk İş Cinayetleri Raporu” yayınlandı.
Çocuk işçiliği, sanal bağımlılık, uyuşturucu, kumar, şiddet ve çetelere karşı mücadele vurgusu yapılan raporda, 2013’ten 2026’ya en az 852 çocuk işçinin çalışırken hayatını kaybettiği ifade edildi.
Raporda, “Ayser Çalık Ortaokulu’na yapılan saldırıda kaybettiğimiz çocuklarımız Furkan Sancak, Bayram Nabi, Belinay Nur, Zeynep, Şuranur Sevgi, Kerem Erdem, Adnan Göktürk ve Yusuf Tarık ile öğretmenimiz Ayla Kara’yı saygıyla anıyoruz. Ailelerinin, eğitim camiasının ve hepimizin başı sağ olsun” denildi.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!
“Çocuk işçiliği tercih değildir” ifadesinin yer aldığı açıklamada, şunlar kaydedildi:
“Türkiye’de çocuklar, toplumu yoksullaştıran ekonomi politikaları (OVP), kamusal eğitimin tasfiyesi ve sermayenin ucuz işgücü ihtiyacı doğrultusunda kitlesel biçimde çalıştırılmaktadır.
Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) başta olmak üzere bu yazımızda da değindiğimiz farklı mekanizmalarla bu süreç ‘eğitim’ adı altında meşrulaştırılmakta, çocukların yaşamı, sağlığı ve geleceği sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmektedir.”
Her yıl onlarca çocuk işçinin çalışırken öldüğü belirtilirken, “Ülkemizde Çalışma Bakanlığı’nın sitesinde yer alan istatistikleri incelediğimizde resmi olarak her yıl 13-14 çocuk işçi ölümü kayıtlara geçiyor ve bu ölümler duyu(ru)lmuyordu” ifadesinde bulunuldu.
“BU TABLO SON İKİ YILDA DERİNLEŞTİ”
Raporda, şu bilgilere yer verildi:
“2013 yılından beri İSİG Meclisi olarak kayıt altına aldığımız iş cinayetleri raporlarında da belirttiğimiz üzere her yıl 63-64 çocuk hayatını kaybetti ve bu tablo son iki yılda daha da derinleşti. 2024 yılında 71 çocuk işçi ölürken 2025 yılında ölen çocuk işçi sayısının 94 olması çocuk emeğinin durumunu özetliyor.
Çocuk işçi ölümleri kolektif çabaların da gayretiyle gözler önüne serilince geçen yıldan beri büyük bir tepki oluştu. Bu tepkinin somutlaştığı ana uygulama ise Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) ve kısmen Mesleki ve Teknik Anadolu Liseleri (MTAL) oldu.”
Türkiye’de üç milyon civarında çocuk çalıştığı ifade edilen raporda; araştırmacıların ve baro verilerinin ortaya koyduğu üzere, Türkiye genelinde on binlerce çocuğun tarımdan inşaata, hizmetten sanayi sektörüne kadar geniş bir yelpazede, eğitimden koparak ağır ve sağlıksız koşullarda işçi olarak çalıştırıldığı aktarıldı.
MESEM ve MTAL uygulamalarında kaç öğrenci ve çocuk işçi olduğu sorusuna değinen raporda, “Bu çocuklar sanayi-inşaat-hizmet sektörlerinde eğitim sistemine entegrasyon adı altında işçileştiriliyor” denildi.
MESEM ve MTAL’lardaki öğrenci sayısının değişken olması nedeniyle Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in açıklamalarını baz aldıklarını belirten raporda, Tekin’in 1 Aralık 2025’te ‘Türkiye Yüzyılı Mesleki ve Teknik Eğitim Zirvesi’nde yaptığı konuşmadaki şu ifadeye atıf yapıldı:
“2024-2025 eğitim öğretim yılı itibarıyla toplam 3 bin 954 meslek okulunda 1 milyon 536 bin 242 öğrencimiz, 408 MESEM’de 420 bin öğrencimiz var.”


“YAKLAŞIK 2 MİLYON ÖĞRENCİ”
Bu açıklamaya dair, “Yani işçileştirilme sürecinde olan yaklaşık 2 milyon öğrenci demek bu” ifadesinde bulunuldu.
Tekin’in “2025-2026 eğitim öğretim yılında 509 bin 85 mesleki eğitim merkezi öğrencisi 224 bin 346 işletmede, 254 bin 60 MTAL öğrencisi ise 111 bin 578 işletmede mesleki eğitimi almaktadır” sözlerine ise “Yani yaklaşık iki milyon öğrencinin (MESEM+MTAL) 765 bini işyerlerinde ‘bizzat işçi olarak çalışıyor’” değerlendirmesi yapıldı.
Anlaşılması gereken husus ise “Türkiye’de sanayi, tarım, inşaat ve hizmet sektörlerinde 3 milyon civarında çocuk farklı biçimlerde çalıştırılıyor. Bunun en çıplak sonucu olan iş cinayetleri de (son 13 yılda 852 çocuk işçi ölümü) gerçekliğin gözler önüne serilmesini sağladı” ifadesiyle özetlendi.
Ayrıca raporda, 24 Ocak kararları ve 12 Eylül darbesiyle temelleri atılan neoliberal politikaların son yirmi yılda derinleşen yoksullaşma ve eğitimdeki dönüşümle birleştiği, özellikle “Meslek Lisesi Memleket Meselesi” gibi projeler ve eğitimin metalaştırılması aracılığıyla çocuk işçiliğinin kurumsallaşarak kitlesel bir boyuta ulaştığı belirtildi.
“2012 yılında 4+4+4 ile ilk sekiz yıllık eğitim parçalandı, çocuklar 60 aylıktan itibaren okula başlatıldı, hayattan kopuk bir teorik müfredata boğuldu, okullara bina yapımı-öğretmen maaşı dışında hiçbir kaynak aktarılmadı” denilen raporda, şu ifadeler yer aldı:
“Özel okullara teşvikler verildi ve sayıları artırıldı. Bugün ilköğretimi bitiren ama temel matematik, dil, fen ve hayat bilgisi olmayan binlerce çocuk var. Özetle eğitim sistemine büyük bir darbe vuruldu.
Okumanın hem bir ‘gelecek sağlamadığı’ hem de ‘gereksiz bir faaliyet’ olduğu ‘herkes okuyacak diye bir şey yok’ denilerek empoze edildi ve eğitim politikaları bu noktada şekillendi.”
DÜŞÜK ÜCRET VE AĞIR ÇALIŞMA KOŞULLARI VURGULANDI
Raporda, çocuk işçiliğinin MESEM üzerinden bizzat devlet eliyle kitleselleştirildiği, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanan düşük ücretlerle çocukların ağır çalışma koşullarında sanayiye ucuz iş gücü olarak sürüldüğü ve bu durumun çocuk işçi ölümlerini kent merkezlerine taşıdığı ifade edildi.
“MESEM patronlar için ‘ücretsiz bir işgücü kaynağı’dır” sözlerinin vurgulandığı raporda, şunlar aktarıldı:
“Bu nedenle MESEM yalnızca kötü bir eğitim modeli olarak kavranamaz. MESEM, kamusal kaynaklarla finanse edilen, sermayeye düşük maliyetli / bedava çocuk emeği sağlayan bir mekanizmadır. ‘Mesleki eğitim’ söylemi, çocukların erken yaşta sömürü düzeni içine çekilmesini meşrulaştırmak için kullanılmaktadır.
Bu uygulamanın son iki yıldır ortaokul düzeyine indirilmesi için adımlar atılmaya başlandı. 17 Ocak 2025’te Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelikle beşinci ve altıncı sınıflarda eğitim yılı süresince, yedinci sınıfta ise eylül ayının son iş gününe kadar ortaokullardaki çocukların meslek ortaokullarına nakli yapılabilecek. Yani mesleki eğitim adıyla işçileştirme yaşı 10-11’e düşürülüyor.”
Maddi imkânsızlıklar nedeniyle MESEM’e yönlendirilen çocukların meslek sahibi olma hayaliyle aslında ağır sanayi ve hizmet sektöründe ucuz iş gücüne dönüştürüldüğü, bu sürecin ise sadece iş cinayetlerine değil, gelişim çağındaki çocuklarda telafi edilemez bedensel ve ruhsal hasarlara yol açtığı vurgulanarak “Çocuk işçiliği, bu anlamda bir halk sağlığı sorunudur” denildi.
“ÇOCUK İŞÇİLİĞİ YASAKLANMALIDIR”
Çocuk işçiliği ile mücadeleye dair şu maddeler sıralandı:
1- Çocuk işçiliği yasaklanmalıdır. Çocukları erken yaşta işgücüne iten tüm uygulamalara son verilmelidir.
2- Eğitim parasız ve bilimsel bir temelde yeniden yapılandırılmalıdır, özel okullar kamulaştırılmalıdır. Ailelerin çocuklarını çalışmaya mecbur bırakan koşullar ortadan kaldırılmalı, ücretsiz beslenme, ulaşım ve barınma gibi önlemler devlet tarafından sağlanmalıdır. Bu noktada eğitime bütçeden ayrılan pay artırılmalıdır.
3- Bizler, mesleki eğitime değil, çocukların ailelerinin maddi durumuna göre geleceklerinin belirlenmesine, çocuk yaşta işçileştirilmesine karşıyız. Çocuklarımızın hayatları yetenekleri ve eğilimlerine göre şekillenmelidir.
Raporda son olarak; mesleki eğitimin “işçilik yaparak öğrenme” yerine okul ve işyerinin birbirini tamamladığı bir yapıya kavuşturulması gerektiği vurgulanırken, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve çocuk işçiliğiyle mücadelenin toplumsal sorunlarla bir bütün olarak ele alınıp kurumsal bir koordinasyon ağıyla yürütülmesinin önemine değinildi.
NEDEN İŞ KAZASI DEĞİL İŞ CİNAYETİ?
Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), iş cinayetleri hakkında şu bilgilendirmeyi yapıyor:
“İşyeri ortamı, üretim araçları ve işçileri üretim sürecinde bir araya getiren mekanlardır. Bunun sonucunda ise işçiler açısından çeşitli sorunlar gündeme gelmektedir. İşyerindeki çeşitli fiziksel ve kimyasal etmenler ile mekanik ve ergonomik etmenler işçilerde çeşitli etkilere yol açmaktadır. İşyerindeki olumsuz çalışma koşullarının etkileri iş kazaları şeklinde kendini göstermektedir.
İş cinayetleri rakamlarının bu kadar yüksek seyrettiği ülkemizde yüzde 98’i önlenebilir olmasına rağmen gerekli önlemlerin alınmaması nedeniyle yaşanan işçi ölümleri ve ağır yaralanmalar işverenlerin kar hırsı yüzünden artarak devam ediyor. Hem önlenebilir olması hem de bu kar hırsı yüzünden iş kazaları terimi ülkemizde ‘iş cinayetleri’ olarak adlandırılmaktadır.”
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi ise şu bilgilendirmeyi yapıyor:
“İSİG Meclisi; bütün iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenebilir olduğunun bilinciyle, yaşanan işçi ölümlerini ‘iş kazası’ olarak değil ‘iş cinayeti’ olarak tanımlar.”
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!

