Bu yıl 31’incisi 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek olan Taraflar Konferansı (COP31) sürecinde, Antalya Barosu’nun çağrısıyla ilk kez 28 Ocak 2026’da bir araya gelen sivil toplum örgütleri, sendikalar, meslek odaları, demokratik kitle örgütleri ve siyasi parti temsilcilerinin kurduğu İklim Adaleti Forumu, Fethiye’de ilk toplantısını gerçekleştirdi. Toplantı 23 Mayıs Cumartesi günü saat 16.00’da Fethiye Kitaphane’de yapıldı.
Toplantının moderatörlüğünü Avukat Bora Sarıca üstlenirken, konuşmacı olarak Türkiye Barolar Birliği (TBB) Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu Sekreteri Avukat Fevzi Özlüer ve Antalya Barosu Çevre ve İmar İzleme Kurulu Başkanı Avukat Duygu Kozanoğlu yer aldı. Özlüer ve Kozanoğlu’nun konuşmalarının ardından forum bölümüne geçildi, katılımcılar görüş ve önerilerini paylaştı.
Toplantıda Fethiye İklim Adaleti Forumu’nun bu buluşmayla çalışmalarına başlayacağı duyuruldu. Ayrıca buluşmaların farklı noktalarda devam edeceği, bir sonraki toplantının Denizli’de olacağı da belirtildi.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!
“SADECE BİR EKOLOJİ SORUNU OLARAK GÖRMÜYORUZ”
Toplantının ardından Gündem Fethiye’nin sorularını yanıtlayan Avukat Duygu Kozanoğlu, İklim Adaleti Forumu Fethiye toplantısının ilkini gerçekleştirdiklerini belirterek sürecin Antalya’da başladığını hatırlattı.
İklim meselesini dar bir çerçevede ele almadıklarını vurgulayan Kozanoğlu, şöyle konuştu: “Bizler iklim meselesini sadece belli bir kesimin sorunu, bir ekoloji sorunu olarak görmüyoruz. İklim değişikliğinden en çok dezavantajlı gruplar, kadınlar, çocuklar, göçmenler ve bizler yoksullar etkileniyor.”
Kozanoğlu, bu nedenle meseleye iklim adaleti perspektifinden yaklaştıklarını ve sözü söyleyecek olanın doğrudan etkilenen kesimler olduğunu ifade etti ve şunları aktardı: “Bu noktada bir iklim adaleti perspektifinden bakalım bu mücadeleye, bunlar geniş kitlelerin, halkın, öznelerin doğrudan sorunu ve bunların öznelerce tartışılması gerektiğini, gündeme alınması gerektiğini, burada aslında sözü söyleyeceklerin bizler olduğumuzu ifade etmek üzere; emek, kent ve doğa için iklim adaleti çağrısıyla Antalya’da 28 Ocak’ta ilk toplantımızı gerçekleştirmiştik.”
“FETHİYE’DE ÇALIŞMALAR DEVAM EDECEK”
Antalya’daki ilk toplantıya sivil toplum örgütleri, sendikalar ve meslek odalarından geniş bir katılım olduğunu hatırlatan Kozanoğlu, benzer bir katılımın Fethiye’de de yaşandığını vurguladı.
Sürecin Antalya merkezli olmaktan çıkıp Türkiye geneline yayıldığına dikkat çekti ve “Bizler de Antalya’da iki büyük toplantımızı ve diğer faaliyetlerimize devam ediyoruz. Bu aşamada Alanya’da ve Batı Antalya’da bir İklim Adaleti Forumu kuruldu” dedi.
Kozanoğlu, çağrılarının yalnızca Antalya ve çevresiyle sınırlı olmadığını belirterek sözlerini şöyle tamamladı: “Diğer ilçelerde, Türkiye’nin her yerinde kendi yerellerinin gündemleriyle, kendi perspektiflerinden çözüm önerileri ile, iklim adaleti forumları oluşturulması çağrımız vardı. Buna ilişkin bugün de Fethiye’deyiz. Bu çağrıyı da büyütmeye, herkesi bu meselede söz sahibi, karar mercii olmaya davet ediyoruz.”
İKLİM ADALETİ FORUMU HAKKINDA
İklim Adaleti Forumu süreci, Kasım 2026’da Antalya’da gerçekleştirilecek olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 31’inci Taraflar Konferansı’nın (COP31) Türkiye ev sahipliğinde düzenlenecek olmasıyla birlikte şekillenmeye başladı. COP31 öncesinde iklim krizine yönelik resmi müzakere sürecinin yalnızca devletler arası pazarlıklarla sınırlı kalmaması, halkın, yerel toplulukların, emek örgütlerinin ve yaşam savunucularının da süreçte söz sahibi olabilmesi amacıyla yerelden örgütlenen forumlar oluşturulmaya başlandı.
Sürecin ilk halkası 28 Ocak 2026 tarihinde Antalya Barosu’nun çağrısı ve ev sahipliğinde gerçekleştirilen Antalya İklim Adaleti Forumu oldu. Foruma 17 dernek ve inisiyatif, beş siyasi parti, beş sendika, beş meslek odası, Kent Konseyi ve bazı yerel yönetim temsilcileri katıldı. Açılış konuşmasını Antalya Barosu Başkanı Avukat Ali Çağdaş Bozaner yaptı. Ardından Antalya Barosu Çevre ve İmar İzleme Kurulu Başkanı Avukat Duygu Kozanoğlu ve oturum başkanlığını üstlenen Avukat Salim Berkay Aksu gündeme giriş niteliğinde konuşmalar gerçekleştirdi. Forumda iklim krizinin yalnızca çevresel değil; emek, kent hakkı ve insan hakları boyutlarıyla ele alınması gerektiği vurgulandı. Doğrudan demokrasi ilkesiyle işletilen forumun en önemli kararlarından biri, çevre ve kent mücadeleleri arasında koordinasyonu sağlamak üzere yatay bir sekretarya kurulması ve sürecin ilçelere ve mahallelere yayılması oldu.
Şubat 2026’da Antalya İklim Adaleti Forumu Sonuç Bildirgesi yayımlandı. Bildirgede sürecin “doğrudan demokrasi ilkesiyle” işletildiği, hiçbir hiyerarşik düzene veya merkezi otoriteye dayanmadan tabanın sesini ön plana çıkaran bir yöntemle gerçekleştirildiği belirtildi. Bildirgede forumun COP31’i “halkın kürsüsüne dönüştürme” amacı taşıdığı belirtildi ve Türkiye’nin farklı şehirlerinde iklim adaleti forumları, ekoloji meclisleri ve çevre platformlarıyla iletişim ağları kurulacağı duyuruldu.
Forumdaki öne çıkan kararlardan biri de çevre ve kent mücadeleleri arasında koordinasyonu sağlamak üzere yatay bir sekretarya kurulması ve sürecin ilçelere yayılması oldu. Yol haritasında ilçelerde iklim adaleti forumları ve çalıştayları düzenlenmesi, mahalle ölçeğinde çalışma grupları kurulması ve kısa-orta-uzun vadeli bir İklim Adaleti Eylem Planı hazırlanması yer aldı.
11 Mart 2026’da yayımlanan çağrıyla farklı bölgelerdeki kişi, kurum ve inisiyatifler “Yerel İklim Adaleti Forumları” düzenlemeye, yerel sonuç bildirgeleri ve sekretaryalar oluşturmaya davet edildi.
19 Mart 2026’da Çiftçi-Sen, COP31 öncesinde “İklim Adaleti Forumları” için kamuoyuna çağrıda bulundu ve forumun örgütlenme biçimini desteklediğini açıkladı. Yine aynı dönemde, Resmi Gazete’de yayımlanan ve Milli Parklar Kanunu’nda değişiklik yapan torba kanuna karşı İklim Adaleti Forumu adına basın açıklaması yapıldı; düzenlemenin “koruma değil tasfiye yasası” olduğu vurgulandı.
Nisan 2026’da Antalya İklim Adaleti Forumu ikinci kez toplandı. Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği’nde gerçekleştirilen ikinci forumda yaşam savunucuları, hukukçular ve yerel üreticiler bir araya geldi; iklim krizinden mevsimlik işçilerin barınma sorununa, Finike’deki maden projelerinden sera işçilerinin yaşam koşullarına kadar geniş bir gündem tartışıldı. Toplantıda stratejik yol haritası belirlendi ve çalışma grupları oluşturuldu.
Fethiye İklim Adaleti Forumu da 28 Ocak 2026’da Antalya Barosu’nun çağrısı ve ev sahipliğinde toplanan Antalya İklim Adaleti Forumu sürecinin Muğla’daki yerel ayaklarından birini oluşturuyor.
Toplantının konuşmacılarından Avukat Fevzi Özlüer, Türkiye’de çevre hukuku alanında çlışan avukatlardan. 2003’ten bu yana Ankara Barosu’na kayıtlı olarak avukatlık yapan Özlüer şehir ve imar hukuku, planlama, kamulaştırma, kıyı planlama, afet hukuku, kentleşme, koruma hukuku, su yönetimi, enerji planlama ve iklim hukuku alanlarında uzmanlaşmış durumda. Ekoloji Kolektifi kurucu üyelerinden olan Özlüer, altın madenciliği ve termik santrallere karşı açılan pek çok davanın avukatlığını üstlendi. Çok sayıda ekoloji ve kent derneğine gönüllü hukuki danışmanlık sundu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde “Çevrenin Korunmasında İdari Yargının Rolü” başlıklı teziyle doktorasını tamamlayan Özlüer’in çevre ve hukuk alanında çok sayıda kitabı ve makalesi bulunuyor.
Diğer konuşmacı Avukat Duygu Kozanoğlu ise Antalya Barosu Çevre ve İmar İzleme Kurulu Başkanlığı görevini yürütüyor. Kozanoğlu, aynı zamanda Antalya İklim Adaleti Forumu sekretaryasının kurucu isimlerinden biri. Kıyı tahribatı, imar hukuku ve çevre hakkı ihlallerine ilişkin pek çok kamuoyu açıklamasında öne çıkan Kozanoğlu, iklim adaletini “üretim ilişkilerini temel alan bir örgütlenme formu” olarak tanımlıyor ve yerelden örgütlenen, mahalle birimlerine kadar uzanan doğrudan demokratik bir “İklim Meclisi” modelini savunuyor.
COP 31 HAKKINDA
COP31 (Conference of the Parties – Taraflar Konferansı), Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (United Nations Framework Convention on Climate Change – UNFCCC) kapsamında yılda bir kez toplanan hükümetler arası müzakere platformudur.
İklim krizine karşı acil önlem alınması yönü nde bilim dünyasından yıllardır yükselen uyarılar, ilk kez 1992 yılında Birleşmiş Milletler düzeyinde kurumsal bir karşılık buldu. Aynı yıl gerçekleştirilen ilk iklim zirvesinde Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) dünya devletlerinin imzasına sunuldu. Yasal bağlayıcılığı bulunmayan sözleşmenin temel hedefi; ekosistemlerin iklim değişikliğine uyum sağlayabilmesine ve sürdürülebilir kalkınmanın mümkün olmasına izin verecek bir süre içinde, atmosferdeki sera gazı yoğunluğunu, iklim sistemine yönelik tehlikeli insan müdahalesini engelleyecek düzeyde sabitlemek olarak tanımlandı.
Sözleşme, 1994 yılında yürürlüğe girdi. Belirlenen hedeflerin somut politikalara aktarılabilmesi ve taraf devletlerin gerekli adımları atabilmesi için her yıl bir araya gelinmesi kararlaştırıldı. Bu doğrultuda sözleşmeyi imzalayarak “taraf” sıfatını kazanan ülkeler, 1995 yılından itibaren her yıl farklı bir ev sahibi ülkede toplanmaya başladı. Zirveler hem ev sahibi şehrin adıyla hem de kaçıncı toplantı olduğunu gösteren bir numarayla anılıyor. Bu yıl 9-29 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da yapılacak 31’inci zirve, “COP31, Antalya” olarak adlandırılıyor.
Hükümetlerin iklim politikaları ve Paris Anlaşması’nın uygulanmasına ilişkin müzakereler, bu yıllık zirvede yürütülüyor. Yılda bir defa gerçekleştirilen COP zirveleri, küresel iklim krizine karşı ülkelerin sera gazı emisyonlarını azaltmaya yönelik taahhütlerini, iklim uyum politikalarını ve iklim finansmanı mekanizmalarını ele alan en üst düzey uluslararası toplantılar arasında yer alıyor. Bir önceki yıl gerçekleşen COP 30, 2025 yılında Brezilya’nın Amazon bölgesindeki Belém’de toplandı. Toplantıda, 2026 yılındaki COP 31’in Türkiye’de toplanmasına karar verildi.
COP’lar; bilimsel uyarılar ve iklim adaleti talepleri yerine karbon piyasaları, sektör temsilcileri ve şirket lobileri tarafından şekillendiği; fosil yakıt şirketlerinin artan etkisiyle sürecin bir tür “vitrin ve yeşile boyama” karakteri kazandığı söylenerek eleştiriliyor.
Örneğin, COP 30 öncesinde, Amazon’daki ekolojik yıkım ve önlemler gündeme gelirken diğer yandan da zirve öncesinde COP30 delegelerinin ulaşımını kolaylaştırmak amacıyla inşasına başlanan yeni bir otoyol projesi tepkilere neden olmuştu. Belém’de yapımına başlanan Avenida Liberdade adı verilen dört şeritli otoyolun, zirveye katılacak yaklaşık 50 bin kişinin ulaşımını kolaylaştırmayı hedeflediği belirtilmişti ancak proje, koruma altındaki orman alanlarını keserek Amazon’un bütünlüğünü bozduğu için çevre örgütlerinin ve yerli toplulukların tepkisine yol açmıştı. Ayrıca; COP’larda yerli halklar, çiftçiler, sendikalar ve sosyal hareketlerin sesinin kısıtlandığı; eylem ve protestoların baskılanıp kriminalize edildiği, sponsorlu ve şirketlerin görünürlüğünün yüksek olduğu etkinliklere dönüştüğü dile getiriliyor.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!

