Chatte (Şat)
Bahsedeceğim yerde, en son 90’ların ortalarında hala demiryolu raylarının yerinde olduğu, denize uzanan iskelenin en ucuna kadar uzanan ray hattının bitiminde yer alan, alt kısmı taş örme üstü betonarme iskelenin ucunda pas tutmuş heyula bir demir yığınıyla hiçbir yapıya benzemeyen kocaman bir yükleme alanı hala hafızamda.


O zaman ne olduğunu çok bilmeden herkes hem balık tutmaya gider hem de bira içerdi bu iskelede. Sanki Fethiye’nin tamamı oranın ne olduğunu bilir ama hiç anlatmaz gibi gelirdi liseli yaşlarımda. Babamla da balık tutup, bira içmişliğimiz var bahsettiğim iskelede. Hatırladığım güzel anılarımdan biridir.
Yerin ismi de bir garip, “Şat Burnu” diyorlar ya da kısaca “Şat”. Kelime ne Türkçe’ye benziyor ne de memleketin en güzel dilini konuşan Tahtacı Aleviler’in, Yörükler’in kullandığı ağza. Memleketlerini terkedip gitmek zorunda kalan dostların Rumcası’na da pek benzemiyor… Şat isminin bize nereden miras kaldığı yerin tarihiyle ilişkiliymiş meğer. “Sığ sularda ağır yükleri taşımak için kullanılan, altı düz bir çeşit tekne” demekmiş şat.(1) Çalış’ın uzun sahilinin Fethiye’ye doğru bakan, Şövalye Adası’yla hizaya geldiği yerin ismi “Chatte”mış meğer, Fransızca’dan miras kalan. 1900’ların ilk yıllarında, Fethiye’nin meşhur madeni kromun, yüklenip uzak diyarlara yollandığı burun, işte bugün Şat Burnu diye bildiğimiz yermiş…
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!
Cahtte, Fransızca bir kelimeymiş. Bu gün yerinde yeller esen rayların, o raylar üzerinde yol alan -kimbilir hangi hurdacıya satılmış- dekovillerin yol aldığı, Türk maden işçillerinin duyup duyup, en sonunda o iskelenin bulunduğu muhite verdikleri isimmiş “Şat”. Elbette yine bugünkü gibi derelerin denize aktığı, denizle bataklığın buluştuğu, yüzlerce kuşun yurt edindiği sığ çamurlu sularda ancak altı düz teknelerle taşımacılık yapmaktan başka çaresi olmayan işçilerin bu yere taktığı isimmiş Şat.
Decauville (Dekovil)
Ne kadar garip değil mi? Fethiye’de kısa bir mesafe yol alsa da tren yolu varmış. O tren yolundan bize geriye kalan tek bilgi ise sadece Şat Burnu’nda sonlandığı. Yine Fransızca bir kelimeyle yolculuğa devam edelim, “dekovil”… Küçük tren ve küçük demiryolu anlamına geliyor.
Günümüzde hâlâ TCDD’nin ana hatlarında destek hizmetlerde kullanılan bir araç. Elbette, Fethiye’nin 1920’li yıllarında müthiş bir şey olsa gerek. O zamanın çocukları nasıl gördüler bu işi, ne hissettiler acaba? Madende çalışan Türk ve Rum işçiler kendi çocuklarını bindirdiler mi? O çocuklar hayal kurdular mı? Krom madeni taşıyan dekovilin arkasına, o çocuklar takılıp serserilik yaptı mı?
Ne yazık ki hayal kurmaktan öteye gidemeyecek düşüncelerim. Şimdi eleştirel bir bakış sunabilirim; yüz yıla yaklaşan tarihiyle decauvillerin, chattelerin dolaştığı, yüzlerce kuşun yurt edindiği o sahilin kalbinde neden bir restoran durur?
Hayal bu ya, Çalış’ın girişinden bir dekovil hattı olsa… Bilemedin iki vagonluk küçük bir tren bizi Şat Burnu’na ulaştırsa, bizimle birlikte burayı yurt edinen diğer hemşerilerimiz kuşların cennetine ulaşsak… Bu hayalin üzerine beton dökeli çok oldu ne yazık ki.
Jhon Harrison Allan
Başlıkta yazan isim; gezgin, arkeolog ve tabi muhtemelen kendi ülkesine pek çok değeri taşıyan kişi. Fethiyelilere bıraktığı en önemli şey ise 1843 tarihli çizdiği bu gravür.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!


Fethiye üzerine düşünürken onun çizimine mutlaka bakmak gerekiyor. Günümüzde kaymakamlık binasının bahçesinde kalan Likya Kaya Mezarı çizimin merkezindeki yer alan en önemli unsur. Fakat bir yandan da Fethiye’nin nasıl bir yer olduğuna dair pek çok ipucu veriyor. Suların çevirdiği dağların kenarında yer alan antik bir kent, ikibin yıllık bir mezar ve elbette sudan uzak duramayan Küçük Ak Balıkçıl (Egretta garzetta).
Bence kendini Fethiyeli hisseden herkesin bu çizime çok sık bakması lâzım; sazlıklar, palmiyeler, servi ağaçları, üç dağın arasında kocaman bir su kütlesi. Üstünde çalılar, dağlar; kuş olsam uçarım… Hakikatli olan ise sol taraftaki geniş sazlıkların önünde duran Küçük Ak Balıkçıl. Dikkatinizi çektiyse lahit kadar önem vermiş Ak Balıkçıl’a gravürü çizen gezgin. Çizime dikkatlice yerleştirilmiş bu kuş bize bir şey söylüyor; Fethiye yüzlerce yıldır kuş cenneti.
Paul Hope
Paul, 60’lı yaşlarında Fethiye’de yaşamayı seçen yerleşik yabancılardan biriydi. Fethiye’den gittiğinde geriye üç kitap bıraktı.


Biri; “Walkinking&Birdwatching in West Turkey / Botanical&Historical Notes” (2005), diğeri “The Dragonflies of eastern Muğla province Southwest Turkey” (2007), en sonuncusu ise “Fethiye/Çalış Bird Reserve A Natural History” (2010). Biyolog olan Paul Hope, Fethiye’de yaşadığı süre boyunca çok çalışarak ve notlar alarak bu kitapları Fethiyelilere hediye etti.
Çoğu kez arazilere birlikte çıktığı Ali İhsan Emre’nin alaylı katkılarıyla yol aldı. Yüzlerce yıllık tarihine rağmen unutulmuş Çalış Kuş Cenneti’nin, 2000’li yılların başında nasıl tekrar sahneye çıktığını, bize hediye ettiğini kitaplardan biri olan “Fethiye/Çalış Bird Reserve A Natural History” çalışmasından kendi cümleleriyle aktarmaya çalışalım;
“1996 yılında, Çalış’ta Büyük Kamışçın, Kızıl Ötleğen ve Bataklık Atmacası ile karşılaştım. Buranın korunması fikri onları görünce başladı.”
Yine aynı kitabında bölgenin durumuyla ilgili yaptığı tespitler ise okumaya değer;
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!
“1957 yılına kadar bölgeyi kurutmak için bir dizi kanal çalışması yürütülmüş. Suyun belli yerlere yönlendirilerek aktarılması için çalışmalara hala devam ediyorlar. Dar hatlı demiryolunun son 300 metresi de ne yazık ki yakın zamanda kaldırıldı. 1957’de yapılan resmi düzenlemeyle, bölge uzun süre tarımsal alan olarak kullanılmış. 1962’ye kadar süren bu çalışmalar sonucunda, ıslah edilen araziler tarım uygulamaları için kullanılmış. Domates, patlıcan ve susam ekilmiş. 2000’li yıllarun başında yaptığımız girişimimiz (FETAV ile birlikte) ne yazık ki 2002 yılını beklemek zorunda kaldı ve aynı yıl inanılmaz bir şekilde belediye başkanı, benden bataklığı “kuş koruma alanı” olarak tekrar kurmak için bir teklif sunmamı istedi.”
Bu heyecanlı yeni durumun nasıl ilerlediğini ise yine Paul’un kendi kitabından, kendi cümleleriyle takip edelim; “Bu süreç çok uzun ve bürokratikti. Ancak 2003 yılında başkent Ankara’ya yapılan bir ziyaret ve özel alanların korunması ile ilgili yetkili müdürle yapılan görüşmenin ardından, öneriler kabul edildi ve arazinin kullanım değişikliği için gerekli yasal işlemler başlatıldı. Bataklık nihayet 2004 yılının başlarında -Doğa Parkı ve Kuş Koruma Alanı- olarak ilan edildi. Kasım 2004’te, çit yapımı ve gözlem klübelerinin inşaası için bahsedilen projeye 113 milyar Türk Lirası tahsis edildiği bilgisi bize ulaştı. Bu bilgi bize ulaştıktan sonra maalesef saha ile ilgili yeni hiç bir şey olmadı ve bu proje bizim için unutulmuş gibi görünüyordu. Ancak 2007’de işler tekrar hareketlenmeye başladı. Bu hareketlenmenin sonunda, Şat’ın son kısmına bir restorant inşa edildi. Korumak için çaba gösterilen rezervin etrafına çit çekildi ama sadece bir tarafındaki otoparka kadar. Kuş gözlemi için platform yapıldı. Bu platform da ne yazık ki kullanım amacına uygun değildi. Bu süreç sonunda FETAV’dan ayrıldım.’
Paul, bu süreçte Çalış Kuş Cenneti için elinden geleni yapmış ama sonuçları hayalinde kurduğu cennete benzemediği için ve çoğu kez yanlız kaldığı için çalışmalarını sonlandırmış gözüküyor. 2010 yılında yayımladığı son kitabı “Çalış Kuş Rezervi”nin girişini ise cümleyle kapatıyor; “Kanalın diğer tarafında kalan bu koruma alanında, yusufçuklar için uygun büyük ve sığ bir havuz içeren yaban hayatı bahçesi inşa etmeyi planlıyorum. ”
Paul son kitabını yayımladıktan sonra bir daha bir araya gelemedik. İlk baskısı 500 adet basılan kitabın bir tanesi benim kişisel kütüphanemde bütün içtenliğiyle duruyor Yazıyı son sözle bitirmek gelenektir, o söz yine Paul’un kitabından gelsin; “Bu kitabın satışından elde edilen gelir, Çalış Kuş Koruma Alanı’nın bakımına bağışlanmıştır.” Artık geriye ne kadar kuş kaldıysa, bahsedilen 113 milyar Türk Lirası nereye harcandıysa…
Not: Bu hikayenin ilkin yazısı Gündem Fethiye’de şöyle başlamıştı “Fethiye’nin son doğal kalelerinden biri olan kuş cennetinin hali pür melalini; üzerine dökülen çamuru, yol geçen hanına dönen kapısını, yanı başında patlatılan havai fişekleri, kaçan kuşları, ölen kuşları yazmaya başlayalım”. Bu yazı serisinin ikincisi “yabancıların bıraktığı izlere” ait. Bir sonraki yazı yani üçüncüsü ise kuşların anlattıkları olacak.
*Can Yücel / Hayır
(1)TDK Güncel Türkçe Sözlüğü, https://sozluk.gov.tr/
Fotoğraf 1: Sosyal medyada yaygın olarak kullanılan bu fotoğrafın asıl sahibini bilmek artık çok zor. Yine de Şat Burnu’ndaki krom madeni tesislerinde çalışanlarca çekildiğini düşünmek mümkün. Ben fotoğrafı “Fethiye’nin Eski Fotoğrafları” adlı Facebook sayfasından aldım. Online: https://www.facebook.com/eskifethiyerecepakcan/photos/a.348738731980884/435161336671956/
Fotoğraf 2: Jhon Harrison Allan, 1843. Gravür.


Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!













