Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (BMİDÇS) Taraflar Konferansı’nın 31’inci Oturumu (COP31) 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya’da düzenlenecek. “Küresel iklim felaketine çözüm üretmekten çok, devletler ve şirketler arasında pazarlık alanlarına dönüştüğü” eleştirisi ile resmi COP 31’e paralel olarak Antalya’da 14-18 Kasım 2026 tarihlerinde Halkların İklim Zirvesi (HİZ) örgütleniyor.
Örgütlenme aşamasında Türkiye’nin farklı noktalarında buluşmalar gerçekleştiriliyor.
Bu kapsamda, 9 Mayıs 2026 tarihinde Muğla’nın Menteşe ilçesinde, Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde kapsamlı buluşma gerçekleştirildi.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!
Toplantıda, “COP 31 ve Halkların İklim Zirvesi Nedir” başlığında, Halime Şaman söz aldı. Ardından Neşe Tuncer, “‘Söz’de birlik, ‘Öz’de atalet: İkiliklerin ötesinde ekolojik gelecek” başlıklı konuşmasını gerçekleştirdi. Doç. Dr. Sena Akçer Ön, Muğla coğrafyasında iklim krizinin yarattığı fiziksel değişimleri ve bu değişimlerin nasıl afetlere dönüştüğünü bilimsel verilere dayanarak anlattı.


Doç. Dr. Sergender Sezer ise iklim krizinin toplumsal etkilerini ve krizin yapısal yükünün yarattığı eşitsizlikleri analiz etti. Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Genel Sekreteri Coşkun Üsterci, insan hakları ile iklim krizi arasındaki doğrudan bağa odaklanan bir sunum gerçekleştirdi.
Buluşmada, Türkiye’nin ekoloji mücadelesinde sembolleşen Metin Lokumcu, Cihan Eren, Hakan Tosun, Reşit Kibar ve Aysin ile Ali Ulvi Büyüknohutçu çifti anıldı. Toplantının gerçekleştiği tarihte hala cezaevinde tutuklu olan İkizköylü Esra Işık’ın serbest bırakılması çağrısı yinelendi. Sunumların ardından, Muğla’nın farklı bölgelerinden gelen temsilcilerin katılımı ile bir forum gerçekleştirildi.
“HALKLARIN İLKİM ZİRVESİ’NİN EN ÖNEMLİ ÖZNELERİNDEN BİR TANESİ MUĞLA OLACAK”
Toplantının ertesi günü Muğla’nın Fethiye ilçesinde, MUÇEP Fethiye Meclisi’nin çağrısıyla düzenlenen “Hıdırellez Şenliği” etkinliğine katılan MUÇEP Gönüllüsü Halime Şaman burada da Halkların İklim Zirvesi’ne dair bilgilendirme yaptı. Ardından Gündem Fethiye’ye sürece dair bilgi verdi.
Şaman heyecan verici bir toplantı geçirdiklerini belirtti çünkü gerçekleşecek toplantının iklim adaletsizliğinin gerçek özneleri olan yoksul halkın, kadınların, işçilerin, köylülerin konuşacağı bir toplantı olacağını dile getirdi.
Halkların İklim Zirvesi’ne ise “belki de Türkiye’nin en yaralı kenti” olarak gideceklerini belirtti ve sözlerini şöyle açıkladı:
“Akbelen’in savunmasını veriyoruz hala daha. Bir fosil yakıtı olan kömür madeninin, üstelik kapatma kararı olan termik santrale bu fosil yakıtı sağlamak üzere koskoca Akbelen Ormanı’nı yok ettiler. Acele kamulaştırma kararıyla da 34 bin insanı yerinden yurdundan edecekler. Böyle bir yarayla gidecek Muğla. Bunun dışında yaklaşık yüzde 68’i maden alanına ruhsatlı, kıyıları tam bir işgal altında. Marina tehdidiyle bütün koylar bu riske rağmen var olmaya devam ediyorlar ve Halkların İlkim Zirvesi’nin tüm bu nedenlerle en önemli öznelerinden bir tanesi Muğla olacak.”
Şaman, toplantıda akademik literatürle de desteklenen içeriği geniş bir toplantının gerçekleştirildiğini belirtti. Ayrıca Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın insan hakları bağlamında bir sunum yaptığına dikkat çekti.
Halkların İklim Zirvesi adıyla ilk kez 2021’de Galskow’da düzenlenen toplantının arında ikincisinin Belém’de, üçüncüsünün ise Türkiye’de, Antalya’da yapılacağına vurgu yapan Şaman, neyi amaçladıklarına dair şöyle konuştu:
“Halkların İklim Zirvesi ile muradımız, içeride o resmi ziyaretler devam ederken ve gerçek meseleler gerçek samimiyetle konuşulmazken, biz dışarıda bu meselenin özneleri olarak sesimizi yükselteceğiz, içeriye baskıyı yansıtacağız. Çünkü daha çok kirleten, kuzeyin en ağır bedelini ödeyen biz güney özneleri olarak ‘bizim yaşam alanlarımızı ve yaşam hakkımızı sizin kar hırsınız, kapitalist yönetim anlayışınızla yok edemezsiniz, engelleyemezsiniz’in itirazını ve kararlılığını göstereceğiz.”
COP 31 VE HALKLARIN İKLİM ZİRVESİ HAKKINDA
COP 31 (Conference of the Parties – Taraflar Konferansı), Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (United Nations Framework Convention on Climate Change – UNFCCC) kapsamında yılda bir kez toplanan hükümetler arası müzakere platformudur.
Halkların İklim Zirvesi tarafından paylaşılan “Sık Sorulan Sorular Çerçevesinde Halkların İklim Zirvesi ve Hiz’e Katılım Formu” belgesinde COP’un tarihçesi şöyle anlatılıyor:
“Birleşmiş Milletler (BM), bilim insanlarının uzun yıllardır iklim değişikliğine acil önlem alınmasına dair yaptığı uyarıları 1992 yılında dikkate alarak toplandı. Bu ilk iklim zirvesinde Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC), tüm dünya devletlerinin imzasına açıldı. Herhangi bir yasal bağlayıcılığı olmayan bu sözleşme ile şu hedefler ortaya koyuldu: Ekosistemlerin doğal olarak uyum sağlamasına ve sürdürülebilir kalkınmayı mümkün kılmasına olanak tanıyan bir zaman dilimi içinde, atmosferdeki sera gazı konsantrasyonlarını iklim sistemine tehlikeli insan müdahalesini önleyecek bir seviyede istikrara kavuşturmak. 1994 yılında yürürlüğe giren bu anlaşmanın somut planlara dönüştürülüp, devletlerin gerekli adımları atması için her yıl toplanılmasına karar verildi. Böylece sözleşmeyi imzalayan yani ‘taraf’ olan devletler, 1995 yılından başlayarak her yıl toplanmaya başladı. Bu toplantılara Taraflar Konferansı adı verildi. Her yıl başka bir ülkede yapılan Taraflar Konferansı, İngilizce adı Conference of the Parties kısaltması ile COP olarak bilinmektedir. Pandemi dönemi hariç her yıl yapılan bu uluslararası zirve, hem yapıldığı yerin adı hem de kaçıncı zirve olduğunu belirten şekilde anılır. Örneğin bu yıl kasım ayında Antalya’da yapılacak olan zirve 31. Zirve olduğu için kısaca COP31, Antalya olarak adlandırılır.”
Hükümetlerin iklim politikaları ve Paris Anlaşması’nın uygulanmasına ilişkin müzakereler, bu yıllık zirvede yürütülüyor. Her yıl gerçekleştirilen COP zirveleri, küresel iklim krizine karşı ülkelerin sera gazı emisyonlarını azaltmaya yönelik taahhütlerini, iklim uyum politikalarını ve iklim finansmanı mekanizmalarını ele alan en üst düzey uluslararası toplantılar arasında yer alıyor.
Bir önceki yıl gerçekleşen COP 30, 2025 yılında Brezilya’nın Amazon bölgesindeki Belém’de toplandı. Toplantıda, 2026 yılındaki COP 31’in Türkiye’de toplanmasına karar verildi.
COP’lar; bilimsel uyarılar ve iklim adaleti talepleri yerine karbon piyasaları, sektör temsilcileri ve şirket lobileri tarafından şekillendiği; fosil yakıt şirketlerinin artan etkisiyle sürecin bir tür “vitrin ve yeşile boyama” karakteri kazandığı söylenerek eleştiriliyor.
Örneğin, COP 30 öncesinde, Amazon’daki ekolojik yıkım ve önlemler gündem gelirken diğer yandan da zirve öncesinde COP30 delegelerinin ulaşımını kolaylaştırmak amacıyla inşasına başlanan yeni bir otoyol projesi tepkilere neden olmuştu.
Belém’de yapımına başlanan Avenida Liberdade adı verilen dört şeritli otoyolun, zirveye katılacak yaklaşık 50 bin kişinin ulaşımını kolaylaştırmayı hedeflediği belirtilmişti ancak proje, koruma altındaki orman alanlarını keserek Amazon’un bütünlüğünü bozduğu için çevre örgütlerinin ve yerli toplulukların tepkisine yol açmıştı.
Ayrıca; COP’ların yerli halklar, çiftçiler, sendikalar ve sosyal hareketlerin sesinin kısıtlandığını; eylem ve protestoların baskılanıp kriminalize edildiği, sponsorlu ve şirketlerin görünürlüğünün yüksek olduğu etkinliklere dönüştüğünü dile getiriliyor.
Bu kapsamda, Türkiye’de de İklim Adaleti Koalisyonu, Ekoloji Birliği ve Türkiye Çevre Platformu; 29 Kasım 2025 tarihinde bir açıklama yaparak COP31’e paralel bir “Halkların İklim Zirvesi” örgütlenmesi çağrısı yaptı. Çağrı, COP sürecinde “şirketlere ayrılan sahneler” yerine halkların, yerel direnişlerin ve iklim adaleti hareketlerinin sözünün görünür olması hedefini ortaya koydu.
Açıklamaya göre Halkların İklim Zirvesi; Türkiye’den ve dünyadan ekoloji örgütleri, sendikalar, meslek örgütleri, gençlik hareketleri, kadın ve LGBTİ+ örgütlenmeleri ile çeşitli yerel mücadelelerin bir araya gelmesini amaçlayan, iklim adaleti eksenli bir buluşma olarak kurgulandı.
HİZ, 20 Şubat 2026’da Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nde yaptıkları ilk basın açıklamasında, “15-18 Kasım’da yapılacak Halkların İklim Zirvesi’nde, COP süreçlerinde sesi duyulmayanların kendi sözlerini kurabilmesi için kolektif iradeyi birlikte büyütmeye davet ediyoruz” dedi.
Diğer yandan, COP süreçlerinde diğer toplantılarda örgütlenen süreçlere dair Halkların İklim Zirvesi tarafında yapılan bilgilendirmede şunlar söyleniyor: “İklim Zirvelerinde hükümetler ve şirketlerin bir araya gelip bir şey yapıyormuş gibi göründükleri yeşil boyamaya karşı ilk mücadele 2009’da Kopenhag COP15’e karşı KlimaForum adıyla yapıldı. Ardından 2021’de Glasgow’da COP26’ya ve 2025’te Belém’de COP30’a karşı yapılan Halkların İklim Zirveleriyle mağdur halkların ve doğanın sesi daha fazla duyulmaya başlandı.”
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!

