Muğla’nın Fethiye ilçesinde yurttaşlar, 6 Şubat 2023’te meydana gelen ve 11 ili etkileyen depremlerde hayatını kaybedenler için bir araya geldi. Fethiye Birleşik Mücadele Platformu ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Fethiye İlçe Başkanlığı basın açıklaması yaptı.
6 Şubat 2023’te gerçekleşen Kahramanmaraş merkezli 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremlerden 11 il etkilenmiş, 50 binin üstünde yurttaş hayatını kaybetmişti.
Depremde hayatını kaybeden yurttaşlar, dün (6 Şubat 2026) depremin üçüncü yıldönümünde Muğla’nın Fethiye ilçesinde anıldı.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!
Fethiye Belediyesi Özer Olgun Kültür Merkezi önünde saat 18.30’da Fethiye Birleşik Mücadele Platformu tarafından basın açıklaması gerçekleştirildi. Platform adına açıklamayı, Eğitim-Sen Fethiye Temsilciliği’nden İbrahim Sarı okudu.
Depremlerde yaşamını yitiren yurttaşların sayısının hiçbir zaman eksiksiz ve şeffaf biçimde açıklanmadığının belirtildiği açıklamada, şunlar aktarıldı:
“AFAD ve resmî açıklamalara göre ise aralarında çok sayıda sendikalarımızın şube yöneticileri, üyeleri ve yakınlarının da olduğu 53 bin 537 kişi yaşamını yitirmiş, 107 bin 213 kişi yaralanmıştır. Afet sonrası 2 milyondan fazla kişi barınma sorunu yaşarken, en az 5 milyon kişi farklı bölgelere göç etmek zorunda kalmıştır.”
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre, depremler sonrasında 658 bin yurttaşın geçim olanaklarını yitirdiğinin altının çizildiği açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:
“Ancak bu rakamların gerçeğin yalnızca küçük bir bölümünü yansıttığını; Konfederasyonumuz ve bağlı sendikalarımızın deprem bölgesinde aylarca sürdürdüğü Kriz Koordinasyon Merkezleri çalışmalarından da biliyoruz.”
“DEPREM DOĞAL BİR OLAY; YIKIMIN BOYUTU İSE SİYASAL TERCİHLERİN SONUCUDUR”
Açıklamanın devamında, şunlara dikkat çekildi:
“Deprem doğal bir olay; yıkımın boyutu ise siyasal tercihlerin sonucudur. Yıkımın gerçek boyutlarını bilmiyor olsak da bu yıkımın rant düzeninin, denetimsizliğin, ihmallerin ve cezasızlığın sonucu olduğunu biliyoruz.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!
Türkiye nüfusunun yüzde 75,8’i, yani neredeyse her dört kişiden üçü, aktif fay hatları üzerinde yaşamasına rağmen kentlerin merkezleri değiştirilmemiş; aynı fay hatları üzerinde, depreme dayanıklı olmayan yapılar her defasında yeniden inşa edilmiştir.”
Söz konusu yaklaşımın, benzer durumların tekrar yaşanmasına neden olduğuna vurgu yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“Her büyük depremden sonra aynı senaryo sahneye koyulmuş; değişen yalnızca felaketin yeri olmuştur. Deprem bu ülkede sistemli biçimde ‘kader’ ve ‘fıtrat’ söylemleriyle geçiştirilmiştir. Gerçek sorumlular korunurken, açılan göstermelik davalarla suç birkaç müteahhide yıkılmıştır. İmar aflarıyla çürük yapılar yasallaştırılmış, kamu eliyle ölüm yeniden üretilmiştir.”
Açıklamada, 21 yılda toplanan 40 milyar dolar deprem vergisinin, nerelere harcandığının ve kimlere aktarıldığının hala açıklanmadığı belirtildi ve şunların altı çizildi:
“Bilim insanlarının uyarıları dikkate alınmamış, rant odaklı kentleşme teşvik edilmiştir. İmar aflarıyla çürük yapılar yasallaştırılmış, denetim mekanizmaları işlevsizleştirilmiştir. Afet yönetimi kamu yararı ve bilimsel esaslar temelinde değil, müteahhit düzeni üzerinden yürütülmüştür.”


“DEPREMDE İLK ÇÖKEN KURUMLARDAN BİRİ KIZILAY OLMUŞTUR”
Devamında ise şunlara dikkat çekildi:
“Depremler, özellikle AKP iktidarı döneminde kamusal hizmetlerin nasıl adım adım tasfiye edildiğini de acı biçimde gözler önüne sermiştir. Bu politikaların sonucu depremde ilk çöken kurumlardan biri Kızılay olmuştur.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!
Dönemin Kızılay başkanı, yüz binlerce insan donma ve açlık tehdidi altındayken depolardaki çadırları satmış; bu skandala ilişkin açılan dava ise cezasızlık politikalarıyla sürüncemede bırakılmıştır.”
Aradan geçen üç yılda, depremi yaşayan yurttaşlar için yoksunluğun derinleştiğinin vurgulandığı açıklamada, şunlar aktarıldı:
“Depremin üçüncü yılında şehirlerin ne kadar yaşanabilir hale getirildiği, göç etmek zorunda kalanların ne kadarının kentlerine dönebildiği bilinmemektedir.”


“BARINMA HAKKI BİR LÜTUF YA DA SADAKA DEĞİL, TEMEL BİR İNSAN HAKKIDIR”
Deprem bölgelerindeki yurttaşların hâlâ güvencesiz koşullarda yaşadığına dikkat çekilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“’Geçici’ denilen konteyner kentler kalıcı hale gelmiş, bu alanlar insan onuruna aykırı yaşam koşullarıyla adeta toplama kampı görüntüsü vermeye başlamıştır. Kış koşulları ile birlikte yaşanan elektrik ve su kesintileri, yaşamı dayanılmaz hale getirmiştir.”
Eğitim, sağlık, ulaşım ve sosyal hizmetlerin nitelikli ve erişilebilir olmaktan uzaklaştığını ve salgın hastalıkların olağan hale geldiğinin belirtildiği açıklamada, şunların altı çizildi:
“Kadın emekçiler artan bakım yükü ve sosyal destek mekanizmalarının yokluğu nedeniyle çalışma yaşamından kopma riskiyle karşı karşıyadır. Çocuk yoksulluğu derinleşmiş, çocuk işçiliği yaygınlaşmıştır.
Evler ve yaşam alanları, zeytinlikler kamulaştırılmış, müteahhitlere peşkeş çekilmiş, güvenli barınma hakkı yok sayılmıştır. Afetlere hazırlık piyasanın değil, kamunun görevidir. Barınma hakkı bir lütuf ya da sadaka değil, temel bir insan hakkıdır.”


“İKTİDAR, DEPREM GERÇEĞİYLE YÜZLEŞMEK YERİNE AÇILIŞ ŞOVLARIYLA, YETERSİZ TOKİ PROJELERİYLE YETİNMEKTEDİR”
Açıklamanın devamında, şunlara dikkat çekildi:
“Aradan geçen üç yıla rağmen iktidar, deprem gerçeğiyle yüzleşmek yerine açılış şovlarıyla, yetersiz TOKİ projeleriyle yetinmektedir. Devasa şantiye alanlarına dönüşen kentler ve mahallelerde temiz hava hakkı gasbedilmekte, asbest ve ağır metal kirliliği nedeniyle halk sağlığı sorunları belirgin biçimde artış göstermektedir.”
Basit ve kısa deprem dayanıklılık ya da risk raporlarının maliyetinin, evin büyüklüğüne ve kullanılan test yöntemine göre değişse de 5 bin ila 20 bin TL; detaylı sağlamlık ve beton testlerini içeren raporların maliyetinin ise 15 bin ila 100 bin TL ve üzerinde olduğu vurgulandı.
Ayrıca binanın sıkıntılı çıkması durumunda güvenli kiralık bir eve çıkmanın bugünkü koşullarda emlak parası, depozito, bir aylık peşin kira, nakliye, onarım gibi zorunlu harcamalarla minimum 150 bin ila 200 bin TL olduğunun belirtildiği açıklamada, şunların altı çizildi:
“Asgari ücretin açlık sınırlarının altında kaldığı, yoksulluğun memleketin olağanı haline geldiği günümüz koşullarında ortalama geliri olanlar dahi bu masrafı karşılayamadığı için deprem risk raporlarını alamamaktadır.”
Açıklamada, şunlar talep edildi:
Tüm kamu binaları; okullar, hastaneler, yurtlar, adliyeler, hizmet binaları vb. acilen, bağımsız ve bilimsel ölçütlerle denetlenmeli, depreme dayanıksız olduğu tespit edilen yapılar derhal boşaltılmalı, güçlendirme ve yenileme işlemleri gecikmeksizin yapılmalıdır.
Özellikle deprem bölgesi olan illerde deprem risk raporları ve kontroller kamu tarafından gerçekleştirilmeli ve tek evi olanlara güçlendirme teşviği sağlanmalıdır.
Piyasacı, rantçı yaklaşım reddedilmelidir.
Güvenli barınma, güvenli çalışma ve yaşam hakkı herkes için güvence altına alınmalı, kalıcı ve ücretsiz barınma sağlanmalı; imar afları tümüyle kaldırılmalıdır. Kamusal ve bilimsel denetim esas alınmalıdır.
Kentsel dönüşüm ile yeni rant projelerine yol açan ‘rezerv alan’, ‘acele kamulaştırma’ vb. uygulamalara son verilmeli, dönüşüm gerektiğinde kamu her açıdan yükümlülük üstlenmeli ve yerindelik esas olmalıdır.
Deprem vergileri amacına uygun olarak ve toplumsal yarar doğrultusunda kullanılmalıdır.
Bilim çevreleri ve emek-meslek örgütlerinin katılımıyla kapsamlı ve bağlayıcı bir deprem kanunu hazırlanmalıdır.
Afet yönetimi, meslek örgütleri, sendikalar ve yerel halkın katılımıyla demokratik biçimde yeniden yapılandırılmalıdır.
“DEPREMZEDELERİN BEKLENTİSİNİ KARŞILAMAK YERİNE, ONLARA IBAN NUMARASI ATILARAK ACILARINI ARTTIRMIŞLARDIR”
Fethiye Birleşik Mücadele Platformu’nun ardından, CHP Fethiye İlçe Örgütü basın açıklaması yaptı. CHP Fethiye İlçe Yönetim Kurulu Üyesi Sami Karagöz’ün okuduğu açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:
“Bu büyük felaket, ülkemizin yaşadığı en ağır insani ve toplumsal yıkımlardan biri olarak hafızalarımızda yerini korumaktadır. Bu büyük felaket, yalnızca doğanın değil; ihmalin, denetimsizliğin ve kamu sorumluluğunun yerine getirilmemesinin de acı bir sonucu olarak tarihe geçmiştir.”
Kamu kurumlarının asli görevi olan önleyici tedbirlerin alınmadığının altının çizildiği açıklamada, şunlar aktarıldı:
“Depremler yalnızca binaları değil; insanların yaşamlarını, umutlarını ve gelecek hayallerini de enkaz altında bırakmıştır. Aradan geçen zamana rağmen birçok depremzede hâlâ barınma, sağlık, eğitim ve geçim sorunlarıyla mücadele etmektedir. Ülke yönetimde bulunan kişi ve kişiler depremzedelerle alay edercesine bedava elektrik, su ve konut kullanıyorlar şeklinde ifadeler sarf etmektedirler.
Kalıcı konutlara erişim, sosyal desteklerin sürekliliği, adaletli ve bilimsel inşa süreçleri, depremden etkilenen yurttaşlarımızın en temel beklentisidir. Depremzedelerin beklentisini karşılamak yerine onlara IBAN numarası atılarak acılarını arttırmışlardır.”
“BU FELAKET BİR ‘KADER’ DEĞİL, ÖNLENEBİLİR BİR İHMALLER ZİNCİRİDİR”
Depremin ardından kaybolan yurttaşlara dikkat çekilen açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:
“Son günlerde dünya gündemini sarsan çocuk kaçırma ve istismarı ülkemiz kamuoyunun endişesini artırmıştır. Ordu personelimizin ve kolluk kuvvetlerimizin deprem bölgelerine hemen yönlendirilmemesi hırsızlık, organ mafyası ve çocuk kaçırılması olaylarında güvenlik zafiyetleri oluşmuştur.”
Açıklamanın devamında, şunlara vurgu yapıldı:
“Bu felaket bir ‘kader’ değil, önlenebilir bir ihmaller zinciridir. Kamu kurumları görevlerini yerine getirmek, yapılan hataların hesabını vermek ve benzer acıların tekrar yaşanmaması için somut adımlar atmak zorundadır. 6 Şubat’ı unutmuyoruz, unutturmuyoruz.
Kaybettiklerimizin anısı önünde saygıyla eğiliyor; sorumluların hesap verdiği, güvenli ve insan onuruna yakışır bir yaşamın kurulduğu bir gelecek talebimizi kamuoyuna ilan ediyoruz.”
“HALA İNSANLAR ISLAK, NEMLİ, KÜFLÜ KONTEYNERLARDA YAŞAMAYA ÇALIŞIYORLARSA BU NORMALLEŞME FALAN DEĞİLDİR”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 27 Aralık 2025’te gerçekleştirdiği Hatay ziyaretini hatırlatan Türkiye İşçi Partisi (TİP) Fethiye İlçe Başkanı Gamze Yılmaz Çatak, şunları söyledi:
“Cumhurbaşkanı Hatay’a gitmeden önce oraları süslediler, ‘ışıl ışıl’ dediler, ‘normalleşiyor’ dediler. Bunun tekrar altını çizmek istedik çünkü normalleşme dediğimiz şey, hâlâ çamurların içinde yaşamaksa bu normalleşme değildir.
Hâlâ çocuklar; elleri, ayakları üşüyerek, titreyerek okul sıralarına gidip, yazı yazamıyorlarsa bu normalleşmek değildir. Hâlâ insanlar ıslak, nemli, küflü konteynerlarda yaşamaya çalışıyorlarsa bu normalleşme falan değildir. Dolayısıyla buna ‘normalleşme’ diyenlerden hesap sormak gerektiğini bir kenara koyalım.”


Cezaevinde tutukluyken Türkiye İşçi Partisi’nden (TİP) aday olarak 14 Mayıs 2023 seçimlerinde Hatay milletvekili seçilen Can Atalay hakkında konuşan Yılmaz Çatak, şunların altını çizdi:
“Hatay halkının, deprem sonrasında çeşitli illerden tekrar Hatay’a dönüp seçtikleri, iradelerini gösterdikleri Hatay Milletvekili Can Atalay defalarca AYM kararlarına rağmen hâlâ tutsak ediliyorsa bunun hesabını sormamız lazım. Özellikle tutsak ediyorlar çünkü oranın haklarını savunacağını biliyorlar.”
Yılmaz Çatak, konuşmasının devamında şunlara dikkat çekti:
“Deprem günü insanlar daha canlıyken, depremde enkaz altlarında selalarını dinlettikleri için hesap sormak zorundayız. İnsanlar depremde enkaz altında kaldıkları için değil; soğuktan öldükleri için, devletsizlikten öldükleri için hesap sormak zorundayız.
İnsanlara battaniye, çadır, tedarik etmesi gereken o alçaklar; çadır sattığı için hesap sormak zorundayız. Unutmak yok, affetmek yok, helalleşmeyeceğiz. Hep birlikte mücadele ederek hesap soracağız.”
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!













