Muğla’nın Fethiye ilçesinde 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü için sendikalar, sivil toplum örgütleri, meslek örgütler ve siyasi partiler bugün (1 Mayıs) saat 10.00’da Salı Pazarı alanında toplandı. Saat 11.00’de Beşkaza Meydanı’na yürüyüşe geçildi.
Yürüyüş boyunca, “Yaşasın 1 Mayıs”, “Faşizme karşı omuz omuza”, “Kurutuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz”, “Hak, hukuk, adalet”, “Havama, suyuma, toprağıma dokunma”, “Kadın cinayaetleri politiktir”, “İnsana, hayvana, yer yüzüne özgürlük”, “Gün gelecek, devran dönecek, AKP halka hesap verecek”, “Diktatör gidecek demokrası gelecek”, “Bu daha başlangıç mücadeleye devam”, “Karanlığa teslim olmayacağız”, “Kadın, yaşam, özgürlük” sloganları atıldı.
Bu yıl ilk defa LGBTİ+ örgütü Muğla Pride da Fethiye’de 1 Mayıs kortejine katıldı. Diğer yandan kürsüde Muğla’nın Milas ilçesine bağlı İkizköy’de kömür madeni için 679 parsellik yerleşim yeri, zeytinlik ve tarım arazisinin acele kamulaştırılmasına karşı çıktığı için bir aydan fazla süredir tutuklu olan Esra Işık da kürsüde anıldı ve “Esra Işık yalnız değildir” sloganları atıldı.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!


Beşkaza Meydanı’nda kurulan kürsüde ilk olarak Fethiye 1 Mayıs Tertip Komitesi tarafından hazırlanan açıklamayı Çetin Şimşek okudu.
Açıklamada 2026 yılı için “İşçi sınıfı ve emekçilere yönelik saldırıların daha da yoğunlaştığı, faşist baskı ve zorbalığın hayatın her alanında artarak devam ettiği bir süreç” değerlendirmesi yapıldı.
İşçilerin ve emekçilerin ağır ekonomik ve siyasi sorunlar altında yaşadığı, belirtildi ve “Bir yandan açlık ve sefalet diğer yandan ağır faşist baskı ve zor politikalarıyla karşı karşıyayız” ifadeleri kullanıldı. Ekonomik krizin faturasının işçi ve emekçilere ödetilmek istendiği belirtildi.


Açıklamada gazetecilerin, işçilerin, hak savunucularının tutuklanması gündeme getirilerek, “Adaletten eğitime kadar birçok alanda gerici-faşist bir kuşatma altındayız. Sorgulayan ve hesap soran herkes yargı sopasıyla susturulmaya çalışılıyor” ifadeleri kullanıldı.
Okullardaki şiddete değinilen açıklamada şunlar söylendi: “Okullar tarikatlara teslim ediliyor, laik ve bilimsel eğitimden uzaklaşılıyor. Şiddet artık ders sıralarına kadar sirayet etmiş, öğretmenlerin ve öğrencilerin yaşam haklarını tehdit eden bir noktaya dayanmış durumda. Çocukların ve öğretmenlerin kendilerini en güvende hissedecekleri yer olan okullarında katledilmeleri dinci-gerici zihniyetin sonucudur. Bir kuşak, bir toplum adeta karanlığa teslim edilmek isteniyor. Bu karanlığa teslim olmayacağız.”


Sadece yaşamların değil doğanın da tehdit altında olduğu belirtilen açıklamada, “ağaçlarımız, sularımız maden tekellerinin kar hırsına kurban edilmektedir” ifadeleri kullanıldı.
“BU İKTİDARI TARİHİN ÇÖPLÜĞÜNE GÖNDERECEK GÜCÜMÜZ VAR”
Açıklamada sermaye sınıfının topyekûn saldırısına karşı, topyekûn bir direnişle karşı çıkılması gerektiği, işçi sınıfının üretimden gelen günü kullanması gerektiği ve işçi sınıfının birliğinin sağlanması gerektiği dile getirildi.
Bunun mümkün olduğuna dair şu değerlendirmeler yapıldı:
“Hepimiz biliyoruz ki, yaşadığımız tüm bu sorunları ortadan kaldıracak, bu iktidarı tarihin çöplüğüne gönderecek gücümüz var. Bunu yapabileceğimizi 19 Mart yargı darbesinde barikatları yıkarak Saraçhane’yi özgürleştiren gençlikten biliyoruz! Biz bunu Ankara’nın ayazında gece gündüz direnen ve sonunda kazanan Maden işçilerinden biliyoruz. Adeta çoban ateşi gibi memleketin her yerinde direnişler örgütleyen işçilerden, emekçilerden biliyoruz. Evet bir kez örgütlenip mücadele etmeye başladığımızda, hiçbir iktidarın karşımızda duramayacağını çok iyi biliyoruz.”


“HARAMİLERİN SALTANATINI DA HOLDİNGLERİN SEFİL ÇIKARLARINI DA VE AKP-MHP GERİCİ FAŞİST İKTİDARINI DA YIKACAĞIZ”
Açıklamada son olarak şu ifadeler kullanıldı: “Bu alandan, 1 Mayıs’ı örgütleyen Tertip komitesi olarak coşkuyla ve kararlılıkla bir kez daha ilan ediyoruz. Haramilerin saltanatını da holdinglerin sefil çıkarlarını da ve AKP-MHP gerici faşist iktidarını da yıkacağız! Biz kazanacağız.”
ŞAZİDE GENÇ: “TOPRAĞI, SUYU VE ORMANI KORUMADAN TARIMI KORUYAMAYIZ”
Ardından tarım işçici Şazide Genç söz aldı. Genç, güneşin altında, soğukta, yağmurda çalışan, torağın dilini bilen milyonlarca tarım işçisinden biri olduğunu söyledi.
Yaşadıkalrı zorlukları ise şu şekilde anlattı:
“Ürettiğimizle sofraları bereketlendiririz ama ne yazık ki çoğu zaman kendi soframız eksik kalır. Alın terimiz çok, kazancımız az; emeğimiz büyük, karşılığı çoğu zaman da yetersizdir. Sosyal güvencemiz ise güçlüklerle doludur. Kadınlar olarak yükümüz daha da ağırdır. Hem tarlada çalışırız hem evde üretiriz. Çocuk büyütür, aileye bakar, hayatı omuzlarız.”
“YALNIZCA EMEĞİMİZ İÇİN DEĞİL, YAŞAM HAKKIMIZ İÇİN DE MÜCADELE EDİYORUZ”
Genç, bugün yalnızca haklarını dile getirmek için değil aynı zamanda toprağı ve doğayı savunmak için de burada olduklarını söyledi ve “Hatay’da, Akbelen’de, Nif dağlarında ve ülkemizin bir çok yerlerinde zeytinliklerin, tarım alanlarının ve doğal alanların madenlere açılması sadece doğanın değil, emeğimizin de yok sayılmasıdır. Zeytin ağacı binlerce yıllık bir yaşamdır; o ağacı kesmek, bir geleceği kesmektir. Toprağı, suyu ve ormanı korumadan tarımı koruyamayız” dedi.
Doğa yoksa üretimin de olmayacağını söyleyen Genç, “Ormanlar giderse su gider, su giderse tarım biter. Bu yüzden yalnızca emeğimiz için değil, yaşam hakkımız için de mücadele ediyoruz. Doğamızın ve topraklarımızın rant uğruna madenler için yok edilmesine karşı mücadele edeceğiz ve bu mücadeleyi de bırakmayacağız” ifadelerini kullandı.
KADİR ALTUN: “BİNLERCE TURİZM İŞÇİSİ, BU ÜLKENİN TURİZM GELİRİNDEN HAK ETTİĞİ PAYI ALAMIYOR”
Ardından konuşan turizm işçisi Kadir Altun, turizm işçilerinin ülkenin güzelliklerini dünyaya tanıtan ve misafirlerin güzel anılar yaşamasını sağlayan kişiler olmasına rağmen emeklerinin karşılığını alamadıklarına dikkat çekti.
Altın turizm emekçilerinin sorunlarını şu şekilde dile getirdi: “Uzun çalışma saatleri, ödenmeyen fazla mesailer, düşük ücretler ve özellikle sezonluk çalışmalarda en temel insani hakkımız olan barınma hakkımızın bile yeterince sağlanmaması, artık kabul edilemez bir hale gelmiştir. Kışın aç kalan, yazın ise insani koşullardan uzak konaklama yerlerinde yaşamak zorunda kalan binlerce turizm işçisi, bu ülkenin turizm gelirinden hak ettiği payı alamıyor.”
En temel taleplerinin iş güvencesi ve iş güvenliği olduğunu belirten Altun, özellikle ekstrem sporlar, rafting, dalış, yamaç paraşütü, at binme gibi yüksek risk taşıyan faaliyetlerde çalışan emekçilerin her gün hayatlarını riske attığını söyledi. Altın, “Hiçbir turistin keyfi, hiçbir şirketin kârı, bir emekçinin canından daha değerli değildir” dedi.
FARUK BADUR: “SADAKA DEĞİL SİGORTA İSTİYORUZ, İŞ GÜVENLİĞİ İSTİYORUZ”
İnşaat işçisi Faruk Badur ise adının önemli olmadığını söyledi ve “çünkü ölen her işçinin adı unutuluyor bizim ülkede” dedi.
Badur sözlerine şöyle devam etti: “Ekmek parası deniyor. Her gün canımı ortaya koyduğum ekmek. Bize şükredin diyorlar. Neyine şükredeyim? Hayatta kaldığıma şükrediyorum. Sadaka değil sigorta istiyoruz, iş güvenliği istiyoruz. Asıl bayramı o zaman kutlayacağız.”
MEHMET TÜRKMEN: “ÖRGÜTSÜZLEŞTİRME VE UCUZ EMEK İSTİHDAMINA DAYALI EKONOMİ POLİTİKALARINDAN VAZGEÇİLMELİDİR”
Ardından Türkiye Belediyeler ve Genel Hizmetler İşçileri Sendikası’ndan (Belediye-İş) Mehmet Türkmen konuşmasını yaptı. Türkmen, her yıl olduğu gibi bu yıl da 1 Mayıs’ın yasaklar ve kısıtlamalar altında kutlanmaya çalışıldığını söyledi ve “1 Mayıs’ı alanlarda kutlamayı yasaklayan anlayışların, yönünün nereye dönük olduğunun en büyük kanıtı, işçi sınıfına karşı gösterdikleri olumsuz tavırdır” dedi.
Türkmen, yaşanılabilir bir Türkiye için şu taleplerin yerine getirilmesi gerektiğini söyledi:
“Örgütsüzleştirme ve ucuz emek istihdamına dayalı ekonomi politikalarından vazgeçilmelidir. Tüm çalışanlara ve emeklilere insan onuruna yaraşır bir gelir sağlanmalıdır. Özelleştirme adı altında yapılan yağmalanmaya son verilmeli. İMF (Uluslararası Para Fonu – International Monetary Fund) ve Dünya Bankası politikalarına karşı sosyal devlet geliştirilmeli, üretime yatırıma ağırlık veren ekonomi politikaları benimsenmelidir. Ulusal bağımsızlık korunmalıdır. Geçmiş 1 Mayısları kana bulayan suçlular bulunup yargılanmalıdır.”
TUNA KARAKAŞOĞLU: “FETHİYE’NİN KENTLİ EMEKÇİLERİNİN HAKLI SESİNİ HEP BİRLİKTE YÜKSELTECEĞİZ”
Ardından Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Türkiye Sosyal Sigortalar, Eğitim, Büro, Ticaret, Kooperatif ve Güzel Sanatlar İşçileri Sendikası (Sosyal-İş) adına Tuna Karakaşoğlu söz aldı.
Karakaşoğlu ilk olarak Ankara’daki eylemlerinin ardından kazanım elde eden Doruk Madencilik işçilerini şu sözlerle selamladı: “Bu direniş, emeğin birleştiğinde neleri değiştirebileceğini, birliğin karşısında hiçbir engelin duramayacağını bir kez daha kanıtlamıştır. Maden işçilerinin zaferi hepimize göstermiştir ki hak verilmez, 1 Mayıs meydanlarında olduğu gibi omuz omuza, mücadeleyle alınır.”
Karakaşoğlu, yalnızca fabrikalarda değil Fethiye sokaklarında görünmeyen emeğiyle yaşayanlar olarak da örgütlenme iradesini büyüteceklerini söyledi ve sözlerine şöyle devam etti: “Bugün ilçemizdeki market çalışanları, mağaza emekçileri, özel sektör öğretmenleri, eczane teknikerleri, çağrı merkezi çalışanları ve büro emekçileri; güvencesiz koşullarda, düşük ücretlerle ve yalnızlaştırılarak çalıştırılmaktadır. Birçok emekçi, kendisini bu büyük sınıfın bir parçası olarak görmeden yaşamaya, hak aramadan boyun eğmeye zorlanmaktadır.”
Bu yalnızlığı kırmaya kararlı olduklarını dile getiren Karakaşoğlu, “Fethiye’nin kentli emekçilerinin haklı sesini hep birlikte yükselteceğiz” ifadelerini kullandı. İşçi sınıfının yalnızca sanayi bölgelerinde değil “işyerlerinin her rafında, her kasasında, her masasında ve her hizmet biriminde” olduğunu dile getiren Karaşaoğlu, “1 Mayıs, bu devasa emeğin bölünmez bir güç olarak ayağa kalktığı gündür. Bu büyük emeği örgütlemeye, birleştirmeye ve haklarımızı alana kadar kavgayı büyütmeye söz veriyoruz” dedi.
YÜCEL ÖZCAN: “YAN YANA OMUZ OMUZA HER TÜRLÜ MÜCADELEYİ BİRLİKTE ÖRECEĞİZ”
Kamu emekçileri adına konuşan Yücel Özcan, sorunlarını şu şekilde dile getirdi: “Biz kamu emekçileri bu ülkenin omurgasıyız. Okulların, hastanelerin, adliyelerin, belediyelerin ve birçok kamu kurumunun yükünü taşıyanlarız. Yine bizler ağır yoksulluk çeken, şiddete, mobinge, baskıya, sürgünlere maruz kalan kamu emekçileriyiz. Her geçen gün maaşları eriyen, güvencesizliğe ve liyakatsizliğe maruz kalanlarız. Yani işçiler, emekliler ve toplumun dar gelirli diğer kesimleri gibi bizler de sömürülmekteyiz. Onun için yan yana omuz omuza her türlü mücadeleyi birlikte öreceğiz.”
Özcan siyasi iktidarın baskıcı politikalarına dikkat çekerek bir aydan fazla süredir tutuklu olan Esra Işık’a dair şunları söyledi: “Talana ve haksızlığa karşı direnen Esra Işık özelinde tüm doğa savunucularını, Ankara’da ekmek mücadelesi veren Maden işçilerini nezdinde bütün işçi direnişlerini, demokrasi mücadelesi veren tüm siyasi tutsakları ve bir bütün emek mücadelesini savunuyor ve sahipleniyoruz.”
DUYGU İŞÇİ: “HUKUKU, YALNIZCA METİNLER ÜZERİNDEN DEĞİL, HAYATIN İÇİNDE VAR ETMELİYİZ”
Son olarak konuşan Muğla Barosu Fethiye Temsilciliği’nden Duygu İşçi, “Bir hukukçu olarak şunu açıkça ifade etmek isterim ki; emek, sadece bir üretim aracı değil, aynı zamanda insan onurunun, özgürlüğünün ve toplumsal varlığının temelidir. Ancak bugün geldiğimiz noktada, hukuk metinleri ile hayatın gerçekliği arasındaki mesafenin açıldığını da görmek zorundayız” ifadelerini kullandı.


İşçi, günümüzde güvencesiz ve esnek çalışmanın yaygınlaştığını, kayıt dışı istihdamın özellikle gençler ve göçmenler arasında yaygınlaştığını, iş kazaları ve meslek hastalıklarının can almaya devam ettiğini, ücretlerin enflasyona karşı eridiği dile getirdi ve “Belki de en önemlisi, örgütlenme hakkı üzerindeki fiilî baskılar, emeğin kolektif gücünü zayıflatıyor” dedi.
İşçi, sorunun yalnızca mevzuat eksikliği olmadığını, kuralların etkin uygulanmaması ve denetim mekanizmalarının yeterince işletilmediğini ifade etti.
Bu noktada 1 Mayıs’ın anlamının derinleştiğini ve dayanışmanın öne çıktığını dile getiren İşçi sözlerine şöyle devam etti: “Çünkü haklar, bireysel çabalarla değil, kolektif iradeyle korunur. Çünkü adalet, yalnızca talep edilerek değil, birlikte savunularak gerçekleşir. Biz hukukçulara düşen görev ise açıktır: Hukuku, yalnızca metinler üzerinden değil, hayatın içinde var etmeliyiz. Mesleğimizi icra ederken hakkın ve emeğin yanında olmalıyız.”
İşçi son olarak mesleklerini icra ettikleri ve hak mücadelesi veren ve cezaevinde olan avukatlar Mehmet Pehlivan, Can Atalay ve Selçuk Kozağaçlı’yı selamladı.


Yürüyüşün başında ise sendika temsilcileri Gündem Fethiye’ye konuştu:




























Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!

