Hayır diyebilmek
Bize ‘hayır’ demek öğretilmedi.
Aksine ‘hayır’ demek, -en çok da çocukluğumuzda- cezalandırılmayı peşinen kabul etmeyi gerektirirdi. Cezalandırılmamak için ‘hayır’ demeyi değil her durumda ‘evet’ demeyi öğrendik.
Bugün yetişkin birer insan olarak, hala ‘hayır’ demekte zorlanıyoruz. Bunun tek sebebi, çocukluğumuzda aldığımız ‘terbiye’ değil elbette. İçinde var olmaya çalıştığımız- yaşamaya çabaladığımız- bu günkü baskıcı toplumun; birey olabilmiş, özgürleşmiş yetişkin insanları, çeşitli biçimlerde cezalandırılıyor olması.
Hangi sosyal çevrede yaşıyor olursak olalım, hangi dünya görüşünü savunuyor olursak olalım, ezcümle toplumun büyük bir çoğunluğunun gözünde; ‘hayır’ demeyi bilmeyen, ‘uyumlu insanlar’ makbul, ‘hayır’ diyebilenler ise hedef tahtası oluyorlar.
Akademisyen-Yazar, Psikolog Doğan Cüceloğlu kitaplarında ‘ait olma ve birey olma dansı’ndan söz eder. İnsanın en temel içsel gerilimi olarak tanımladığı, insanların ‘ait olma’ ve ‘birey olma’ ihtiyaçlarının çelişmesini, bu iki temel ihtiyacın birlikte ve denge içinde sürdürebilmesi halini bir dansa benzetir. İnsan doğasını ve kendimizi tanıma yolculuğumuzda, kitapları ile ufkumuzu genişletir.
90’lı yıllarda altını çizerek, içinde yer alan bir nevi ‘kişilik testleri’ni samimiyetle çözerek okuduğum İçimizdeki Çocuk kitabından çok faydalandığımı hatırlıyorum. O günlere değin tıpkı ‘yetişkinler’ gibi gördüğüm, bastırdığım, yok saydığım, susturduğum ‘içimdeki çocuk’, bu kitabı okuduğum günlerde sık sık düşlerime girmiş, bir süre sonra onu içimde yaşatmayı başarmıştım. Çocukluğum; en yakın arkadaşım olmuştu tekrar.
Bu düşlerden birinde, karanlık bir tünelde çocukluğumu arıyordum. Tünel, bir demiryolu tüneliydi. Raylar, tünel çıkışına yaklaştıkça görünür hale gelmeye başlamış, rayların iki yanında yer alan yolcuların beklediği beton platforma çıkmıştım. Platformda tek bir yolcu yoktu. ‘Çocukluğumun bu karanlık tünelde tek başına ne işi var’ diye düşündüğüm sırada, kısa kloş eteklik giymiş içimdeki çocuk, saklandığı duvar dibinden fırlamış, bir ayağını hafifçe yere koyarken diğer ayağını ve kloş etekliğini hafifçe havalandırarak, küçük sıçrayışlarla ilerlerken –seke seke ilerleyerek- tünelin çıkışına taşımıştı beni. Düş işte, tünel bir okul bahçesine açılmış, çocukluğum; güneş ışığında parlayan gülüşüyle, arkadaşları ile birlikte okul bahçesinde koşmaya, oynamaya başlamıştı.
Bu, başlangıçta içime korku salan ama bitişiyle birlikte güneş ışığında çocukluğumla kavuşmamı sağlayan düşün ardından, artık otuzlu yaşlarına yaklaşmış bir kadın olan ben, bir süre yollarda seke seke ilerleyerek, kendimi ve yanımdakileri güldürmüştüm.
‘Hayır’ diyebilmeye de başlamıştım. Çocukluğuyla barışmış insanlar kendisiyle de barışıyor. Daha özgüvenli, hoşgörülü ve cesaretli oluyor. Topluma ve her kesimden insana, onların çocukluk yaralarını düşünerek, ‘onlarda bir zamanlar çocuktu’ düşüncesiyle yaklaştığım ve bu yaklaşım sonucunda hatalarını hiç sorgulamadan affettiğim tüm ‘yetişkin’ insanlara bakışım da değişmişti. Çocukluğumuzun sadece çocukluk yaralarından ibaret olmadığını anlamış, onlardan daha samimi ve cesur olmalarını istemeye başlamıştım, ısrarla. Sorumluluk almaktan kaçınmalarını kabul edemez olmuştum. Bedel ödemeden, insan nasıl kendisi olabilirdi ki?
İnsan gücünü nereden alırsa alsın; baskıcı toplum, cezalandırılma korkusu, makbul insan olamamak ve dışlanmak korkusu, ölüm korkusu vb. gerekçeleri bir kenara koymalı, doğru bildiğini söylemeli ve doğru bildiği yolu kendisi için açmalı. Risk almadan, vazgeçmeyi göze almadan yaşamak, yaşamak değil.
Gücümün bir kısmını aldığım o kloş etekli, güneşin altında gülüşü parlayan çocuk, onu sakladığım ve adeta karanlıkta ölüme yatırdığım tünelden çıktı çıkalı herkese önerimdir; en zor anlarınızda çocukluğunuza sarılın ısınacaksınız, çocukluğunuza sorun hiç ummadığınız netlikte ve basit görünen uygulanması zor yanıtlar verecek size. Danimarkalı yazar Hans Christian Andersen’in Kral Çıplak masalında, ‘kral çıplak’ diye bağıran o çocuk misali…
Küçük bir not; Doğan Cüceloğlu’nun ‘İçimizdeki Çocuk’ kitabının okunması dileğiyle.
21-04-2026
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!
