İnsan olmaya dair
İnsan kendinden korkar mı?
Korkmalı bence.
İçinde yaşadığımız küresel savaş, küresel ısınma, türlerin yok edilişi, arkası kesilmeyen kadın cinayetleri, hayvanların katli -sokak köpekleri için utanmadan yasa çıkarılmıştı- hiçbir gün eksik olmayan her türlü cinayet, yolsuzluk, farklılıkların zenginlik olarak kabul görmemesi ve sonuç olarak ayrımcılık, kendinden olmayana zulüm, baskı, orman yangınları, seller, trafik kazaları -ki bir çoğu trafik cinayeti olarak nitelendirilebilir- iş kazaları, maden göçükleri, iklim değişikliği, kuraklık, taciz, tecavüz, toprak kaymaları, tarım alanlarının yok edilerek betonlaştırılması, plansız programsız ve çok sayıda yapılmış HES projelerinin kuruttuğu ırmaklar, uyuşturucu ticareti sonucunda öldürülen gençler, yoksulluk, açlık, dünyanın kapısı önünde bekleyen en büyük tehlike -ki bugünlerde sık sık telaffuz ediliyor- yine insan yapımı atom bombası… Bu tablonun tek sorumlusu olan insan nesli ise -ki öyle- insan, kendinden korkmalı bence.
Çocukluk ve ilk gençlik yıllarımda kendimden korktuğumu hatırlıyorum. Kendimin ve çevremdeki insanların hayatı ve dünyayı değiştirme/dönüştürme gücünü fark etmiştim. Dünya ve onun bir parçası olarak yaşamak bu kadar güzel iken aniden öfke nöbetleri yaşayan yetişkinler ya da Kıbrıs Barış Harekatı ile tanıştığım savaş, o günlerde kesilen elektriklerimiz, bir bombanın hedefi olmamak için evlerden sokaklara dökülüşümüz vb. bir çok ‘bu işte bir terslik var’ dedirten insan işi kargaşalar korkmama sebep olmuş olmalı.
Kendimden korkmamın bir diğer ve belki daha etkileyici sebebi ise iç dünyamda yaşanan kargaşalardı. Henüz okul çağında değildim. Kime kırıldığımı ve nedenini hatırlamıyorum ama o gün, iç dünyamda fırtınalar esiyordu. Hem çok kırılmış, hem çok öfkelenmiş, hem de kendimi çok çaresiz hissediyordum. İç dünyamda duygular birbiri ile kavga ediyor, telaşa kapılmama neden oluyordu. Babaannem görmüş, geçirmiş bir kadındı. Çevresindeki insanlar birçok işlerini ona danışırdı. İçinde bulunduğum ruh halini anlamıştı. Yavaşça yanıma geldi ve şefkatle yüzüme bakarak; “Sağ omzunda iyi melek, sol omzunda kötü melek var. Sen iyi meleği dinle ve onun dediğini yap” dedi. Sakinleşmiştim. Beni sakinleştiren şey söyledikleri değil; duygu dünyamla birlikte beni olduğum gibi kabul etmesi, duygu dünyama değer vermesiydi. Demek ki ortada telaşlanacak bir şey yoktu; kırılmak, kızmak, çaresiz hissetmek doğal duygulardı.
O yaşlarda insan neslinin doğasına dair teoriler üretebilecek değildim elbette ama ilk gençlik yıllarımla birlikte ‘insan nasıl bir canlıdır, diğer canlılardan farkı var mıdır, ben kimim, insanın kendisi olması nedir, nasıl kendisi olur, insan nasıl doğru davranabilir, iyi-kötü nasıl ayırt edilebilir, peki kime göre iyi…’ ve benzeri sorular, yıllarca ve bugün de zihnimde dolandı durdu.
Bizim kuşak -78 kuşağı- kitap kurduydu. Kitapları da bu sorularıma bir yanıt olabilir mi heyecanıyla okurdum. Orhan Pamuk’un Yeni Hayat romanı; ‘Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti’ diye başlar ya; benim hayatım da 1500’lerde yaşamış Montaigne’nin Denemeler isimli kitabıyla değişmişti. Montaigne, Denemeler isimli kitabında, kendisinden büyük bir samimiyetle söz ediyor, insanın doğasına dair kendince doğru bulduğu önermeleri alçak gönüllü, eleştirilere de açık olduğunu gösteren büyük bir öz güvenle, yumuşak bir üslupla anlatıyordu. Hayatımı değiştiren o paragrafı buraya kaydedeyim;
‘Başkalarında gördüğümüz her şeyi kendi içimizde de buluruz. İnsan tabiatı öyle bir yapıdadır ki her birimiz bütün insanlık hallerini kendi varlığımızda taşırız. Başkalarının kusurlarını yargılarken aslında kendi kusurlarımızı da yargılarız çünkü insanın başına gelebilecek hiçbir şey yoktur ki, onun tohumu bizde bulunmasın.’
Bu paragraf çok şeyi anlatıyor insana dair. Çocukluğumda iç dünyamda yaşadığım o kargaşa, babaannemin ‘iyi ve kötü melek’ hikâyesi, ilk gençliğimde kendimde de hissetmeye başladığım insanın değiştirme-dönüştürme gücünün bir doğal afete dönüşüp kötü sonuçlara da yol açabileceği gerçeği, sözün özü ‘her insanda insanlık hallerinin tümünün var olduğunu’ anlatıyor.
Kıssadan hisse olsun; çocuklarımızın duygularına ve gençlerin duygu ve düşüncelerine değer verelim. Duygu ve düşüncelerine saygı duyulmadan büyümüş insanlar kendilerini çaresiz hissettikleri anlarda, köşeye sıkışmış vahşi bir hayvan misali kendisini ve her şeyi yok edebilir.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!
