Kalp gözüyle görmek
Hayal bu ya bir anlığına yaşam dursa ve düşünsek kaçımız o an bulunmak istediğimiz zaman ve mekândayız acaba?
Bizi o an bulunduğumuz zamana ve mekâna çıkaran hangi yollardan geçtik?
O yolun ne kadarını öz benliğimizin özgür iradesiyle yürüyebildik?
O an bulunduğumuz zaman ve mekândan samimiyetle memnun muyuz?
Memnuniyetimiz neden bu denli az?
Hatta çoğumuz neden hiç memnun değiliz?
Peki ya dünya, yaşamın durduğu o an dünyanın fotoğrafını çekebilsek o fotoğrafta gördüğümüz halini nasıl buluyoruz?
Savaşlar, yeni savaş çığırtkanlıkları almış başını gidiyor, öyle değil mi?
Çektiğimiz fotoğrafın tam da o anında kendi akranını bıçaklayarak öldüren çocuk yaşta genç bize neyi anlatıyor?
Kucağında iki-üç yaşlarında çocuğuyla az önce bir başka kadından dilendiği parayla bir marketten satın aldığı kuru ekmeği, aynı marketin önündeki kaldırıma oturmuş yiyen genç kadının o an bulunduğu zaman ve mekânda olmak istediğini söyleyebilir miyiz?
Neden hem bireysel hem de toplumsal yaşamlarımız memnuniyet vermiyor, neyi gözden kaçırmış olabiliriz?
Gözden kaçırmış olabileceğimiz o şey, yaşamlarımızın çoğu döneminde ona fırsat vermediğimiz, varlığını dahi unuttuğumuz, kendimize ve dış dünyaya bakışımızı, hayatlarımızı ve dünyayı değiştirebilecek ‘kalp gözüyle bakabilme’ yeteneğimiz olmasın?
Çoğumuz biliriz; insanlık tarihinde ‘kalp gözüyle görmek’ diye bir kavram vardır ve bu kavram kendimize ve tüm dünyaya duymamızı öneren sevgiyi, merhameti ve anlayışı ifade eder.
‘Kalp gözüyle görmek’ kavramının insanlık tarihindeki kökeni de çok eski zamanlara dayanır. Din âlimleri – örneğin İmam Gazali, kalbimizi ruhumuzun merkezi olarak tanımlamıştır- felsefeciler –örneğin Frithjof Schuon, ‘Kalp Gözü’ isimli bir kitap kaleme almış ve kitabında kalp gözüyle görmenin felsefi temellerini incelemiştir- tarafından değişik biçim ve içeriklerde ele alınmış bir kavramdır.
Çok eskilere gitmeden ‘kalp gözüyle görmek’ kavramını derinlemesine anlamamızı sağlayan Fransız yazar Antoine de Saint-Exupery’in ‘Küçük Prens’ isimli kitabını düşünelim.
Yazar Antoine de Saint-Exupery ‘Küçük Prens’ isimli bu kitabında, ‘kalp gözüyle görmek’ kavramını –bu kavramı birebir kullanmadan- kitabının merkezine oturtmuş ve gerçekten kalplerimize dokunan bir üslupla ‘çocukluğunda resim yapan ve büyüdükten sonra pilot olan yetişkin bir adamın hayatı anlama, anlamlandırma çabasını’ anlatmıştır. Kitabın hikâyesini, çölde uçağı bozulan ve durmak zorunda kalan bu pilotun ağzından dinlemek manidardır. Bu çölde bozulan uçak, içinde yaşadığımız hız çağını simgelemekte, pilot kurtarılmayı beklemektense, neden bu zamanda ve mekânda olduğunu sorgulamaktadır.
Tekrar başa dönecek olursak ne demiştik: ‘Hayal bu ya bir anlığına yaşam dursa ve düşünsek kaçımız o an bulunmak istediğimiz zaman ve mekândayız?’
Dolaştığımız zaman ve mekânlara kalp gözüyle bakabilmiş olsaydık, bireysel ve toplumsal yaşamlarımızda nasıl bir değişiklik olurdu?
Bir yaprağın kılcal damarlarında dolaşan suyun akışını dahi gözle görünür hale getiren, hayatın özüne varan kalp gözlerimiz hiç kapanmasın.
Küçük bir not: Antoine de Saint-Exupery’in ‘Küçük Prens’ isimli kitabının okunması dileğiyle.
