Muğla’nın Dalaman ilçesine yer alan Dalaman Havalimanı’nın inşaatında kullanılacak malzemenin çıkarılması için 19 Temmuz 2005 tarihinde, Çiftay İnşaat Anonim Şirketi’nin , Dalaman Kapukargın Mahallesi’nde yapmak istediği Kalker Ocağı ve Kırma-Eleme Tesisi Projesi’ne “ÇED Gerekli Değildir” kararı verildi. Fakat Çiftay İnşaat 2017’de YDA İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş’ye devredildi. YDA İnşaatın ocaktan çıkarılan malzemenin Dalaman Havalimanı’nda kullanılması için verdiği taahhüde uymaması nedeniyle ocak, 8 Nisan 2020 tarihinde kapatıldı.
Bunun üzerinde YDA İnşaat, çıkarılan malzemenin “serbest piyasada” satışının yapılabilmesi için Kalker Ocağı ve Kırma Eleme Tesisi Projesi için yeniden ÇED sürecine başvurdu ve Muğla Valiliği ÇED sürecini 16 Temmuz 2020 tarihinde başlattı. Yaklaşık üç buçuk ay sonra, 2 Kasım 2020 tarihinde projeye “ÇED Gerekli Değildir” kararı verildi.
Bölgede yaşayan yurttaşların itirazları üzerine, “ÇED Gerekli Değildir” kararına karşı dava açıldı ve Muğla 1. İdare Mahkemesi 27 Mayıs 2021 tarihinde, projenin işletme ruhsat sahasına üç kilometre mesafede zeytin alanları bulunduğunu tespit ederek “ÇED Gerekli Değildir” kararını iptal etti. Fakat Muğla Valiliği’nin itirazı üzerine hukuki süreç devam etti ve 2026 yılında hâlâ devam ediyor.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!
Bölgedeki yurttaşlar 2020 yılından bu yana zeytinliklerinde verimin düştüğünü ve yoğun bir toz kirliliği yaşadıklarını anlatıyor. Süreç ise kapsamlı ve karmaşık. Bu nedenle Gündem Fethiye, Kapukargın dosyasını bu haber serisinde üç bölümde ele alacak. İlk bölümde 2020 proje tanıtım dosyasında yer alan noktalar, ikinci bölümde ilk dava süreci ve ÇED Gerekli Değildir kararının iptali, son bölümde ise 2005 tarihli ÇED kararının yeniden gündeme getirilme süreci yer alacak.
Proje Tanıtım Dosyası’na geçmenden önce, sürecin kronolojisini daha iyi anlayabilmek için aşağıdaki butonları kullanarak çizelgeyi inceleyebilirsiniz:
PROJE TANITIM DOSYASI’NDA NE VARDI?
YDA İnşaat’ın 2020 yılında, Neten Çevre Danışmanlık Mühendislik ve Ölçüm Hizmetleri Sanayi ve Ticaret limited Şirketi’ne hazırlattığı Proje Tanıtım Dosyası’nda (PTD) belirtilenlere göre, projenin ömrü 23 yıl. Dosyada, proje kapsamında patlatmalı açık ocak işletmeciliği yapılacağı, patlatmayla gevşetilen toprağın ekskavatör ve kepçe yardımıyla kamyonlara yüklenerek kırma eleme tesisi alanına götürüleceği aktarıldı.
Proje tanıtım dosyasına göre, projeye ilk olarak 19 Temmuz 2005 tarihinde Çiftay İnşaat A.Ş.’ye “ÇED Gerekli Değildir” kararı verildi. Dosyada, ocağın Dalaman Havalimanı inşaatında kullanılacak malzemenin çıkarılması için planlandığı belirtiliyordu. Fakat 2016 yılında maden ruhsatı ve projeye ilişkin tüm haklar Çiftay İnşaat A.Ş.’den YDA İnşaat’a devredildi. 2020’de YDA, projeyi “piyasaya serbest satış” amacıyla yeniden gündeme getirdi ve yeni ÇED başvurusunu yaptı. Yani 2005’te kamu yatırımı kapsamında verilen “ÇED Gerekli Değildir” kararı, 2020’de özel bir şirketin piyasa satışına yönelik faaliyeti için yeniden gündeme getirilmiş oldu.
Proje tanıtım dosyasında, şirket devrinin ardından, o dönem Çevre ve Şehircilik Muğla İl Müdürlüğü’nün 30 Ekim 2017 tarihli yazısıyla 2005 yılında verilen “ÇED Gerekli Değildir” kararının YDA İnşaat adına geçerliliğinin devam ettiğine dair onay verildiği de belirtiliyor.
DEVİR KONUSUNDA MEVZUAT NE DİYOR?
Bir önceki ÇED Yönetmeliği olan ve projeye dair ÇED sürecinin devam ettiği yılda yürürlükte bulunan 25 Kasım 2014 tarihli ÇED Yönetmeliği’nin 21’inci maddesine göre “Proje sahibinin herhangi bir nedenle değişmesi durumunda; projenin yeni sahibi, devirle ilgili bilgi ve belgelerin tasdikli suretini, taahhütnamesini ve imza sirkülerini Valiliğe sunmakla yükümlü olup, projenin önceki sahibinin taahhüt ve yükümlülüklerini, devir tarihinden itibaren, başka bir işleme gerek kalmaksızın üstlenmiş sayılır.”
Yeni yönetmelik olan 29 Temmuz 2022 tarihli ÇED Yönetmeliği’nde de proje sahibinin değişmesi durumunda gerekli belgelerin 90 takvim günü içerisinde ilgili il müdürlüğüne sunulması gerektiği belirtiliyor ve “Devir tarihinden itibaren projenin önceki sahibinin taahhüt ve yükümlülükleri başka bir işleme gerek kalmaksızın projenin yeni sahibi tarafından üstlenilmiş sayılır” deniyor
YDA İnşaat’ın 2017’de Bakanlığa yaptığı başvurudaki yazı da bu maddeye dayanıyor.
Fakat 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 10’uncu maddesi, “Gerçekleştirmeyi planladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya Proje Tanıtım Dosyası hazırlamakla yükümlüdürler” diyor. Bu madde ise projeyi değil faaliyeti esas alıyor. Yani 2005 yılında değerlendirilen ve “ÇED Gerekli Değildir” kararı verilen, havalimanı inşaatı için malzeme çıkarımı ile 2020’deki faaliyetin aynı olup olmadığı sorusunu gündeme getiriyor.
PTD’de, bu duruma dair kapasitenin aynı kaldığı, yalnızca alıcının değiştiği şu sözlerle ifade ediliyor: “Söz konusu Projede sadece Kırma Eleme Tesisinde kapasitesi değiştirilmeden (208.000 ton/yıl) gelişen teknolojiye uygun olarak modernizasyonu yapılması ve Dalaman Havalimanı İnşaatı tamamlandığı için ocaktan çıkartılan malzemenin Piyasaya Serbest satışının yapılması amaçlanmıştır.”
Yani şirket kapasitenin aynı olacağını söylüyor fakat dosyada bu durum açıklanmıyor, sadece söyleniyor. 2005’te havalimanı inşaatı için sınırlı süreli, belirli bir alıcıya yönelik üretim ile 2020’deki “23 yıl boyunca piyasaya satış” üretiminin kümülatif çevresel etkisinin gerçekten aynı olup olmadığına dair detaylı bir açıklama bulunmuyor.
KAPUKARGIN MAHALLESİ’NİN PROJEYE GÖRE YÖNÜ DOSYANIN FARKLI NOKTALARINDA FARKLI ŞEKİLDE GEÇİYOR
Tüm bunların yanından PTD’de bazı noktalardaki açıklamalarda tutarsılıklar göze çarpıyor. Bunlardan ilki kalker ocağından etkileneceği belirtilen Kapukargın Mahallesi’nin, proje alanına göre yönünün dosyanın farklı bölümlerinde farklı şekilde verilmesi olarak öne çıkıyor.
Örneğin “Gürültü Kirliliği” bölümünde şu söyleniyor: “Faaliyet sırasında günde 10 saat çalışılacaktır. Yukarıdaki tablodan da görüleceği üzere yönetmelikte belirtilen Lgündüz sınır değeri 70 dBA’dır. Proje yerine en yakın yerleşim yeri kuş uçuşu 350 metre kuzeydoğu istikametinde yer alan Kapukargın Mahallesine ait hanelerdir.”
“Tesisin hava kirlenmesine katkı değerleri” bölümünde ise yerleşimin kuzeybatı yönünde olduğu belirtiliyor.
Çoğu noktada ise yön belirtilmeden yalnızca “en yakın yerleşim birimi 350 m mesafede yer alan Kapukargın Mahallesine ait hanedir” ifadesi kullanılıyor. Projenin Yeri ve Etki Alanının Mevcut Çevresel Özellikleri bölümünde ise yalnızca “bat” yönünde olduğu yazıyor: “Proje Alanına En Yakın Yerleşim yeri 350 metre bat istikametinde yer alan Kapukargın Mahallesine ait hanedir.”
En yakın hanenin gösterildiği bir harita ise PTD’de yer almıyor. Google Earth verilerinden ise doğru yönün yaklaşık 350 metre kuzey doğu olduğu anlaşılıyor.


ALTERNATİF DEĞERLENDİRMESİ YAPILMAMIŞ
Diğer yandan ÇED süreçlerinde hazırlanan raporlardaki temel başlıklardan biri olan alternatif yer ve teknoloji değerlendirmesinin yapılmadığı görülüyor. Proje tanıtım dosyasında şu ifadeler yer alıyor: “Projenin alternatif yer seçimi düşünülmemiştir.”
Teknoloji konusunda ise şunlar söyleniyor: “Mevcut ve planlanan üretim yöntemi olan Patlatmalı Açık Ocak İşletmeciliği… bu sebeple alternatif bir üretim yöntemi ve teknolojisi düşünülmemiştir.”
Oysa Avrupa Birliği (AB) ÇED Direktifi‘nin 5’inci maddesive Ek IV, alternatif değerlendirmeyi zorunlu kılıyor.
FLORA-FAUNA ÇALIŞMASI YAPILMAMIŞ
Proje tanıtım dosyasında yer alan “EK-5’teki Duyarlı Yöreler Listesi Dikkate Alınarak Korunması Gereken Alanlar” başlığı altında bulunan flora ve fauna alt başlıklarında, habitat değerlendirmesine dair saha çalışması yapılmadığı, çalışmanın masa başından yürütüldüğü açıkça belirtiliyor.
Flora bölümünde şu ifadeler yer alıyor: “Proje kapsamında yapılan arazi çalışma süresi çerçevesinde, flora türlerinin teşhis yapılmasını sağlayan çiçek durumu, üreme organlarının yapısı-sayısı ve rengi, yaprak durumu vb. özelliklerin %100 oluşmamasından dolayı bölgenin floristik envanteri tam anlamıyla çıkartılamamıştır. Bu nedenle arazi çalışması yanı sıra aynı bölgede veya bu bölgeye yakın bir alanda yapılmış olan arazi çalışmaları, örneklemeleri vb. literatür bilgileri ile desteklenmiştir.”
Fauna bölümünde ise şu ifadeler kullanılmış: “Faaliyet alanı ve yakın çevresinin fauna listeleri oluşturulurken yapılan arazi gözlemlerinin yanı sıra, bölge halkının görüşleri de dikkate alınarak ve ayrıca detaylı literatür çalışmalarından edinilen bilgilerle oluşturulan fauna listeleri sınıflandırılarak aşağıda tablolar halinde verilmiştir.”
Ayrıca, yapıldığı belirtilen saha çalışmasının hangi tarihte ya da mevsimde gerçekleştirildiğine dair herhangi bir bilgi de yer almıyor.
ŞİRKET, VERDİĞİ TAAHHÜTNAMEYE RAĞMEN ZEYTİN KANUNU’NU UYGULAMAMIŞ
Yine aynı bölümde, projenin tamamının Orman Kanunu’na göre orman alanı sayılan yerlerde yer aldığı ve Muğla Orman Bölge Müdürlüğü’nden gerekli izinlerin alındığı belirtiliyor.
Zeytinlik alanlara dair ise faaliyete başlamadan önce Zeytincilik Kanunu’nda belirtilen zeytinlik alanların olup olmadığına dair Muğla İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nden uygun görüş alınacağı belirtiliyor. Uygun görüş alınmadan faaliyete başlanmayacağı taahhüt ediliyor. Bu taahhütnameye dosyada yer veriliyor.


Bu ifade tek başına değerlendirildiğinde, proje tanıtım dosyası hazırlanırken İl Tarım Müdürlüğü’nden somut görüşün alınmadığı, sadece taahhütname verildiği görülüyor. Dahası, Muğla İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından 28 Kasım 2020 tarinde, yani projeye “ÇED Gerekli Değildir” kararı verilen 2 Kasım 2020’den 26 gün sonra, faaliyet sahasının üç kilometre çevresinde ekonomik verim çağında ve yoğun bir şekilde zeytin ağaçları ile tapu vasfı zeytinlik olan alanların bulunduğunu belirten kurum görüşü düzenlendi.
Bu kurum görüşüne dayaranak da dava sürecinde ÇED gerekli değildir kararı iptal edildi fakat YDA, Muğla Orman Bölge Müdürlüğü Dalaman Orman İşletme Müdürlüğü’nün 21 Ocak 2011 tarihli yazısını gerekçe göstererek bu iptal kararına karşı çıktı. Bu eski tarihli görüşte, proje sahasında ve üç kilometre mesafe içerisinde tescilli zeytinlik alan bulunmadığı belirtilmişti. Yine aynı dava sürecinde düzenlenen bilirkişi raporunda da zeytinliklerin carlığı kesinleşti.
Sonuç olarak şirket, kendi taahhüdüne, ilgili kurumun güncel görüşüne ve dava sırasında hazırlanan bilirkişi raporlarında ortaya koyulan tespitlere rağmen ÇED raporundaki taahhüdünü yerine getirmedi.
TOZ EMİSYONU KONUSU
Kalker ocaklarının çevresindeki en somut şikayetlerden biri toz konusu. Bu dönemde hazırlanan haberlerde ve bölgede yaşayn yurttaşlarla yapılan söyleşilerde de bu durum gündeme getilirilmiş. Kapukargın halkının 2021 yılından bu yana zeytin yapraklarındaki toz tabakasından, balın azalmasından, çocukların öksürüğünden şikayetçi olduğuna dair haberler basına yansımış. PTD’de ise ocaktan çıkacak ve yayılacak tozun yönetmeliklere ve sınır değerlere uygun olduğu hesağlanıyor. Peki PTD bu tozu nasıl hesaplıyor?
PTD’nin açıkladığına göre toz hesabı “kontrollü” ve “kontrolsüz” olmak üzere iki senaryoda yapılıyor. Fakat bu noktada bu iki değerin de sahada yapılmış bir ölçüm sonucu olmadığı, Sanayi Kaynaklı Hava Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği’nin (SKHKKY) verdiği emisyon faktörü katsayılarının formüllere uygulanmasıyla bulunan teorik hesaplar olduğunun altının çizilmesi gerekiyor.
Kontrolsüz değer, hiçbir önlem alınmasa -yani sulama yapılmasa, filtre çalışmasa, açık alanda kalker döküntüsü serbest bırakılırsa- kalker ocağındaki delme, patlatma, yükleme, taşıma, kırma, eleme gibi her aşamada saatte ne kadar tozun havaya verileceğini gösteren değer olarak hesaplanıyor. Kontrollü değer ise alınması gereken önlemler alınırsa ve her şey olması gerektiği gibi ilerlerse, yani su püskürtme ve filtreleme gibi önlemlerin tam çalıştığı varsayıldığında çıkacak teorik toz miktarı olarak hesaplanıyor.
PTD’de, toz emisyonu hesaplamalarında 3 Temmuz 2009 tarih ve 27277 sayılı Sanayi Kaynaklı Hava Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği’nin “Toz Emisyonu Kütlesel Debi Hesaplamalarında Kullanılacak Emisyon Faktörleri”nden yararlanıldığı belirtiliyor.
PTD’deki Tablo 45’e göre üretim aşamasında saatte ortaya çıkacak toplam toz miktarı, kontrolsüz senaryoda saatte 64,17 kilogram (64,171784 kg/saat), kontrollü senaryoda ise saatte 9,13 kilogram (9,133732 kg/saat) olarak hesaplanıyor.


Sanayi Kaynaklı Hava Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği’ne göre ise baca dışı toz kaynakları için belirlenen eşik değer saatte 1 kilogram. Yani “her önlem tam çalışırsa” bile rapor, eşiğin dokuz katına, önlemler çalışmadığında ise 64 katına ulaşan bir kaynak hesaplıyor.
Fakat yönetmelikteki bu sınır yasaklanan bir sınırı değil eşik değeri ifade ediyor. Saatte 1 kilogram sınırını aşan işletmeler için çıkan tozun yerleşim noktasında havayı nasıl etkileyeceğine dair ek bir değerlendirme yapılması zorunlu tutuluyor. Bu değerlendirme için ise Hava Kalitesi Değerlendirme ve Yönetimi Yönetmeliği (HKDYY) devreye giriyor. Bu yönetmelik, yurttaşların soluduğu havada metreküp başına ne kadar toz olabileceğine dair sınırı belirliyor. Partikül Madde 10 (PM10-Havadaki 10 mikron altı ince toz) için yıllık ortalama sınır metreküp başına 40 mikrogram (40 µg/m³), günlük sınır ise metreküp başına 50 mikrogram (50 µg/m³) olarak belirleniyor.
(Bu büyüklükteki maddeler insan saç telineden bile kat kat ince olduğu için doğrudan solunum yoluna ve akciğerlere ulaşabilir. Havada 40 µg/m³ PM10 tespit edilmesi ise 1 metreküp (m³) hava içinde 10 mikrondan küçük tozların toplam ağırlığının 40 mikrogram (µg) olduğunu gösterir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 2013 yılında Partikül Madde’yi kanserojen ilan etti.)
PTD’de hava kalitesi değerlendirmesinin ise, dosyanın EK-12 bölümünde yer alan AERMOD adlı bir bilgisayar modeliyle yapıldığı belirtiliyor. AERMOD, kaynaktan çıkan tozun rüzgâr, sıcaklık, topoğrafya gibi koşullarla yerleşim noktasına nasıl ulaşacağını simüle eden, uluslararası kabul gören bir model olarak biliniyor ve tesisin yerleşim çevresinde havada yaratacağı toz konsantrasyonunu belirliyor.
Bu noktada PTD’nin bir çelişkisi daha ortaya çıkıyor. EK-12’de yer alan AERMOD Hava Kalitesi Dağılım Modellemesi raporununun Tablo 7’sine göre modelleme şu sonucu veriyor:


Bu tablo şu şekilde özetlenebilir:
| Ölçüm türü | Modelleme sonucu | Hava Kalitesi Değerlendirme ve Yönetimi Yönetmeliği (HKDYY) sınırı | Durum |
| PM10 günlük maksimum | 124,96 µg/m³ | 50 µg/m³ | Sınırın 2,5 katı |
| PM10 yıllık ortalama | 7,12 µg/m³ | 40 µg/m³ | Sınır altı |
| Çöken toz yıllık | 22,49 mg/m²/gün | 210 mg/m²/gün | Sınır altı |
Yani PTD’nin kendi modellemesi, yerleşim çevresinde günlük PM10 değerinin sınırın 2,5 katına çıkacağını gösteriyor. Peki rapor bunu nasıl “uygun” sayıyor?
AERMOD Hava Kalitesi Dağılım Modellemesi raporunun sonuç bölümünde şöyle deniyor: “Alıcı noktalarda, Senaryo 1’ e göre kontrollü çalışma şartlarında üretim faaliyetlerinden kaynaklanacak (üretim aşaması kaynaklı toz emisyonu) çöken toz emisyonu sınır değerleri sağlanmakta, partiküler madde (PM10) emisyonu için kısa vadeli değerler 50 µg/m3 sınır değerini aşmaktadır. Partiküler madde (PM10) emisyonu için kısa vadeli değerler yılda 2 defa aşılmaktadır. SKHKKY’ ya göre bir yılda 35 defadan fazla aşılmadığından sınır değerlerin altında kalmaktadır. Uzun vadeli partiküler madde (PM10) emisyonu 40 µg/m3 sınır değerini aşmamaktadır. Senaryo 2’ ye göre kontrollü çalışma şartlarında üretim faaliyetlerinden kaynaklanacak (patlatma aşaması kaynaklı toz emisyonu) partiküler madde (PM10) ve çöken toz emisyonu sınır değerleri sağlanmaktadır.”
Yani yönetmelikteki, günlük sınırın yılda en fazla 35 defa aşılabileceği konusundaki esneklik kuralına dayanılıyor. Modelleme yılda sadece iki defa aşılacağını öngördüğü için, rapor 35 defalık kotanın altında kaldığını söyleyerek “uygun” diyor. Fakat PTD’nin hiçbir yerinde Kapukargın’da yapılmış mevcut bir PM10 ölçümü yer almıyor.
PTD’nin mevzuat metnine uyan ama ekolojik gerçeklikleri yansıtmakta eksikleri olan bir metin olarak kalması, Muğla’da ekoloji aktivistlerinin çoğu durumda eleştirdiği bir nokta. ÇED süreçlerinin şeklen değerlendirildiği, gerçek etkiyi ortaya koymadığı eleştirisi pek çok Halkın Katılımı Toplantısı’nda dile getiriliyor.
Projeye verien ÇED Gerekli Değildir kararına karşı açılan davada, mahkeme Zeytincilik Kanunu’na aykırılık nedeniyle ÇED Gerekli Değildir kararını iptal etmişti fakat fakat dosyanın bu bölümü de halkın zeytin yapraklarındaki toz şikayetinin neden yerinde olduğunu gösteren bir bilgi olarak ortaya çıkıyor.
PROJE BEDELİ İKİ FARKLI YERDE FARKLI ŞEKİLDE GEÇİYOR
Son olarak PTD’de proje maliyetinde tutarsızlık göze çarpıyor. Dosyanın kapağında proje bedeli 880 bin TL olarak belirtiliyor. Dosyanın içinde ise projenin maliyetinin 924 bin TL olduğu yazılı.
Yine bu ve benzeri durumlar, Muğla’da ÇED süreçlerini takip edenlerin sıkça dile getirdiği “bu dosyaların gelişigüzel hazırlandığı” eleştirisiyle örtüşen örneklerden biri olarak öne çıkıyor.
24 HEKTAR ÇED ALANI
Son olarak, projenin ÇED alanı 24 hektar, toplam ruhsat alanı ise 85,35 hektar.




Büyük ruhsat sahaları içindeki 25 hektarı geçmeden planlanan maden projeleri ise ÇED raporu hazırlamaktan kaçmanın bir yöntemi olarak eleştiriliyor.
ÇED Yönetmeliği’ne göre, “ÇED Raporu” hazırlanması gereken projeler ile “Proje Tanıtım Dosyası” hazırlanması gereken projeler ayrılıyor. Buna göre, ÇED Yönetmeliği’nin Ek-1 listesinde yer alan projelerin ÇED Raporu hazırlaması zorunluyken EK-2 listesinde yer alan projeler yalnızca Proje Tanıtım Dosyası hazırlar ve valilikler tarafından “ÇED gerekli değildir” kararı verilebilir.
Yönetmeliğe göre bir maden projesinin alanı 25 hektardan fazla olduğunda, bu projeye ÇED gerekli değildir kararı verilemez ve ÇED süreci işletilir. Madde, şirketlerin ÇED süreçlerine tabi olmamak için geniş ruhsat sahalarında 25 hektarın altında birden fazla proje tasarlayabilmeye imkan tanıması nedeniyle eleştiriliyor.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!

