Halkların İklim Zirvesi Meclisi, Kasım ayında Antalya’da gerçekleştirilecek COP31’e (Conference of the Parties – Taraflar Konferansı) karşı bir araya geldi.
Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nde, bugün (20 Şubat 2026) saat 12.30’da düzenlenen basın açıklamasında, şu ifadeler kullanıldı:
“Birleşmiş Milletler çatısı altında yürütülen COP süreçleri, küresel iklim krizine gerçek çözümler üretmek yerine çoğu zaman devletler ve şirketler arasında pazarlık alanlarına dönüşüyor. Fosil yakıtlardan çıkış için bağlayıcı kararların ortaya konulamaması, iklim felaketinin giderek ağırlaşan yükünü halkların omzuna bırakıyor.”
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!
Yangınların, sellerin ve kuraklığın artık gündelik hayatın bir parçası olduğuna dikkat çekilen açıklamada, şunlar aktarıldı:
“Gıda fiyatları artıyor, su kaynakları azalıyor. Kentler ve tarım alanları betonlaşma baskısı altında kalırken kırsal alanlar parçalanıyor. Ormanlar ve biyolojik çeşitlilik hızla yok oluyor.”


“YAŞAMI SAVUNAN ÖZNELER, COP31 İLE EŞZAMANLI OLARAK AYNI KENTTE HALKLARIN İKLİM ZİRVESİ’NDE BULUŞUYOR”
Geleceğin, giderek daha güvensiz, belirsiz ve eşitsiz bir hal aldığının belirtildiği açıklamada, şunlara vurgu yapıldı:
“COP31’in bu yıl Türkiye ve Avustralya ortaklığında Antalya’da düzenlenmesi, iklim krizini derinleştiren politikaların yaşadığımız coğrafyada yeniden ele alınması ihtiyacını doğuruyor. Bu gidişatın seyircisi olmayı reddeden ve yaşamı savunan özneler, COP31 ile eşzamanlı olarak aynı kentte Halkların İklim Zirvesi’nde buluşuyor.
Resmi zirvelerde sesi bastırılan, geleceğin yalnızca piyasa hesaplarına bırakılmasına razı olmayan, suyun ve havanın geleceği için mücadele veren, iklim adaletini eşitlik, özgürlük, barış ve demokrasi mücadelesinin ayrılmaz parçası olarak görenler, bu alternatif zirvede kendi sözünü kuruyor.”
“Ekolojik felaket yazgı değil, siyasal tercihlerin sonucu” denilen açıklamada, küresel sıcaklık artışının geri dönüşü zor eşiklere dayandığı ifade edildi.
Aşırı hava olaylarının olağanlaştığına, türlerin hızla yok olduğuna ve ekosistemlerin kırılganlaştığına dikkat çekilen açıklamada, şunların altı çizildi:
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!
“Gıda, su ve barınma güvencesi zayıflarken eşitsizlikler derinleşiyor. Bu yeni tarihsel eşik; fosil yakıt temelli üretim ve tüketim modeli, endüstriyel tarımın yayılması ve sınırsız büyüme ideolojisi tarafından şekillendiriliyor.
Atmosferin sınırları bilinmesine rağmen emisyonların artması, bilimsel uyarıların göz ardı edilmesi ve şirket çıkarlarının kamusal yararın önüne geçirilmesi yaşanan yıkımın doğal bir yazgı değil, siyasal tercihlerin sonucu olduğunu açıkça gösteriyor.”
“YÜKSEK RİSKLİ ENERJİ YATIRIMLARI VE SAVAŞ EKONOMİSİ, GÜVENLİK ÜRETMEZKEN KIRILGANLIĞI DERİNLEŞTİRİYOR”
Ekolojik felaketin, yalnızca çevresel bir sorun olmanın ötesinde olduğunun belirtildiği açıklamada, “En az sorumluluğu olanlara, en ağır bedeli ödeterek eşitsizlikleri büyüten bir sistem krizi anlamına geliyor” denildi.
Açıklamanın devamında, şu ifadeler kullanıldı:
“Tarihsel olarak en fazla kirleten küresel kuzeyin yarattığı ekolojik ve toplumsal yıkım nedeniyle taşıdığı iklim borcu, iklim mücadelesinin temel başlıklarından birini oluşturuyor.”
İnsan dışı tüm canlı ve cansız varlıklarla birlikte emekçiler, kent yoksulları, köylüler, kırsal topluluklar, kadınlar, LGBTİ+’lar, çocuklar, gençler, yaşlılar, engelliler, sağlık açısından kırılgan gruplar ve yerinden edilen halkların; söz konusu eşitsizlikten orantısız biçimde etkilendiğinin belirtildiği açıklamada, şunlar aktarıldı:
“Artan gıda fiyatları, temiz suya erişimdeki kısıtlar, büyüyen sağlık riskleri ve yaşam alanlarının kaybıyla karşı karşıya kalıyor. İklim adaleti, eşitlik için verilen kolektif bir mücadele ve ancak gezegeni varoluşsal bir yıkımın eşiğine sürükleyen sistemin köklü biçimde dönüştürülmesiyle mümkün.”
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!
Fosil yakıtlardan adil ve planlı çıkışın, enerji demokrasisinin ve kamusal varlıkların korunmasının söz konusu dönüşümün temelinde yattığına dikkat çekilen açıklamada, şunların altı çizildi:
“Gıda egemenliği, agroekoloji ve ekosistemlerin onarımı acil öncelikleri oluşturuyor. Nükleer enerji çözüm teşkil etmiyor; yüksek riskli enerji yatırımları ve savaş ekonomisi, güvenlik üretmezken kırılganlığı derinleştiriyor.”


“İKLİM ADALETİ MÜCADELESİ, MİLİTARİZME KARŞI BARIŞI DA SAVUNMAYI GEREKTİRİYOR”
Ayrıca savaşların yalnızca insan yaşamını değil; toprağı, suyu ve havayı hedef aldığının vurgulandığı açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:
“Bombardımanlar, askeri yığınaklar, yakılan alanlar ve tahrip edilen altyapılar, ekosistemleri onarılamaz biçimde parçalayarak iklim felaketini derinleştiriyor. İklim adaleti mücadelesi, militarizme karşı barışı da savunmayı gerektiriyor.”
Demokratik mücadele çağrısında bulunulan açıklamada, şunlar işaret edildi:
“Halkların İklim Zirvesi, yaşamı piyasa araçlarına indirgeyen anlayışa karşı kamusal sorumluluğu, toplumsal denetimi ve demokratik katılımı savunuyor. Adalet, tarihsel emisyon sorumlulukları ile iklim krizinden en fazla etkilenen toplumlar arasındaki eşitsizliklerin giderilmesini gerektiriyor.
İklim adaleti yalnızca emisyon hedeflerini değil emeğin korunmasını, yerinden edilenlerin haklarını, kayıp ve zararların telafisini ve kuşaklar arası adaleti de kapsıyor. Ekotoplumcu bir yaklaşımın geliştirilmesi önceliklendiriliyor.”
Hakların İklim Zirvesi’nin, iklim adaletsizliğinin tüm mağdurlarını uluslararası ölçekte bir araya getirme çabasıyla tüm Türkiye’den toplumsal mücadele alanlarındaki örgütlenmelerle bir araya geldiğinin ifade edildiği açıklamada, şunlar aktarıldı:
“Kasımda Antalya’da gerçekleştirilecek Halkların İklim Zirvesi için hazırlıklar sürerken, oluşturulan tematik kozalar ve çalışma grupları dünya halklarının ortak sözünü kurmak ve yaygınlaştırmak için çalışıyor.”
“HALKLAR ARASINDA KALICI ADALET, DAYANIŞMA VE ORTAK BİR GELECEK HATTINI KURMA İRADESİ ORTAYA KOYUYOR”
Açıklamanın devamında, şunlara dikkat çekildi:
“Yıkımın sürekliliğini sağlayan politikaların yanında durmakla yaşamdan yana bir dönüşüm iradesi büyütmek arasında seçim yapılması, bu ölçüde zaruriyken COP31, fosil yakıtlardan çıkış konusunda güçlü bir irade ortaya koymadan iş insanları ile devlet temsilcilerinin yeni yatırım ve büyüme anlaşmalarının müzakere ettiği bir platforma dönüşme riski taşıyor.”
Halkların İklim Zirvesi’nin, yaşamdan yana konumlandığının altının çizildiği açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“Bu taraf, bir zirve organizasyonunun sınırlarını aşarak halklar arasında kalıcı adalet, dayanışma ve ortak bir gelecek hattını kurma iradesi ortaya koyuyor.”
Üç ekoloji çatı örgütünün 16 Aralık 2025’te ortaya koyduğu iradenin; 17 Ocak 2026’da yerel direnişler, emek ve meslek örgütleri, sendikalar, kadın, hayvan hakları, LGBTQI+ örgütleri, gençlik hareketleri, bilim insanları ve sanatçıların katılımıyla büyüdüğünün belirtildiği açıklamada, şu çağrıda bulunuldu:
“Bu ortak mücadele hattını genişletmek için; ekolojik yıkıma karşı sözünü ve emeğini ortaya koymak isteyen herkesi, Halkların İklim Zirvesi Meclisi etrafında buluşmaya ve 15-18 Kasım’da yapılacak Halkların İklim Zirvesi’nde, COP süreçlerinde sesi duyulmayanların kendi sözlerini kurabilmesi için kolektif iradeyi birlikte büyütmeye davet ediyoruz.”
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!






