Bodrum Belediyesi’nin deniz suyu arıtma projesinin ekolojik ve ekonomik boyutunu, İklim Bilimci Prof. Dr. Levent Kurnaz, Gündem Fethiye’den Songül Karadeniz’e anlattı. Kurnaz, “Biz hep ruhsat verdik, imar verdik ondan sonra hadi bakalım şimdi su dedik” ifadesinde bulundu.
Muğla’nın Bodrum ilçesi, son zamanlarda ana isale hattı patlamaları ve su kesintileriyle yerel gündemde yer buluyor. Muğla Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü (MUSKİ) 2024 yılı faaliyet raporuna göre, 2024’teki su kayıp kaçak oranı yüzde 43,4 oldu.
Kayıp kaçak oranlarını da etkileyen ana isale hattı patlamalarından biri 14 Ağustos’ta Kumbahçe Mahallesi’nde diğeri ise 16 Ağustos’ta Bitez Mahallesi’nde meydana gelmişti.
Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Muğla Milletvekili Yakup Otgöz, 14 Ağustos’taki Bodrum ziyaretlerinin ardından su ve kanalizasyon sorununun Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin sorumluluğunda olduğunu dile getirmişti.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Muğla Milletvekili Gizem Özcan, AK Partili Otgöz’ün Bodrum’daki su sorununa dair söylemlerine 15 Ağustos’ta yaptığı yazılı açıklamadaki “Yakup Otgöz’ün Bodrum’daki su sorununu Belediyemize yıkmaya çalışması, iktidarın siyasi sefaletinin Muğla’daki yansımasından başka bir şey değildir” sözleriyle tepki göstermişti.
Bodrum Belediyesi ise 31 Temmuz’da“Yenilikçi Yüzer Deniz Suyu Arıtma Platformu” projesinin açılışını yapmıştı.
Önceki dönem Bodrum Belediye Başkanlığı yapan Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras da kendi döneminde Bodrum’daki su sorununu çözmek için deniz suyu arıtma projesi önermişti fakat o dönemde de böyle bir projenin uygulanmasının ekolojik boyutu tartışılmıştı.
MUSKİ’nin 6 Ağustos tarihli bülteninde de Ahmet Aras, “Turgutreis ve Ekinanbarı bölgelerinde de desalinasyon tesisi kurarak buralarda deniz suyunu içme suyuna çevireceklerini” ifade etmişti.
Gündem Fethiye olarak Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Su Kaynakları Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Ceyhun Özçelik ve Muğla Çevre Platformu (MUÇEP) Datça Meclisi Gönüllüsü, Mimar ve eski Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Ayhan Çelik ile Bodrum’da açılışı yapılan yüzer deniz suyu arıtma platformunun ekolojik ve ekonomik boyutunu konuşmuştuk.
Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü ve İklim Bilimci Prof. Dr. Levent Kurnaz, Bodrum “Yenilikçi Yüzer Deniz Suyu Arıtma Platformu”nun ekolojik ve ekonomik boyutunu Gündem Fethiye için değerlendirdi.
Bodrum Belediye Başkanı Tamer Mandalinci’nin atık suyun deşarjıyla ilgili sorumuza verdiği yanıtı değerlendiren Kurnaz, “Belediye Başkanı’nın bu konuda fazla bir bilgisi olduğunu sanmıyorum. Çok açık söyleyeyim” dedi.
“EGE KIYILARINDA DERİN DEŞARJ YAPABİLECEKLERİ ÖYLE ÇOK FAZLA BİR YER YOK”
Kurnaz sözlerine şöyle devam etti:
“Çünkü bunu yapan bir şirket, belediyeye geldiler, dediler ki biz basit bir prototip üretelim sizin için. Onun tanıtımını yaptılar. Beni de davet ettiler. Ben de yapmayın öyle şey olur mu dedim. İsmimin birlikte geçmesini bile istemeyeceğim seviyede bir proje.
Ekolojik problem esasında olası problemler içerisinde parayla çözülebilecek en kolay problemlerden bir tanesi. Çünkü suyu kolayca kıyıya taşıyabilmek için bunu kıyıya yakın yapmak zorundalar ama çıkan atık suyu derine götürmeleri gerekiyor. Ege kıyılarında derin deşarj yapabilecekleri öyle çok fazla bir yer yok.”
Bodrum’un karşısının Kos olduğunun altını çizen Kurnaz, bu bölgede öyle çok derin olan bir bölgenin olmadığını belirtti.
Meseleyi Bodrum açısından değerlendiren Kurnaz, şunları kaydetti:
“Bodrum diyor ki, bizim yaklaşık ihtiyacımız senede 15 milyon metreküp sudur. Bunu güne bölecek olsak 15 milyon metreküpün iki katı tuzlu suyun denize deşarjı hayatı çok değiştirmez. Yani Bodrum açısından bakıldığında ana derdimiz o ekolojik problem değil.”
Bodrum açısından yaşanan probleme bakıldığından bunun Çeşme, Marmaris, Kuşadası, Bodrum ve Fethiye için aynı problem olduğunu belirten Kurnaz; “Biz şehri, ilçeyi ya da beldeyi yapılandırırken hiçbir zaman kaynaklardan başlamadık” ifadesinde bulundu.
“BİZ HEP RUHSAT VERDİK, İMAR VERDİK ONDAN SONRA HADİ BAKALIM ŞİMDİ SU DEDİK”
Kurnaz, şöyle devam etti:
“Yani Bodrum’un ne kadar suyu var? Bu su iklim değişikliği ile ne kadar azalacak ve bunun sonucunda bu su, sene boyunca depolanması gibi her şeyi hesaba katarak kaç kişiye yeter?
Bu kadar kişiye yeterse biz o zaman şu kadar otele ruhsat verelim, bu kadar eve imar verelim diye bir plan yapmadık. Biz hep ruhsat verdik, imar verdik ondan sonra hadi bakalım şimdi su dedik. Böyle olmaz ve gelecekte de olmayacak. Hatta gelecekte çok daha kötü olacak.”
Kurnaz sözlerine şu örnek ile devam etti:
“2015 yılında Dalaman çayı üstüne büyük bir enerji şirketi bir baraj yapmaya karar verdi. Ondan sonra bir bankadan kredi almak istediler. O banka da bizim gruba geldi birlikte çalıştığımız arkadaşa dedi ki bu barajda su tutulabilir mi?
Yani Dalaman çayında bir baraj yapıp elektrik üretecek kadar su var mı? Biz de baktık asla böyle bir projeye girmeyelim dedik. Buna rağmen projeyi başlattılar, krediler verildi. Ama üç yıl sonra o barajda su tutulamayacağına, bizim dediğimiz gibi yeterli su olmadığına karar verildiğinden proje olduğu gibi bırakıldı.”
“DALAMAN ÇAYINDAN SU GETİRELİM DEMEK OLACAK İŞLER DEĞİL”
Yaklaşık 10 sene önce Dalaman çayı üzerine çalışıldığını belirten Kurnaz, “O bölgeyi, orada ne kadar su olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla Bodrum’a Dalaman çayından su getirelim, Marmaris’e Dalaman çayından su getirelim demek olacak işler değil” dedi.
Kurnaz, niye olacak iş olmadığını ise İstanbul’a Melen’den gelen su örneğiyle kıyaslayarak Melen’deki su miktarının Dalaman çayının en az 10 katı olduğunu belirtti. Gelecekte de Melen çayındaki suyun azalmasını beklemediklerinin altını çizen Kurnaz, planlama yaparken su kaynaklarına bakılması gerektiğini ifade etti.
“Dalaman çayında su var mı” sorusunun önemli olduğunu kaydeden Kurnaz, “Melen ile İstanbul arası ve Dalaman çayının başlangıç noktasıyla Bodrum kıyaslanabilir ama Melen’den su geldiğinde İstanbul’da en az 3-5 milyon insan 12 ay bu sudan faydalanır” dedi.


“BODRUM’DA NE KADAR SU VARSA O KADAR SUYLA YAŞAMAYI ÖĞRENMEK ZORUNDAYIZ”
Ancak Kurnaz, Bodrum’a bakıldığında nüfusun yaz aylarında iki buçuk milyon, kış aylarında 200 bine düştüğüne değinerek şunları aktardı:
“Dolayısıyla siz Bodrumlu olmayan, sadece yazlıkları olan ve senede üç ay gelen buraya gelen kişileri beslemek için devletin parasıyla neredeyse İstanbul’a yaptığınız yatırım kadar bir yatırım yapmak durumundasınız.
Şimdi bir kere bu, suyun getirilmesi açısından çok ciddi bir problem. O nedenle de Bodrum’da ne kadar su varsa o kadar suyla yaşamayı öğrenmek zorundayız.”
“BODRUM’A GELEN SUYU BİZ EFEKTİF KULLANMIYORUZ”
Meselenin bir başka boyutu daha olduğunu vurgulayan Kurnaz, “Bodrum’a gelen suyu biz efektif kullanmıyoruz” diyerek şöyle devam etti: “Bodrum’a ben bir metreküp su getiriyorsam o bir metreküpün neredeyse tamamını vatandaşa ulaştırıyorum ve o da bunu kullanıyor mu? Cevabı hayır.”
DSİ’nin rakamlarına göre bu suyun yüzde 60’ının, Bodrum Belediyesi’nin kendi rakamlarına göre ise yüzde 30’unun kayıp kaçak olduğunu belirten Kurnaz şu ifadelerde bulundu:
“Parasını veren, müşteriye ulaşan su değil. Şimdi sistemde bu kadar çok kayıp kaçak varken biz kalkıp Dalaman çayından su getirmeyi, deniz suyundan su üretmeyi deniyoruz. Ki yakın zamanda atmosferdeki nemden su üretelim gibi saçmalıklar da gelecek.
Öncelikle bizim kayıp kaçak oranını azaltmamız gerek. Çünkü Bodrum yaklaşık 40 milyon metreküp su alıyor, bir 15 milyon metreküp daha olsa ne kadar güzel. 40 milyon, 15 milyon metreküpe baktığımızda yüzde 40 gibi bir fazlaya ihtiyacı var Bodrum’un. Ama kendi kayıp kaçak oranları yaklaşık yüzde 40.”
“ANA DERDİMİZ SUYUN KÖTÜ KULLANILMASI”
Kent yatırımlarının gereksiz projelere değil altyapıya yönlendirilmesi gerektiğini belirten Kurnaz, kayıp-kaçak oranı azaltılsa derin su deşarjı ve ekolojik etkiler gibi sorunların gündeme gelmeyeceğini ifade etti. Kurnaz, ayrıca şunları kaydetti:
“Ana derdimiz suyun kaybolması, kötü kullanılması” diyen Kurnaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şehirlere verilen su arıtılmış temiz sudur. Neredeyse içilecek kalitede sudur. Biz bu içilecek kalitede suyla Bodrum’da bahçe suluyoruz, sebze yetiştiriyoruz, havuz dolduruyoruz. Bu mudur doğru kullanımı bu suyun?
Lütfen burada Bodrum’a parmak salladığım düşünülmesin, konu Bodrum değil. Aynı problem Kuşadası’nda, Çeşme’de, Marmaris’te var. Kuzey’e çıkın Ayvalık’ta, Edremit’te, her yerde aynı problem var. Bir, suyu doğru kullanmıyoruz. İki, zaten suda çok fazla kayıp kaçak var. Bu ikisini düzeltirsek bizim bu projelere ihtiyacımız kalmaz.”
Altyapı sorunlarının siyasi tercihten bağımsız, her kentte görülen temel problemler olduğuna dikkat çeken Kurnaz, bu sorunların hem büyük kazı çalışmaları nedeniyle yurttaşın günlük yaşamını zorlaştırdığını hem de seçimlerde belediyelere oy kaybettirdiğini belirtti.
Ayrıca, içme suyu hatlarının yenilenmesi gibi çalışmaların yüksek maliyet gerektirdiğine işaret etti. Kurnaz, bunlara o kadar rahat bütçe bulunmadığına değinerek bunun her türlü sebebinin konuşulabileceğini aktardı.
Bunların merkezi hükümetin belediyelere yeterince yardım etmemesinden başlayarak belediyelerdeki çeşitli hukuksuzluklara kadar konuşulabileceğini belirten Kurnaz, şöyle devam etti:
“Bunun için oraya çok bulaşmak istemiyorum ama ortada para yok. İkinci tarafı da o. Şimdi bunları belediyelerin öncelikli olarak halletmesi gerekiyor. Ama daha da önemlisi belediyelerin en başta söylediğim planlamayı yapmasıdır.”
“BİZİM PLANLAMAMIZI SUYA GÖRE YAPMAMIZ LAZIM”
Bodrum’un su sorununun Dalaman çayından su getirilerek, ana isale hatlarını yenilenerek ve kayıp kaçak oranları da düzeltilerek çözüldüğü bir senaryonun sonuçlarına dair varsayımda bulunan Kurnaz, sonrasında yaşanacak olanları şöyle değerlendi:
“Daha fazla otele ruhsat, eve imar verilecek. Ondan sonra ihtiyaç 70 milyona çıkacak. O zaman da bunlar bize yetmiyor Büyük Menderes’ten su gelsin denecek. Bunu bir kez daha Bodrum üzerinde söylüyorum ama bütün şehirler için benzer şeyler söz konusu.
Bizim planlamamızı suya göre yapmamız lazım. Şu anda Bodrum bilmeli ki yazın iki buçuk milyon kişiyi Bodrum kaldırmıyor. Bodrum Belediyesi’nin bunu bilmesine de gerek yok. Onlar zaten bilmek de istemiyorlar ama vatandaş biliyor.”
Bodrum’daki satılık ev fiyatlarının dolar bazında yüzde 40’a varan düşüş yaşadığına dikkat çeken Kurnaz, bunun altyapı sorunlarının ve özellikle su probleminin çözülmesi gerektiğine dair yerel yönetimlere ciddi bir uyarı niteliği taşıdığını vurguladı.
“O İKİ TERMİK SANTRAL YENİ İKİ TERMİK SANTRAL DEĞİL”
Termik santrallerin Bodrum’un ihtiyacı kadar suyu çektiğiyle ilgili yaygın söylemlere dair değerlendirme yapan Kurnaz, “Bu benim görüşümün çok çok üstünde verilen bir karar” diyerek şöyle açıkladı:
“En tepeden bu iki termik santral çalışacak dendi. Bu denildikten sonra, biliyorsunuz Türkiye’de ama falan denmiyor. O iki termik santral esasında çok uzak olmayan bir vadede kapanacaktı. Devlet o iki termik santralin devam etmesi gerektiğine karar verdi.
Bu da bölgedeki su kullanımını etkileyen bir şey ama o iki termik santral yeni iki termik santral değil. O iki termik santralin su kullanımı da son zamanlarda artmış değil. Ben o termik santraller konusunda çalışalı üç sene oluyor.”
Problemi bir de bakın diğer açıdan değerlendiren Kurnaz, şunları kaydetti:
“Bunu da çok hoşuma gittiği için söylemiyorum ama diyelim Bodrum’a verilen elektriği yüzde otuz azalttık. Yaklaşık yedi saat elektrik kesintisi uyguluyorum Bodrum’a. O iki termik santrali kapattık. Su şakır şakır akıyor ama yedi saat elektrik kesintisi var her gün.
Tabii ki doğru cevap Bodrum’un elektriğini oradaki iki termik santralden sağlamak değil. Oraya korkunç bir yatırım yapıp rüzgar santralleri, güneş santralleri koymak ve o iki termik santrali devreden çıkartmak. Yalnız bu da akçe. Yani birinin buna para yatırması lazım.”
“BUNLARDAN NE DERECE ELEKTRİK ÜRETİLECEK”
Bodrum’daki deniz suyu arıtma sisteminin enerjisinin nereden geleceği sorusunun yanıtının termik santraller olduğunu belirten Kurnaz, şöyle devam etti:
“Diyorlar hayır bu sistem kendi enerjisini üretecek. Denizin üstünde bir platform kuracağız. Denizin üstünde kurduğunuz platformun denizaltındaki yaşama nasıl etki edeceğini falan apayrı konuşacağız.
Çünkü ne büyüklükte bir güneş santrali gerekiyor üstüne iki tane pervane koymuşlardı. Bunlardan ne derece elektrik üretilecek. Bütün bunların hesapları yapıldığında korkunç bir alanı bunlarla kaplamamız gerekiyor.”
Deniz suyunu arıtarak temiz su elde etmek yerine yenilenebilir enerji yatırımlarıyla termik santrallerin kapatılmasının, Bodrum’un su sorununa daha makul bir çözüm olabileceği ifade eden Kurnaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çünkü bu oyunun esas oyuncusunun adı enerji. Deniz suyundan temiz su elde edilir mi? Edilir. Doğaya zararı var mı? Nispeten azaltılabilir ama enerji yok bunu yapacak. Enerji üretmek için yatırımı yapıyorsanız o zaman o yatırımı karada yapın ve o iki tane termik santral kapansın. Yalnız kimse böyle çözümlerle gelmiyor. Herkes o anı kurtarıyor.”
“KESTİĞİNİZ HER AĞAÇ DÜNYANIN HER TARAFINDAKİ SUYU UZUN VADEDE ETKİLEYECEK”
YK Enerji’nin termik santrallere linyit sağlayan açık maden ocağına katmak için Akbelen Ormanı’nda kestiği ağaçların Bodrum’daki suyu etkilemesine dair yaygın söylemleri değerlendiren Kurnaz, “Kestiğiniz her ağaç dünyanın her tarafındaki suyu uzun vadede etkileyecek” dedi.
Kurnaz şöyle devam etti:
“Bana kalsa, yani biri bana soruyor olsaydı. Yeniköy, Kemerköy o iki tane termik santrali adil dönüşüm ile 2038 yılına kadar kapatırım. Zaten kendi planları da bu şekildeydi. Çünkü o bölgede kullanılabilecek kalitedeki kömür 2038’e kadar var. 2038’e kadar da kademeli olarak onları kapatır yerine bir güneş ve rüzgar enerjisi sistemi kurarım.
Bu iki tane termik santralinin sahibi olan iki şirket de aynı parayı hatta daha fazlasını sürdürülebilir ve uzun süreli olarak kazanabilir. Dolayısıyla Akbelen’e dokunmaya gerek yoktu. Ve orada çok sayıda ağaç kesildi. O ağaçların kesilmesi o bölgenin iklimine, su kaynaklarına mutlaka etki edecektir.”
“Ama bunu kim görüyor ne kadar görüyor ne kadar uzun vadeli görüyor” sorularını soran Kurnaz, son olarak şunları kaydetti:
“Çünkü biz bilim insanları baktığımızda önümüzdeki 20, 30, 50, 100 seneye bakabiliyoruz. Ama politikacılar ya da iş insanları bu problemlere baktığında en fazla önümüzdeki üç seneye bakıyorlar. O da bunu bu çerçevede görmek için yeterli değil.”











