Türkiye’de doğa koruma alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları, uzmanlar ve doğa korumacılar, Akdeniz Koruma Derneği hakkında etik dışı uygulamalara imza attığı gerekçesiyle ortak bir deklarasyon yayımladı.
Akdeniz Koruma Derneği’nin çeşitli saha çalışmaları, karar alma süreçlerindeki tutumu ve bazı projelere yaklaşımı üzerinden “etik ilkelere aykırı” davrandığı gerekçe gösterilerek “Doğa Korumada Etik Değerleri Savunmaya İlişkin Ortak Deklarasyon” yayımlandı.
Biyolojik çeşitliliğin, doğal yaşam alanlarının ve ekosistem bütünlüğünün korunması amacıyla çalışmalar yürüten sivil toplum kurumları, uzmanlar ve doğa korumacıların imzacı olduğu metinde bu tür uygulamaların yalnızca doğal yaşamı değil, doğa koruma alanında uzun yıllardır emek veren kişi ve kurumların çalışmalarını da zedelediği ifade edildi.
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!
Deklarasyonda, Marmaris Gökova Karacasöğüt’te Özel Çevre Koruma statüsüne sahip bir alanda planlanan marina projesine ilişkin süreçlerde, Akdeniz Koruma Derneği’nin görüşlerinin referans alındığı ve bu yaklaşımın ekosisteme zarar verebilecek bir girişimin ilerlemesine zemin hazırladığı belirtildi.
Aynı bölgede daha sonra yapılan bağımsız araştırmalar ve yerel girişimler sonucunda alanın “1. derece sualtı arkeolojik SİT” ilan edilerek marina projesinin durdurulduğu hatırlatıldı.
Balıkçılığa kapalı alanların belirlenmesi sürecinde de derneğin, yerel ve geleneksel kıyı balıkçılarının görüş ve rızası alınmadan hareket ettiği öne sürüldü. Bu yaklaşımın Kaş, Datça, Fethiye, Bozburun ve Selimiye gibi birçok bölgede balıkçılar arasında ciddi kırgınlık ve güven sorunlarına yol açtığı belirtildi. Açıklamada, yerel paydaşların sürece gerçek anlamda dahil edilmediği doğa koruma projelerinin sürdürülebilir olamayacağı vurgulandı.
Deklarasyonda ayrıca, Akdeniz foku gibi hassas türlere yönelik yürütülen bazı saha çalışmalarında yeterli altyapı ve yöntem sağlanmadan hareket edilmesinin, tür üzerinde baskı oluşturduğu iddia edildi. Kıyı mağaralarında “restorasyon” adı altında yapılan beton uygulamalarının, hem bilimsel hem de etik açıdan ciddi riskler barındırdığına dikkat çekildi.
İmzacılar, söz konusu uygulamaların uluslararası literatürde “yeşile boyama” (greenwashing) olarak tanımlanan pratiklerle örtüştüğünü savunarak, bu tür yaklaşımların kamuoyunu, fon sağlayıcıları ve yerel paydaşları yanıltabileceğini ifade etti. Açıklamada, doğa koruma alanında etik dışı davranışlara sessiz kalmanın, ortaya çıkan zarara ortak olmak anlamına geldiği vurgulandı.
Ortak deklarasyon, çok sayıda çevre örgütü, platform, akademisyen ve doğa korumacının imzasıyla 30 Ocak 2026 tarihinde kamuoyuna duyuruldu.
Deklarasyona imza atan kişi ve kurumlar şu şekilde:
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!
- Ekosistemi Koruma Ve Doğa Sevenler Derneği (EKODOSD)
- Karaburun Yerel Fok Komitesi
- Datça Aktur Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği
- Kent Politikaları Derneği
- Bodrum Yarımadası Kültür ve Çevresini Koruma Derneği
- Karaburun Sivil İnisiyatif
- Keçi Kültür Ekoloji Çevre ve İletişim Derneği
- Sualtı Araştırmaları Derneği
- Muğla Çevre Platformu (MUÇEP)
- Gökova Akyakayı Sevenler Derneği
- Mersea Marıne Consultıng
- Yeryüzü Canları Derneği
- Lon Brıet
- Dr. Aylin Ulman
- Dr. N. Ozan Veryeri
- Doç. Dr. Oğuz Yiğiterhan
- Dr. Huriye Göncüoğlu
- Ceyhun Ekinci
- Sezer Cete
- Dr. Munise Ozan
- Selçuk Arı
- Doğada Bu An
- Fatih Tunalı
- Şöhret Kumcu
- Dr. Işıkhan Güler
- Volkan Korkmaz
- Gürcan Çakır
- Latif Beytorun
- Levent Yüksel
- Hakan Barçın
- Mehmet Baş Aksona
Deklarasyon metninin tamamı ise şu şekilde:
Bizler, Türkiye’de doğa koruma alanında faaliyet gösteren ve etik ilkelere bağlılık ile çalışan gerçek kişi ve tüzel kişiler olarak, bazı sivil toplum kuruluşlarının “doğa koruma” adı altında yürüttükleri faaliyetlerde etik standartlardan uzak uygulamalar sergilediklerini ve bu uygulamaların doğaya doğrudan zarar verdiğini anlamış bulunuyoruz. Etik dışı davranışlar yalnızca doğal yaşamı zedelemekle kalmayıp, aynı zamanda doğa koruma hareketine emek veren tüm kişi ve kurumların çabalarını boşa düşürmektedir. Aşağıda yer alan kurumlar, uzmanlar ve doğa korumacılar uzun yıllardır biyolojik çeşitliliğin, doğal yaşam alanlarının ve ekosistem bütünlüğünün korunması amacıyla samimi ve kesintisiz bir çaba göstermektedir. Buna karşılık, belirli yapıların etik dışı tutumları ve eylemleri nedeniyle elde edilen kazanımların zedelendiğini ve doğa koruma alanındaki ilerlemeyi geriye düşürdüğünü görmekteyiz.
Bu kapsamda, Akdeniz Koruma Derneği’ne ilişkin olarak doğrudan sahada tespit edilen bir dizi olgu bulunmaktadır: Marmaris Gökova Karacasöğüt’te Özel Çevre Koruma statüsüne rağmen marina yapılması yönünde verilen görüşlerde Akdeniz Koruma Derneği’nin referans alınarak sürece dahil edildiği, dernek yaklaşımının ekosisteme zarar verecek bir projenin ilerlemesine zemin hazırlayarak proje sahiplerinin yöre halkı ve doğa savunucularına karşı kendilerince argüman geliştirmek ve tartışmaları bastırmak için söz konusu derneğin görüşlerini dayanak olarak kullandıkları görülmüştür. Aynı alanda hemen ardından başka bir derneğin yaptığı sualtı araştırmaları sonucunda çıkan rapor ve yereldeki derneklerin büyük çabalarıyla Karacasöğüt Koyu ilgili bakanlıkça “1.derece sualtı arkeolojik SİT alanı” ilan edilmiş ve bu eşsiz koyda önerilen marina projesi durdurulabilmiştir.
Balıkçılığa kapalı alanları belirleme sürecinde, karar verici yetkili kurumlar ve balıkçılar arasında aracılık ve yönlendirme rolü üstlenen derneğin kıyı balıkçılarının kapsayıcı rızasını ve görüşlerini almadan, eşitliği ve güven tesis edici niteliğine gerekli önemi vermeden, toplum tabanlı proje ilkelerine aykırı tepeden inme tutumları Kaş, Datça, Palamutbükü, Çalış, Fethiye, Bozburun, Söğüt, Hisarönü ve Selimiye’de geleneksel kıyı balıkçıları arasında ciddi kırgınlık ve kızgınlık uyandırırken, geçimini denizden sağlayan yöre insanında güven ve saygı sorunu oluşturmuştur. Yöredeki STK’lar ve yerel paydaşların gerçek anlamda içinde olmadığı münferit doğa koruma girişimlerinin başarısından söz edilemeyeceği gibi, ilgili kilit yerel paydaşları sonunda küstüreceği açıktır.
Akdeniz fokunun kritik ve mahrem kıyı mağaralarında; yeterli insan kaynağı, teknik kapasite ve uygun yöntem eksikliğinde, kısacası yeterli altyapı sağlanmaksızın dernek yönetimince saha çalışmalarına geçilmesine izin verilmesi sonucunda, açıkça tür üzerinde istenmeyen baskılara zemin hazırlandığı anlaşılmaktadır. Bu çerçevede, görsel belgelerle de tespit edildiği üzere, bir dişi bireyin mağara içinde yattığı platformdan yoğun stres ve panik haliyle denize kaçarak barınma alanını terk etmek zorunda kaldığı tespit edilmiştir. Bu özensiz yaklaşımların, biyolojik araştırmalarda canlılara ve yaşam alanlarına zarar verilmemesi yönünde en temel evrensel ilkelere aykırı olduğu açıktır.
Diğer bir örnekte ise, gerçek habitat gereksinimi temelinde hiçbir bilimsel gerekçe bulunmadığı halde, Akdeniz foklarının zaten kullandığı milyonlarca yıllık jeolojik oluşumlu, su dolu kıyı mağaralarının doğal karakteristik yapısı bozularak, “restorasyon” adı altında, mağara içerisine plastik jüt çuvallar içinde çimento bazlı beton blok uygulamaları yapılmıştır. Anlamsız bu eylem genel anlamda başkalarınca manipüle edilmeye açık olup, doğallığını koruyan civar kıyılarda zaten yapılaşma öngören kimi kaynakların, kıyı mağaralarında benzer “yapay çözümler” öne sürme ve doğal kıyı habitatı üzerine potansiyel inşaat projeleri planlama eğilimlerini cesaretlendirir ve destekler. Ayrıca, yüksek endemizm içeren hassas mağaraların ekosistemleri, jeomorfolojik yapısı, deniz suyu fiziksel dinamikleri, sesil omurgasızları ve karanlık/yarı karanlık ortamlarda yaşayan flora ve fauna bileşenlerinin içeriye konan beton bloklarla doğal bütünlüklerinin bozulması açısından etik ve bilimsel çerçevede ciddi riskler oluşur. Sonuçta, bu oldukça yanlış yaklaşım mağara doğal yapısının bozulması ve habitatın kalbinde durup dururken plastik kirliliğine nedendir. Ancak esasen, bu nadir türün habitatını inatla beton platformlu mağaraya indirgeyen yanlış tutum ve eylemlerin, geniş kıyısal habitatlara yönelik derin perspektifli koruma planlamaları yerine mağara bazında noktasal yaklaşımlara yönlendirici ve M. monachus habitatlarına bütünleşik bakıştan uzak, ucuz ve göz boyayıcı işler olduğu açıktır.
Tüm bu olumsuzluklara ek olarak, koruma ve bilimsel izleme faaliyetleri yürüttüğünü ve karar alma süreçlerine bilimsel katkı sunmayı amaçladığını beyan eden STK’nın Gökova’da, sağlıklı Posidonia oceanica deniz çayırı alanlarının sökülerek Gökova–Ören’de bir termik santralin soğutma suyu çıkışına taşınması karşısında bu projeye dair herhangi bir eleştirel değerlendirme ortaya koymaksızın seyirci kalması; potansiyel riskler barındıran benzer müdahalelerin önünü açabilecek bir zemin oluşturmaktadır. Derneğin, kuruluş tarihinden önce zaten yapılmış olan bazı doğa koruma işlerini, delilleri ile ortaya koyulacağı üzere, kurumsal olarak kendileri yapmış gibi gösterdikleri de değişik zamanlarda tespit edilmiştir. Fon sağlayıcılara başarı unsuru olarak raporlanan hassas ve tartışmalı nitelikte çalışmaların (biyokütle, balıkçılık gelirlerindeki değişim, habitat doğal yapısının değiştirilmesi vb…), ilgili bilimsel akademik çevre ve konusunda ihtisaslaşmış kurumlarla ön değerlendirme bile olmadan ve görüş alışverişi süreçleri işletilmeden yapılması, karar vericiler ile yerel paydaşları yanlış ve yanıltıcı kararlara yönlendirmektedir. Akdeniz Koruma Derneği Başkanı olan kişinin, önceki dönemde yönetiminde bulunduğu TINA (Türkiye Sualtı Arkeolojisi Vakfı) tarafından etik olmayan ve sorumsuz davranışları gerekçesiyle istifa etmesi istenmesi ve sonuçta görevden uzaklaştırılmış olması, söz konusu etik sorunların münferit olmadığını ortaya koymaktadır.
Bunlara ek olarak, Akbelen ormanları ve zeytinliklerinin kesilmesi ve habitatın tahrip edilmesine kök neden olan, Milas ve Bodrum’un temel su kaynaklarını kurutma riski oluşturan kömür madeni faaliyetleriyle bağlantılı bir holdingin yönetim kurulu üyesinin Akdeniz Koruma Vakfı’na Mütevelli Heyeti Üyesi yapılması ve Yönetim Kurulu Üyeliğine atanması, doğrudan ekosistem tahribatı ile ilişkilendirilen bir aktörün STK karar organlarına dahil ve taltif edildiğini göstermektedir. Bu atama, doğa koruma ahlaki ilkeleriyle bağdaşmadığı gibi kamu yararı açısından da kabul edilebilir değildir. Bu etik dışı harekete karşı, kurum içinden ve dışından gelen “yeşile boyamaya” yönelik meşru itirazlara yönelik demokratik ve şeffaf bir değerlendirme süreci işletilmesi yerine, bazı çalışanların görevleri sonlandırılmış ve etik ihlaline ilişkin görüşler etkisizleştirilmiştir.
Yukarıda belirtilen durumlar çerçevesinde, bu gibi faaliyetlerin uluslararası literatürde “yeşile boyama” (greenwashing) olarak tanımlanan pratiklerle örtüştüğü görülmektedir. Genel bir bakış açısıyla bu tür uygulamalar, doğayı koruma hedefini görünürde sahiplenirken, gerçekte ekosistemlere zarar veren ekonomik yaklaşımları ve idari süreçleri meşrulaştırmakta; toplumsal desteği zayıflatmakta; fon sağlayıcı kurum ve kuruluşları yanıltmakta; doğa koruma alanında özveriyle çalışan kişi ve kurumların emeklerini değersizleştirme ve işlevsiz hale getirmektedir. Doğa koruma çalışmaları “iki ileri, üç geri” bir döngüye mahkûm edilmekte; bu durum kamu vicdanını olduğu kadar, doğa korumada saha çalışanlarını, geleneksel balıkçıları, yöre insanını, bilim insanlarını, fon veren kuruluşları, çevre platformlarını ve ilgili tüm paydaşları doğrudan ilgilendirmekte ve olumsuz etkilemektedir.
Bizler, bağımsız sivil toplum kuruluşları, uzmanlar ve doğa korumacılar olarak, kabul edilemeyecek uygulamalar içinde bulunan yapılarla birlikte hareket etmeyeceğimizi, işbirliği yapmayacağımızı, doğrudan veya dolaylı olarak desteklenmelerini uygun bulmadığımızı kamuoyuna açıkça bildiririz. Etik değerlerin doğa koruma çalışmalarının ayrılmaz bir parçası olduğunu; fon sağlayıcı kurumların destek verecekleri yapıları güçlü etik filtrelerden geçirmeleri gerektiğini; fon veren kuruluşların da süreçlerde taraf olan paydaşlar arasında bulunduğunu vurgulamak isteriz.
Doğanın korunması, yalnızca iyi niyetle değil, temel ahlaki ve bilimsel ilkelerin bütüncül olarak uygulanması ile mümkündür. Doğa koruma alanında etik olmayan davranışlara sessiz kalmak ortaya çıkan zarara ortak olmakla eşdeğerdir. Bu nedenle, doğayı koruma iddiası olduğu halde doğaya zarar veren her türlü yapıya karşı medeni cesaretle açık bir tutum almak zorunludur.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Doğa Korumada Etik Müttefikliği
30 Ocak 2026
Sen de Gündem Fethiye'ye abone ol, gerçeğin yanında ol!













